Mimarların [Kendi] Kitapları
Dev İnisiyaller,
Dar Kolonlar

Şubat 2020, Cengiz Bektaş’ın karşısında oturuyorum. Üzerinde muhtemelen kalıbını kendisinin çizip terziye emanet ettiği hâkim yaka gömleği. Öğle yemeği sonrası saatler, birlikte kahve içiyoruz. Defterimde grafik tasarıma ve editöryel kararlara dair sorular alt alta dizili. Ziyaret sebebim, yaptığı onlarca kitabın içerik kurgusu ve tasarım süreçlerine dair sorular sormak. Ben bir izlek tutturmaya çalışsam da nafile, Bektaş evreninde bir yolculuktayım, istikametin belirleyicisi kendisi. Kırk gün sonra başka bir âleme göçeceğinden habersiz. O anlatıyor, ben dinliyorum; Nevzat Sayın da bugün açıp varlıklarını düşündüğümde “iyi ki” dediğim fotoğraflarımızı çekiyor.

Fotoğraf: Nevzat Sayın

Bektaş’ın geniş spektrumdaki üretimleri nicelik ve nitelik olarak “çok” hissi dolduruyor içime. Çocuk, şiir, derleme, inceleme türündeki betiklerinin1 sayısı 100’e yakın.2 Çok sayıda şiir, çok sayıda yapı, çok sayıda kitap… Bu dev üretimin mimarlık ağırlıklı ayağı, SALT Araştırma’nın arşiv koleksiyonuna 2016’da dahil oldu. Böylelikle Nevzat Sayın’ın otobiyografisine işleyen “okul sonrası eğitimi”nin kaynakları ulaşılabilir hâle geldi. Bu arşivde yer alan herhangi bir gezi fotoğrafının arkasında yazan açıklamanın ve gazetedeki köşe yazısının3 ortak bir derdi olduğunu söylemek mümkün: Apaçık hâliyle aktarmak.

Tüm kelimelerin seçilerek dizildiği herhangi bir kitabını elime alıp okumaya başladığımda Bektaş’ın okuruyla konuştuğunu düşünüyorum. Sabırla dizilmiş didaktik cümleler, iç içe geçmiş topografya çizgileri gibi. Bektaş, okuru kitabın merkezindeki konuya yaklaştırırken çeperi asla ıskalamıyor. Nevzat Sayın’ın “Neredeyse 40 yıl önceden…” notuyla bana hediye ettiği4 Antalya5 kitabı da buna benzer nitelikte. Halk yapı sanatı çatısı altında, bölgedeki evlerin türleri üzerine yapılmış bir çalışmanın yayına dönüşmüş hâli. “Kitabın Düzeni: Cengiz Bektaş, Nevzat Sayın” bilgisini fark ettiğimde konusunun ilgi çekiciliğine rakip yeni bir gündem oluşuyor. Paragraf başlarında yer alan inisiyal harf kullanımı, satır aralığı sıkışık başlık kullanımları, “Az çoktur” diyen kapağıyla bu iki mimarın sayfaları tasarlarken nasıl didiştiğini tahayyül etmekten bir tür keyif alıyorum. 

Antalya Belediyesi’nin desteğiyle 1980 yılında basılan bu yayın, 20,3 × 27 cm ölçülerinde ve 176 sayfa uzunluğunda. Ön kapak epey sakin. Yalnızca kitabın ismine ve logoya yer verilmiş, yazarın adı yok.6 Arka kapakta bizi bekleyen herhangi bir sürpriz bulunmuyor. Kapaktaki yardımcı başrolü üstlenen Antalya Belediyesi’nin logosunun merkezinde yer alan güneş/portakal formu, kapaktaki en Antalyalı şey. Sayfa kenarlarına 1 cm mesafe bırakarak kitabın ismi karton kapağın üzerine Bektaş’ın el yazısıyla yerleşiyor: ANTALYA. Merak ediyorum, kelimenin içinde yer alan “A”ların şablon olup olmadığına bakıyorum. Her bir “A” birbirinden farklı. Öyle ki, kitabın iç kapağında tekrar eden kitap ismi de kapaktakinden farklı kullanılmış. 4 cm’lik harf yüksekliği eskizlerinin bir köşesine ilişmiş olarak görmeye alışkın olduğumuz puntodan ayrışıyor. El yazısında daha cömert kullandığı harf genişliği yerini daha dar harflere bırakmış. Kapaktaki kullanıma ve iç sayfalardaki muhtelif Letraset uygulamalara baktıkça içimden Bektaş’ın kendine has bir harf espası benimsediğini fark ediyorum. Taş duvar gibi örülmüş harflerin arasındaki boşluklar harca dönüşüyor ve harfler alt alta, üst üste hâlleriyle sayfada kararlı bloklar oluşturuyor. 

3 kolonlu düzene sahip sayfalarda ve 27 cm’nin ilk çeyreği ağırlıkla boş alan kullanımı için ayrılmış. Başlıklar, küçük haritalar, paragraftan taşan devasa inisiyaller7 de bu kısımda yerini alıyor. Metin blokları –elbette– sağdan ve soldan hizalı. Gövde metinde kullanılan slab-serif yazı karakterinin punto büyüklüğü ve satır aralarının gevşek olması tok bir leke etkisi yaratıyor sayfada. Arabaşlıklar için seçilen yazı karakteri, metin bloklarında kullanılan karakterden daha fazla kontrasta sahip bir font. “K” ve “R”nin narin “bacak”ları başlıklara bir zarafet katıyor. Neredeyse birbirine değecek kadar bitişik satırlarda Türkçe karakterlerin “nokta”ları satırları tekerlekler gibi taşıyor. Künye ve içindekiler bölümünde karşımıza çıkan Letraset kullanımı Bektaş’ın el yazısını serif’li majüskül bir fonta dönüştürüyor.

Kitabın ayırıcı özelliklerinden –mimarların tasarladıkları kitaplarda görmeye pek de alışık olmadığımız– iç kapak, künye bilgisi, sayfa numarası, sırtta yer alan kitap ismi, fotoğraf numaraları ve kredilerine yer verilmiş. Bunlar, “çalışmanın yönetilmesi, araştırma, kitabın yazımı”nı üstlenen Bektaş’ın kitabın içerik ve nesne hâli üzerine epey düşünce ürettiğinin emareleri. Söz konusu bileşenler mimarların tasarladığı kitaplarda sıklıkla karşımıza çıkmıyor zira. O dönem Cengiz Bektaş Mimarlık İşliği’nde çalışan Nevzat Sayın’ın elinden çıkmış haritalarda kullanılan şablon rakam ve Letraset’ler dönemin teknik imkânlarının işliğin benimsediği mimari temsil teknikleriyle konuştuğu bir tavır sergiliyor. Kırk sene önce bir (hatta iki) mimar tarafından tasarlanmış bu kitabın iyi işleyen bir grid kurgusunun olması –sanıyorum gördüğüm onlarca “çalışmayan” örnekten sonra, ki aslında çok önce– şaşırtıcı.

Kendi kurallarını ve ihlallerini tayin etmiş bu kitapta fotoğraf ve çizim bulunan sayfalarda alt ve üst bant görsel içerikte ayrışıyor, metin ağırlıklı sayfalarda boş kalan üst bantlarda kitap nefes alıyor, üç kolonlu grid’in fotoğraf ve çizim kullanılan sayfalarda “bilerek” şaşırtılıyor. Bölüm başlarında neredeyse sayfada uzun bir süre okuru tesiri altına alan büyük inisiyaller, diğer sayfalarda kimi paragrafların başında gövde metin puntosuyla daha uyumlu bir boyutta karşımıza çıkıyor. Sayfa düzeninden sorumlu mimarlar onlardan beklenecek şekilde ölgün bir tasarım yerine, kendi iç dinamiği ve simetrik/asimetrik dengesi olan bir grafik tasarım ortaya koyuyor. Arka veren kâğıt, Bektaş’ın eskizlerini gayriihtiyari metin bloklarının üzerine yerleştiriyor ve sayfa düzeninin kurallarını açık ediyor.

Kitabın grafik tasarım kurgusu üzerine düşünürken zihnim, Bektaş’ın vefatından bir sene önce, 2019 yılında açtığı Çizdiklerimi Asla Unutmuyorum sergisine8 ışınlanıyor. “Ben karışmayayım, Nevzat’a bırakıyorum seçkiyi ve sergi düzenini” diyen Bektaş, gerçekten de onun gibi düşünebilme yetisine sahip Sayın’ın hiçbir kararına karışmıyor. Sergiye malzeme sağladıktan belli bir süre sonra sergisine izleyici olarak geliyor. Sergi duvarına sergi metninin yerleştirilmesi işini –Nevzat Sayın’la birlikte çalıştığım için– ben üstleniyorum. Ancak Nevzat Sayın “Ben karışmayacağım” demiyor ve Bektaş’ın el yazısının et kalınlığını anımsatacak bir fontu birlikte seçtikten sonra sağa ve sola dayalı metin blokunu dar bir duvara yerleştiriyoruz. Kırk yıllık Bektaş-Sayın tasarımı bir metin blokunu duvara yerleştirdiğimizi Antalya kitabıyla fark ediyorum. 

Çizdiklerimi Asla Unutmuyorum sergisi yerleşiminden Bektaş memnun görünüyor
{Aksi belirtilmedikçe fotoğraflar: Dilara Sezgin}

1. Bektaş’la özdeşleşen onlarca Öz Türkçe kelimeden biri “betik”.

2. Saliha Yılmaz, Cengiz Bektaş’ın Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinin İncelenmesi, yayımlanmış yüksek lisans tezi, Eskişehir, 2020.

3. 2016’dan vefatına değin yayımlanan köşe yazıları politikadan edebiyata, peyzajdan yapı ölçeğine kadar farklı konulara değiniyor. 

4. Mimarların kendilerinin tasarladığı kitaplar konusunda tez yazmama vesile olan Nevzat Sayın da bir zamanlar başka bir mimarın bu gayesini gerçekleştirmede önemli bir rol üstlenmiş.

5. Cengiz Bektaş, Antalya (Antalya: Antalya Belediyesi, 1980).

6. İlk sayfasından itibaren kullandığı okuruyla konuşan birinci tekil şahıs anlatımını düşündükçe kitabın kapağında, neden isminin yer almadığını merak ediyorum.

7. İnisiyal, Nişanyan Sözlüğü’nde şöyle izah ediliyor: ~ Fr/İng başlangıca ait, bir sözcüğün veya ismin ilk harfi.

8. Sergi, 5-22 Şubat 2019 tarihlerinde Kuzguncuk’ta faaliyet gösteren Imoga Art Space’te gerçekleşmişti.

Cengiz Bektaş, Dilara Sezgin, grafik tasarım, kitap, kitap tasarımı, mimarlık, Nevzat Sayın

DİLARA SEZGİN[12/09/2021]
Mimarların [Kendi] Kitapları
Planlı Plansızlık:
S,M,L,XL
ve ...nazaran
Farklı coğrafyalarda üretilmiş iki kitabın hayli uzak akrabalığı üzerine düşünceler.