Düşünceler/İşler
2017 yılının sonlarına doğru Nevzat Sayın’la zar zor sığıştığımız üç kişilik asansör bizi Bülent Erkmen’in huzuruna çıkarıyordu. Nefesim de bedenim de yerine sığmıyor gibiydi. Doğru doktoru bulduğunu hisseden hasta misali, Erkmen’in uzun masasına oturduğumuz an gerginliğim azaldı. Ofiste bir süredir üzerinde çalıştığımız, görsel editörlüğünü ve içerik koordinasyonunu üstlendiğim kitabın (Nevzat Sayın: Düşünceler/İşler 2004–2018) taslağını Erkmen’e gösterecek, çıkmaza girdiğimiz yolları açması konusunda destek alacaktık. Sonradan düzenli gidiş gelişlere dönüşecek olan bu ilk ziyarette, fondaki atonal ritimler, Erkmen’in sohbet esnasında bardakta azalan kahveyi fark ederek tamamlama inceliğini göstermesi gibi detayların yanı sıra sebeb-i ziyaretimiz olan monografiye ilişkin “Bu kitabı sen tasarla” cümlesi benim için dönüm noktası oldu.
Erkmen ziyaretimiz öncesinde çalıştığımız grafik tasarımcıyla türlü sebeplerden yol kat edemiyorduk. Kendi zihninin üretimi olan altmışa yakın projeye dair teknik çizim, fotoğraf, metin ve görselleştirmelere ilişkin verilmiş olan grafik kararlar, Nevzat Sayın’ın içine asla sinmiyordu. Öyle ki, bu tatminsizlik üzerine kitabın yazarı ve projelerin müellifi olan Sayın, tasarımcıyla bir hafta sonu geçirerek 700 sayfaya yakın bir kitabı “dizmişti”. Erkmen kitabın taslağını incelemiş, benim ne yapıp ettiğimi dinledikten sonra kitabın tasarım danışmanı olmayı teklif ederek bir buçuk sene sürecek olan bir başka müşterek tasarım hikâyesinin ateşini fitillemişti. Evet, kitabın tasarımcısı bendim ama sonunda 920 sayfayı bulan monografinin tasarım onayını neredeyse sayfa sayfa mimarın kendisinden alarak iki senede tamamladım.
bir anda, motive olmak adına,
bu anı belgelemek ihtiyacı hissetmiştim.
Fotoğraf: Dilara Sezgin
Erkmen’in yönlendirmesiyle başlayan bu ortak tasarım süreci, mimarların kitap yapma motivasyonlarını,1 grafik tasarım kararlarını ve birtakım tasarım kararlarında neden ısrarcı davrandıkları konusunu didiklememi sağladı. Nevzat Sayın’ın kitabını tasarlarken yeni bir refleks edinmiştim. İlk kez gördüğüm bir monografiyi elime aldığım an künyeyi açıp, tasarımcısının kim olduğuna bakıyordum. Gördüm ki Peter Zumthor, Bernard Tschumi, Emre Arolat, Şevki Pekin gibi birçok mimar, oto-monografilerinin2 tasarımcılarıydı. Örneğin beş ciltten oluşan Peter Zumthor 1985–2013 Buildings and Projects kitabının “konsept tasarımcısı” Zumthor’un ta kendisiydi. Künyede yer alan bu titr, Zumthor’un kafasındaki monografi tahayyülünü grafik tasarımcıya aktardığını, grafik tasarımcının mimara sadık kalarak kitabı tasarladığını ve tüm bunların Zumthor’un kontrolünde seyrettiğini ifade ediyordu. Mimarlık yayınları ve monografiler ilgi odağıma bu denli yerleştikten sonra beni çok heyecanlandıran bir seri keşfim oldu. Örneğin elliye yakın kitap yazmış olan Le Corbusier, birçok kitabının sayfa/kapak tasarımının yanı sıra yazı karakteri seçimi gibi kararları da kendisi vermişti.3 Bernard Tschumi mimari yayın hayatının ilk yarısında kitaplarının tasarımını üstlenmişti. Cengiz Bektaş kitaplarının özellikle proje sayfalarını, lejantına varana kadar pafta gibi kendisi düzenliyordu.
attığım mail üzerine bana iletilen
kitap-tasarımcı diyagramı,
kaynak: Bernard Tschumi Architects
kaynak: Fondation Le Corbusier
Mimarların mesleki konular haricinde de meziyetlerinin olduğu aşikâr. Özellikle söz konusu nesneler onlara ait olduğunda, tasarımlara kendi sözlerini eklediklerini sıklıkla görüyoruz. Kalem/defter taşımak için yeleklere açılan iç cepler, hâkim yakaya dönen standart gömlek yakaları, belirli bir ebada getirilen defterler… Belirli bir standardı oluşturmak ve bunu sürdürmek bazı mimarlar için epey kıymetli olsa gerek.4 Peki, mimarların tasarladıkları kitapların grafik kararları bağlamında biricik önerilerde bulunduklarını söyleyebilir miyiz? Daha doğrusu, şayet bir mimarlık kitabı tasarlanacak ise mimar neden kendisi gibi tasarımcı olan birine bu işi devretmiyor ve kendi bildiği yöntemlerle bir kitap tasarlıyor? Mimarlık eğitiminin ardından başladığım grafik tasarım yüksek lisans programına kendimi hızlıca kaptırmış olmalıyım ki, bir anda kendimi mimarların karşısında bir pozisyona sokmuştum. “Bu mimarlar da her şeyi tasarlamak istiyor” söylemini tez çalışmam5 için yaptığım görüşmeler ve yaptığım okumalarla sorgulayabildiğimi düşünüyorum.
en berbat el yazısı performansıyla kendime epey söylenmiştim.
Her kitap bir tasarım hikâyesi demek elbette. Künyelerde karşıma çıkan tasarımcıların isimlerinden yola çıkıp birtakım varsayımlarda bulunmuş olsam da, kitabın görünür/görünmez paydaşlarından dinlediğim kulis anekdotları, kafamda yer etmeye başlayan kanaatlerin zeminini yumuşattı. Bu hikâyeleri dinledikçe, başlangıçta aklımda olan “Mimarlar kitaplarını tasarlamasa daha iyi olmaz mı” düşüncesi kayboldu ve mimarların kitap tasarlarken mimarlıklarıyla bir ilişki kurup kurmadığından, içerikte neleri ön planda tuttuklarından, çizimlerin altında plan, kesit, ölçek bilgisinin yer alıp almamasından ne gibi okumalar yapabileceğimi düşünmeye başladım. Özetle, mimarların tasarladıkları monografilerinin grafik tasarım kararlarını, onların sözlü anlatılarının desteğiyle okumanın peşine düştüm.
Arşivleme, sergileme, aktarma gibi motivasyonlarla kitap yapmak isteyen mimarların bu yayınlarla ilgili derdi sayfaların tasarımıyla sınırlı değil. İçerik ve editoryal kurgu, kitap tasarımının ayrılmaz bir parçası olarak müellif mimarın6 kontrolünde. Şüphesiz, bu tespitlerim dünyada basılmış tüm oto-monografiler için katı bir kural sayılamaz. Mimarın kitap mekânını7 genellikle yapılarının bir uzantısı, sonuç ürünü gibi kurduğunu söyleyebiliriz. Kitap tasarımındaki müdahale alanını, çeşitli aşamalarda farklı muhataplar için yapılan proje sunumlarında olduğu gibi bir alana yaymayı arzu eden bu protagonistlerin kimisi, kitapları “genişletilmiş yeknesak portfolyolar” olarak tasarlama tehlikesine düşüyor. Kimisi ise bir grafik tasarımcıyla dirsek temasında, bu kez sanat yönetmeni gibi çalışıyor.
Peki bu kitaplar nasıl okunuyor? Lineer bir okuma izleği mi amaçlanıyor yoksa herhangi bir sayfayı açtığımızda onlarca bilgi önümüze mi seriliyor? Mimarın doğru ifade ettiğini düşündüğü için içine sinen teknik çizim sayfalarından geriye kalanlar her nasıl yerleştiyse makbul mü? Coğrafyamıza odaklanmadan önce başka diyarlarda neler olup bittiğine bakmamak elbette olmaz. Kısa bir dünya turundan sonra Doğan Tekeli-Sami Sisa, Şevki Pekin, Emre Arolat ve Nevzat Sayın monografilerinin etrafında dolanarak bu soruları cevaplamaya ve çoğaltmaya çalışacağım.
1. Bir başka didikleme için: Melis Cankara, “Mimarlar Neden Kitap Yazar”
2. “Oto-monografi” kavramıyla ilk karşılaşmam Selda Bancı'nın kitabı aracılığı ile oldu. Bkz: Selda Bancı, Matbu Mimarlıklar: Türkiye’de 1950’lerden 1980’lere Mimar Oto-Monografileri (Ankara: ODTÜ Yayıncılık, 2016).
3. Corbusier’nin kitap nesnesine olan ilgi ve becerisi, sanat tarihçisi Catherine de Smet’in yazdığı Architect of Books’ta açığa çıkıyor.
4. “Bazı” kelimesinin altını özellikle çizmek isterim, bu saydığım örneklere benzer hassasiyeti olan mimarlar sayıca az. Mimarlık mezunları olarak bu mitleşen kimliğin şemsiyesine otomatikman girdiğimizi düşünüyorum.
5. 2016’da MSGSÜ’de Grafik Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine başladım ve “Mimarların Mimari Pratiğinin Kitaba Dönüşümü: Türkiye’de Mimarların Tasarladığı Monografiler” isimli tez çalışmamı 2021’in başında tamamladım.
6. Sözlükte ilk anlamı yazar olan “müellif” kelimesi için projeden sorumlu mimar anlamında eklenmesi için TDK’ya 2016’da bir başvuru yapılmış. Ben de “müellif mimar”ı bu iki anlamı da birleştirerek hem projelerden sorumlu hem de yazar mimar olarak kullanmak istiyorum.
7. El Lissitzky’nin kullandığı “Buchraum” ifadesini Türkçeye “kitap mekânı” olarak çevirdim.