bir bütün olma hissi uyanabiliyor.”
Bahçeciliğin mucizelerinden belki de en büyüğü, her şeyin başlangıcı olan tohumların küçücüklüğü. Avucumun içinden ani bir rüzgârla uçup gidebilecek, oval formu kendine özgü, kâğıdımsı dokulu bir domates tohumunun ya da ağaçtan düşüp kendi başına yeni bir ağaç olmaya kalkışan sıradan bir meyve çekirdeğinin, küçücük boyuna rağmen yetişkin ve üretken bir canlı olmak için gereken tüm bilgiye sahip olduğunu bilmek nedense beni hayret, hatta hayranlık içinde bırakıyor. Bir bebeğin anne karnındaki en tohum hâlini ultrasonda görmeye benzer bir duygu bu.
ve fasulye tohumları
Tohum ekmek, herhalde hayata pozitif ve ümitle bakmanın en kolay yöntemlerinden biri. Çünkü bir bahçıvan, ekim yaptığı andan itibaren, yabancı bir göze boşluk gibi görünebilecek o toprak parçasına sadece olduğu hâliyle değil, orada yeşerecek bitkiyi de görerek bakar. Şimdiki an ile geleceği bir köprü gibi bağlamıştır toprağa girdiği andan itibaren o küçük tohum.
Peki ya, çimlenen bir avuç yeşil salata ya da dereotunun tomurcuklarını seyreltirken, ağzıma attığım o minyatür bitkilerin yoğun tadına ne demeli! Lezzetlerine bakınca, besin değerlerinin de bir o kadar yüksek olduğuna eminim. Bunu bilince de sağlıklı yaşam için mikro bitki yetiştirip yiyenleri daha iyi anlayabiliyorum. Ne de olsa bazı tohumların yeşerme süresi en fazla bir hafta-on gün. Hayatımızdaki başka birçok şeye göre geri dönüşü epey hızlı bir çaba-ve-ödül döngüsü bu.
Ve bu kural genel olarak tüm ekim süreci için geçerli. Her ilkbahar ve sonbaharda ekilen tohumların meyvelerini hemen bir ay sonra yiyebilmek, hele hele şehir hayatının ortasında bir balkona çıkıp kendi yiyeceğini toplamak, birçok anlamda doyurucu bir deneyim.
Elbette, her tohum bir başarı öyküsü değil. Küçük çocuklar gibi, o narin fidecikler de suya ve güneşe olduğu kadar, onları yetiştirenin ilgisine muhtaç. Oysa gün içinde yapacak onca iş varken ihmal etmek pek kolay bu küçük canlıları. Yeterince su vermediğim, ya da kızgın güneşte fazla bıraktığım için nice fideyi öldürmenin vicdan azabını çektim. O bükük ve cansız bitkileri çöpe doğru avucumda taşırken, bana emanet edilmiş bu canları ihmal etmiş olmanın acısıydı hissettiğim.
tohuma dönüşme hâli
Kim bilir kaçı yaşadı, kaçı öldü…
{fotoğraflar: Lisa Sardinas, 2024}