Harita verisi: Google;
Maxar Technologies,
Landsat/Copernicus
Geçmişin İpuçları
İpucu: Coğrafya

İlk gözümüze çarpan, koylar ve deniz. Şehrin denize olan kıyısında plajlar ince birer bant gibi algılanabiliyor. Şehir çok yaygın ve yoğun bir dokuya sahip. Bu yoğunluğa rağmen kıyıya yakın bazı bölgelerde hiç yapılaşmamış, tamamen yeşil, çok büyük alanlar görebiliyoruz. Bu kadar büyük bir şehirde çok değerli olması beklenecek alanların yapılaşmaması belli bir planlamaya ve doğayı koruma bilincine mi işaret ediyor yoksa başka nedenler mi var? Bir iç deniz büyüklüğündeki körfez denize bağlanırken daralıyor. Bu ölçekte bile iki yakayı bağlayan bir köprüyü ayırt edebiliyoruz. Ölçek bilgisi olmadan mesafelerin büyüklüğünü anlamak olanaksız elbette. Bu bilgi şehrin büyüklüğü açısından önemli, baktığımız imajın batı-doğu yönünde mesafe 100 kilometre. Diğer bir deyişle, Kadıköy’den İzmit merkezine olan mesafeden de büyük bir alana yayılmış bir şehre bakıyoruz, dev bir metropol bu. Bu ölçekten şehrin merkezini ya da ilk kurulduğu yeri anlamak imkânsız. Açık deniz ile körfezin birleştiği noktanın stratejik açıdan çok önemli olduğunu düşünerek o bölgeye biraz daha yakından bakalım.

Harita verisi: Google;
Maxar Technologies, Terrametrics

Kıyıdaki plajlar çok baskın bir şekilde algılanıyor. Sadece açık deniz tarafında değil, körfezin içinde de şehrin denize değdiği her noktada plajlar bulunuyor. Hangi dev metropol plajlarla bu kadar iç içe yaşıyor olabilir? Belli bölgelerde, örneğin güney yönündeki plajların arkasında planlamaya işaret eden gridal bir sokak düzeni algılamak mümkün. Kuzey yönünde ise tam tersi, yüksek yoğunluğun ötesinde organik sokak dokusu görülebiliyor. Şehrin içindeki büyük yeşil alanlar bu ölçekte çok net algılanabiliyor, bu alanların çok dik tepeler olduğu da anlaşılıyor: Buralarda yerleşim olmamasının nedeni yamaçların dikliği olmalı. Tepeler çok yoğun bir yeşil dokuya sahip. Bu da şehrin bulunduğu yerle ilgili bir ipucu. Kuzey tarafında da daha küçük olsa da yeşil alanlar, tepeler bulunuyor. Şehrin hemen her yerinde görülen bu dik yamaçların şehrin yapısında önemli bir bileşen olduğunu tahmin etmek mümkün. Biraz daha dikkatli baktığımızda güney taraftaki plajların olduğu planlı şehir parçalarının kuzeyinde, yamaçlara doğru tırmanan yapılaşmaları görebiliyoruz (A işaretli bölgeler). Normal bir yapılaşmaya izin vermeyecek kadar dik olduğunu tahmin ettiğimiz bu yamaçlara yerleşenler kimler olabilir?

Harita verisi: Google;
Landsat/Copernicus

Deniz ile körfezin birleştiği kesime biraz daha yaklaştığımızda, uzaktan homojen görünen kent dokusundaki çarpıcı çeşitliliği algılayabiliyoruz. 1 numaralı bölgenin sokak dokusunun yoğunluğu, çevreye göre farklı, neredeyse tamamı kiremit rengindeki çatıları ve alanın tanımlı sınırları burasının tarihi merkez olduğunun işaretleri. Geçmişi eskiye giden ve kendiliğinden gelişen şehirlerde gördüğümüz organik sokak dokusu bu merkezde yok. Mükemmel bir gridal sistem olmasa da şehrin baştan planlanarak kurulduğuna işaret eden düzenli bir sokak dokusu var. Bu bölgenin çevresini saracak şekilde gridal planlı ve kısmen daha büyükçe yapı adalarından oluşan kentsel düzenlerin bulunduğu görülüyor (2 numaralı alanlar). Bu bölgelerin tarihi kent merkezinden daha sonraki dönemlerde, hatta 19. yüzyılda tüm dünya metropollerinin nüfusları artarken planlı alanlar olarak geliştiğini tahmin edebiliyoruz. 3 numaralı bölgelere baktığımızda çok farklı bir durumla karşılaşıyoruz: Bu yapılaşmalar daha önce dikkatimizi çektiği gibi (önceki imaj A bölgeleri) çok dik yamaçlara tırmanan, çok çok küçük birimlerden oluşan ve tamamen organik düzende çok dar sokaklara sahip bir düzen içinde. Formel şehirden o kadar farklı görünüyorlar ki ilk bakışta yapı olduklarını anlamak bile zor, çöp yığınları olduklarını bile düşünebiliriz. Bir alttaki imajda formel şehir ile bu informel yerleşimlerin farkı daha açıkça görülebiliyor. Hiç şüphesiz, gelişmekte olan ülke şehirlerinde rastladığımız türden gecekondulara bakıyoruz. Asya, Güney Amerika ve Afrika şehirlerinde buna benzer yerleşimler bulunuyor. Tarihi şehir merkezinin planlanmış olması koloniyel bir geçmişe işaret ediyor: En baştan planlı kurulmuş bir merkez. Asya’da da kolonileşmiş şehirler var ancak bunların tamamı yerel kültürler tarafından kendiliğinden oluşup geliştirilmiş ve 16. yüzyıl sonrasında Avrupalılar tarafından işgal edilen şehirler. Bu ölçekte bir metropolün Afrika’da bulunmadığını da biliyoruz; Güney Amerika’dayız, favela’lara bakıyoruz. Favela’ların neredeyse tüm diğer Güney Amerika şehirlerindekinden farklı olarak tam da şehir merkezinde oluşu şehrimizle ilgili çok önemli bir ipucu.

Üç farklı bölgenin sokak dokusu ve
griye taranmış olarak kamusal alanlar.
3 numaralı bölgenin farkı hem dokuda hem de kamusal alan yokluğu açılarından belirgin, harita verisi: Google, Terrametrics

Dört imajda da şehrin çok prestijli olması beklenen bölgelerinde yer alan favela’lar görülebiliyor; kıyının hemen kenarında, planlı bir mahallenin içinde ya da tam yanında. Kamusal ya da özel alanların işgal edilmesiyle oluşan informel yerleşimler Asya, Güney Amerika ve Afrika’da hayli yaygın. Türkiye’de de yaşanmış olan gecekondu yerleşimleriyle benzer sosyoekonomik koşullar altında ortaya çıkıyorlar ve neredeyse istisnasız olarak kentlerin çeperlerinde yer alıyorlar. Burada ise şehrin muhtemelen en prestijli ve zengin mahallelerinin hemen yanında bulunduklarını görüyoruz. Böylesi sıradışı bir ilişkinin nedeni ne olabilir? Şehrin güney sahilindeki plaja ve arkasındaki kent parçasına bakıyoruz. Plajın büyüklüğü, tamamen kamusal kullanıma açık olması ve üzerinde hiçbir yapı bulunmaması, arkadaki mahallenin düzeni ve bu ölçekten bile hissedilen yüksek mimari niteliğinin ötesinde, şehrimizin kimliğiyle ilgili en önemli ipucunu verecek olan detay kaldırımlarda saklı. Bütün plaj boyunca çok özel (elbette bilenler için ikonik) bir tasarıma sahip olan geniş kaldırımlar görülüyor. Kıyı tarafında yer alan soyut bir dalga biçimindeki kaldırım tasarımının tüm kıyı boyunca devam ettiğini, ara refüjde ve şehir tarafında ise tasarımın dil olarak kıyı tarafına benzese de farklı büyüklükteki parçalar hâlinde olduğunu görüyoruz. Kaldırımların genişliğini de göz önünde tutarsak, tüm kıyıya, dolayısıyla dev bir kamusal alana kimliğini verecek düzeyde bir tasarımla karşı karşıyayız.

Harita verisi: Google, Terrametrics

İpuçlarımız şöyle: Zengin bir kıyı coğrafyasına yayılmış bir metropol; topografyanın çok belirleyici olduğu bir konum; şehrin içinde çok dik ve yoğun bitki örtüsüyle kaplı tepeler hatta dağlar bulunmakta; şehirde düzenli dolayısıyla planlı sokak dokusuna sahip bölgeler olduğu gibi çok sayıda informel gecekondu bölgeleri de mevcut, bunlar dünyadaki benzer örneklerdeki gibi şehrin çeperlerinde değil her yerde bulunuyor ve özellikle de nitelikli olduğunu tahmin edebileceğimiz bölgelere komşu olarak dik yamaçlarda olanlar var; şehirde çok sayıda plaj mevcut, bunlardan en az birisinin olduğu bölgede kilometrelerce uzanan çok özel bir kaldırım tasarımı görüyoruz. Topografyanın böldüğü, plajların birleştirdiği şehir Rio de Janeiro’yu inceliyoruz.

...
Olha que coisa mais linda, mais cheia de graça
É ela a menina que vem e que passa
Num doce balanço a caminho do mar
O seu balançado é mais que um poema
É a coisa mais linda que eu já vi passar

Ah, por que estou tão sozinho?
Ah, por que tudo é tão triste?
Ah, a beleza que existe
A beleza que não é só minha
Que também passa sozinha

“Garota de Ipanema” [The Girl from Ipanema], müzik: Antonio Carlos Jobim, sözler: Vinícius de Moraes, 1962

Hot girls, where I'm from, we don't look like models
Tan lines, big curves and the energy glows
You'll be falling in love with the girl from Rio

Let me tell you about a different Rio
The one I'm from, but not the one that you know
The one you meet when you don't have no money
Baby, it's my love affair, it's my love affair, yeah

“Girl from Rio”, Anitta, 2021

Rio de Janeiro kendisini hiç görmeyenlerin bile hakkında yüzeysel bilgilere sahip olduğu bir şehir: Plajları, görkemli coğrafyası, karnavalı, Maracana stadyumu ve filmlere konu olan gecekonduları hakkında fikrimiz muhakkak var. Biraz daha ilgili olanlarımız Copacabana ve Ipanema plajlarından, plajların şehrin en önemli kamusal alanları olduğundan ve elbette “Girl from Ipanema”1 şarkısından haberdar olabilir. 1962’de Antônio Carlos Jobim tarafından bestelenen ve sözleri Vinícius de Moraes tarafından yazılan şarkı, Stan Getz kaydı, eklenen İngilizce sözleri ve Astrud Gilberto’nun vokaliyle rock’n roll’un tahtını ele geçirmekte olan Beatles şarkılarıyla birkaç sene boyunca tüm dünyada popülerlik yarışı yapıyor. Rio’yu, Ipanema plajını ve Bossa Nova’yı popüler kültürün öğeleri hâline getiren şarkının birkaç ilginç hikâyesi var. Stan Getz, New York’ta İngilizce kaydı yaparken, grupta İngilizce konuşabilen tek kişi gitarist Joao Gilberto’nun kapısı Astrud Gilberto. Dolayısıyla seslendirmeyi o yapıyor ve şarkıyla birlikte ünlü oluyorlar; Astrud Gilberto’nun uzun müzik kariyeri böylece başlamış oluyor. Şarkı sözlerinin İngilizce ve Portekizce versiyonları arasındaki anlam farkı da ilginç. Sıradan bir platonik aşk hikâyesi gibi olan İngilizce sözlere karşın Portekizce orijinal sözler yaşam, güzellik, sevgi ve yalnızlık üzerine daha felsefi bir perspektife sahip.2

Gelir ve imkân eşitizliğinin çok yüksek olduğu Brezilya’da3 Rio plajlarının her kesimden ve renkten insanın yan yana gelebildiği, mayo kültürünün farklılıkları yok ettiği ortamlar olduğunu da popüler kültürün şehir efsanesi olarak duymuşuzdur. Gerçekte, plajlarda bile bilenlerin hemen ayırt edebileceği sosyal ve ekonomik kodların bulunduğunu, farklı kesimlerin plajların belirli bölgelerinde bir arada olduğunu öğrenmek şaşırtıcı oluyor. Toplu taşıma hatlarının kuzeydeki favela’lara doğru uzatılmasına Ipanema ve Copacabana gibi zengin güney mahallelerinde yaşayan kesimin karşı çıktığını, 1984 yılında başlayan “461 express” otobüs hattının durdurulması için belediye başkanını ikna ettiklerini öğrenmek ise şaşırtıcı değil. 1991’de tekrar seçilen Leonel Briozola ise hattı tekrar başlatıyor.4 Şehri gördüğümüz göreceli olarak soğuk kış aylarında plajlar boştu. Roberto Burle Marx’ın efsanevi tasarımına sahip kaldırımları ise yoğun kullanılıyordu; yürüyüş yapanlar, koşanlar, bisikletliler, işportacılar, pazar günü kapatılan yolda Capoeria5 yapanlar yaz aylarındaki yoğunluğun habercisi gibiydi. Her iyi turist gibi Caipirinha içtiğimiz kaldırım kafesindeki şarkıcı Rio’nun temiz, beyaz, neşeli turistik imajının oluşmasına katkısı olan “Girl from Ipanema”yı söyledi. O sırada henüz Anitta şehrin bambaşka yerlerinde yaşayan bambaşka kadınlardan bahsettiği “Girl from Rio”yu yapmamıştı.

Copacabana ve biraz daha batısında bulunan Ipanema şehrin gelişimini belirleyen en önemli bileşen olan görkemli coğrafyası tarafından tarihi merkezden ayrılıyor. Rio’yu görene kadar anlaşılması zor bir ayrım bu. Her ne kadar 1892’de ilki yapılan tünellerle şehrin güney bölgeleri merkezle birleşmiş olsa da bu mahalleler ve biraz daha batısındaki Leblon şehrin geri kalanından epey kopuk. 20. yüzyıl başında oluşan mahallelerin üst orta sınıf karakteri hâlâ devam ediyor. Rio’nun varlıklı kesimlerinin yaşadığı, kapılarında dikenli telli parmaklıkların ve eli silahlı güvenliklerin olduğu apartmanların bulunduğu yerler buraları. Diğer yandan, yine aynı coğrafya nedeniyle tüm Güney Amerika şehirlerinden farklı olarak gecekondu bölgeleri şehrin içinde, bu prestijli mahallelerin hemen yanında yer alıyor. Aşırı dik yamaçlarda ticari olabilecek bir yapılaşmanın olanaksızlığı aynı zamanda bu zengin mahallelerde çalışacak kişilerin şehrin çeperlerinden merkeze ulaşımının coğrafi ayrım nedeniyle zor olması bu alanlarda yağmur ormanlarının kesilerek gecekonduların oluşmasına yol açıyor. Şehrin içinde bulunan favela’ların bazıları turistik olmuş durumda. Yakın zamana kadar girilmesi mümkün olmayan mahalleleri gezmek bugün artık mümkün. Bu elbette soylulaştırma da demek. Turistik favela’ların en ünlüsü, Michael Jackson’un “They don’t care about us” şarkısının6 Spike Lee tarafından çekilen ünlü videosunun çekildiği Santa Marta. Elbette turistlerin olduğu gibi orta sınıf Rioluların da uğramadığı Jacarezinho gibi favelalar hâlâ çoğunlukta.

Rio’nun her yerine yayılmış olan “favela”lar. Turist atraksiyonuna dönüşmüş olanlar:
A: Santa Marta, B: Vidigal, C: Tavares Bastos

Guanabara Körfezi’nin sunduğu korunaklı liman olanağından yararlanmak amacıyla 1565’te Portekizli kolonistler tarafından kurulduktan sonra Rio uzun süre sivrisineklerin denetimindeki küçük bir şehir olarak kalıyor. Şehrin kaderi 1763’de Brezilya koloniyel yönetiminin başkenti olmasıyla ama asıl olarak 1808 yılında Portekiz kraliçesinin sarayını ve kraliyetin yönetimini Napoléon’un Portekiz’i işgali nedeniyle Rio’ya taşımasıyla değişiyor. Kolonyal tarihte bir tek olan bu durum Rio’nun hızla büyümesine yol açıyor. Rio’nun 19. yüzyılın ortalarından itibaren öncelikle Minas Gerais’ten gelen altın daha sonra ise kahvenin ihraç limanı olarak önem kazanması ve endüstrinin gelişmesi şehre göçün artmasına neden oluyor. 1870’te 250.000 olan nüfus 1890’da 520.000’i geçmiş durumda. Bu kadar hızlı bir nüfus artışına yetecek nicelik ve nitelikte konut üretiminin organize edilmesi olanaksız, dolayısıyla ilk favelalar da bu tarihlerde ortaya çıkıyor. 1960 yılında başkent Brasilia’ya doğru tekrar yer değiştirse de, Rio endüstrisinin gelişmesiyle büyümeye devam ediyor. Bu tarihte Rio nüfusu yaklaşık üç milyon. Bugün Rio de Janeiro ve Guanabara Körfezi’nin doğu yakasındaki Niteroi’yi içeren metro bölgesinin nüfusu ise 13 milyonu bulmuş durumda. Böylesi devasa bir nüfus, çok zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen gelir ve servet dağılımından dünyanın en eşitsiz ülkelerinden birisiyle bir araya gelince nüfusun büyük bölümünün informel konutlarda yaşaması (nüfusun yaklaşık dörtte biri), informel sektörlerde çalışması (nüfusun yaklaşık üçte biri) ve herkesin gündelik yaşamını etkileyen çok yüksek suç oranları ortaya çıkıyor.

Riolular mahallelerdeki zengin-fakir ayırımını vurgulamak için “asfalt” ve “favela” tanımlarını kullanıyor. Otoriteler Rio’nun tarihi boyunca favelaları ortadan kaldırılması gereken bölgeler olarak görüyor; temel amaç buralarda yaşayanları baskı ve zorunlu tahliyelerle boşaltmak ve mahalleleri kaldırmak. Bu politikaların ironik ve trajik sonucu çetelerin ve suç örgütlerinin güçlenmesi oluyor.7 Özellikle orta sınıflar tarafından soylulaştırılması mümkün olmayan kuzey bölgelerindeki favelalar devlet otoritesinin olmadığı, çetelerin güç savaşları nedeniyle her gün çatışma ve ölümlerin yaşandığı kurtarılmış bölgeler hâline geliyor. Rio, Brezilya’nın suç başkenti unvanını Sao Paulo’dan devralınca, 2008 yılında Rio Eyalet Hükümeti, Rio Belediyesi ve Federal Hükümet ortaklaşa “Unidade de Polícia Pacificadora” projesini başlatıyor. Temel hedef favelalardaki kontrolü suç örgütlerinden almak ve yaşayanlara temel sosyal servisleri götürmek. Çetelerle işbirliği yapmakla ve aşırı şiddet kullanmakla suçlanan askeri polis (Rio ve Sao Paolo’da yılda 1.000 kişi öldürüyor) bu projeye dahil değil; şiddete ve yolsuzluğa bulaşmamış yeni bir polis birimi kuruluyor. Toplum odaklı polislik olarak adlandırılan bu proje, bakılan yere ve kişiye göre hemen başarı kazanıyor. Pasifize edilen mahallelerde şiddet hemen azalıyor, çöp toplama gibi kentsel hizmetler güvenilir ve sürekli hâle geliyor. Öte yandan, UPP birimlerinin yöntemleri çok tartışmalı; yaşayanların günlük yaşamına kontrolsüz şekilde müdahale yapmakla eleştiriliyorlar. Pasifleştirme sonucu artan güvenle bu bölgelerin hızla soylulaştırmaya uğraması da eleştiri konusu; bu, Rio’nun en fakir kesimlerinin kent merkezi dışına, çeperlere doğru itilmesi demek. Bir anlamda varlıklı kesimler için şehir merkezinde alan açılıyor. Diğer bir eleştiri de bu mahallelerde çete şiddetinin yerini polis şiddetinin almışı olması. Dolayısıyla UPP projesi bazı problemleri bazı kesimler için çözerken Rio’nun en fakir kesimi için yeni sorunlar yaratıyor.8 UPP tarafından ilk pasifize edilen favela, aynı isimli çok etkili ve ünlü film sayesinde tanıdığımız Cidade de Deus. Bu mahallenin Rio Olimpiyat köyünün yapıldığı bölgeye komşu olması elbette çok anlamlı. Pasifize edilen favelalardaki çeteler daha büyük ve kontrolsüz olan Complexo de Alemão gibi mahallelere gidiyor. Zaman zaman bu mahallelere de ordu yardımıyla giriliyor, kanlı “temizlik” operasyonları yapılıyor

Rio’da UPP projesine alternatif olarak sivil toplum kuruluşları tarafından da projeler geliştiriliyor. Coletivo Papo Reto (açık konuş kolektifi) en kalabalıklardan olan Alemão ve Penha favelalarında gerçekleşen olaylar hakkında birinci elden ve ana akım medya dışı bilgi vermeyi hedefliyor. Bu sayede ana akım medyada yansıtılan favela imajının ne kadar doğru olup olmadığını göstermek istiyorlar. Coletivo Norte Comum ise favelalara kültürel etkinlikler götürüyor. FLUPP edebiyat festivali UPP tarafından pasifize edilen favelalarda gerçekleşiyor, bu mahallelerde yaşayan yazar ve şairlerin katılımını amaçlıyor. Rio’nun en eski favelasının 2023’te 125 yaşına girecek olması, şehir otoritelerince ortadan kalkması gereken sorunlu bölgeler olarak görülen bu mahallelerin yaşayanların gözünde çok farklı bir konumu olduğunun işareti. Mahalle dayanışmasının çok yüksek olduğu, herhangi bir kamu kurumundan destek almadan oluşmuş, büyümüş ve sürdürülmüş bu mahalleleri korunması gereken tarihi bölgeler olarak görmek de olanaklı. Rio’da hedefi tam da bu olan 11 favela müzesi bulunuyor.9

Rio 2016 Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği başvurusunda yapacağı yatırımların şehri tüm kullacıları için daha iyi bir yer hâline getireceği sözünü veriyor, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin yol açtığı sorunların yanında bu ölçekteki bir metropolden beklenebilecek çok ciddi çevre ve ulaşım sorunlarını da çözeceği iddiasıyla projeler öneriyor. Toplu ulaşımla ilgili olarak yapılan BRT hatları (Metrobüs benzeri) daha uygulanmadan eleştiri konusu oluyor. Olimpiyat köyü çevresindeki imara açılan yeni bölgelere ucuz işgücü getirmeyi hedeflediği, zaten mevcut olan bazı hatların yerine yapıldığı için toplam seyahat sayısı değiştirmediği, olimpiyatlardan sonra durakların bir kısmının kapandığı ve otobüslerin depolarda beklediği, bu hatları yapabilmek için kaldırımların daraltıldığı, lastik tekerlekli ulaşıma mahkûmiyeti artırdığı gibi yorumlar var. En büyük yatırımın yapıldığı spor yapılarıyla ilgili beklentiler gerçekleşmemiş durumda, olimpiyat parkındaki spor yapılarının atıl olarak durduğu, sökülerek okul yapısına dönüştürülecek olanlarında da henüz uygulamaya geçmemiş. Çevre sorunlarından en önemlisi olan Guanabara Körfezi’nin temizlenmesi için yapılan altyapı projeleri de henüz uygulanamamış.

Rio aklımızdaki kartpostal benzeri imajından çok farklı bir şehir. Şehrin birçok noktasında köşeyi dönünce insanın karşısına çıkan görkemli bir coğrafyayla insan yapımı şehrin bileşiminden oluşan vistaların çok ötesinde katmanları bulunuyor. Her dönemden çok sayıda ve olağanüstü nitelikli modern mimarlık örnekleri var; Copacabana’dan Botafago’ya kadar olan kıyıda yer alan Burle Marx tasarımı Flamengo Parkı ve içindeki Affonso Eduardo Reidy’ye ait Modern Sanatlar Müzesi, Rio’nun karşısında, körfezin diğer yakasındaki Niteroi’de Niemeyer tasarımı Niteroi Çağdaş Sanatlar Müzesi, Fonseca tasarımı dev Rio katedrali, kent merkezindeki eski limanda bulunan Calatrava tasarımı Amanha Müzesi mimarlıkla ilgilenenlerin tanıyacağı birkaç örnek. Niteroi Müzesi dışında birbirlerine çok da uzak olmayan bu yapıları gezerken genellikle yürüdük. Mevsimden mi bilinmez, eski şehir merkezi dışında sokaklarda çok da yürüyen yoktu. Bu durumda Rio’nun coğrafi olarak fragmente yapısının şehrin bölgelerini birbirlerinden fiziksel olarak ayırması kadar, sosyal ayrımların da etkisi olabilir. Yılın altı ayı Sao Paolo’da yaşayan ve toplumda politik, cinsel yönelim gibi tercihlerinden dolayı eşitsiz davranışa uğrayan farklı kesimler için bir kolektif yürüten arkadaşımızın Brezilya şehirlerinin güvenli olup olmamasıyla ilgili sorumuza verdiği yanıt, güvenlik konusuna ilişkin iyi bir perspektif içeriyordu. Şehirlerin güvensiz olduğuyla ilgili haberlerin özellikle abartıldığını, orta sınıfların fakirler gelip ellerinden mallarını alacak paranoyası içinde olduğunu, güvenlik sorununun öncelikle bir algı meselesi olduğunu söyledi. Brezilya’da bir hafta geçirip bu konuda yorum yapmak imkânsız elbette, ancak Rio’nun turistik bir kartpostal şehir olmadığını da Maracana’da telefonumu yankesicilere kaptırınca anlamış oldum.

1. Antônio Carlos Jobim’in 1962’de bestelediği şarkı 1964 yılındaki Stan Getz yorumuyla uluslararası üne kavuşuyor.

2. Portekizce orijinali: Olha, que coisa mais linda, / Mais cheia de graça, / É ela, menina, / Que vem e que passa, / Num doce balanço, / A caminho do mar. / Moça do corpo dourado, / Do sol de Ipanema, / O seu balançado / É mais que um poema / É a coisa mais linda / Que eu já vi passar / Ah, por que estou tão sozinho? / Ah, por que tudo é tão triste? / Ah, a beleza que existe / A beleza que não é só minha, / Que também passa sozinha. / Ah, se ela soubesse / Que quando ela passa, / O mundo sorrindo / Se enche de graça / E fica mais lindo / Por causa do amor.
Bire bir çeviri: Look at such a pretty, / Graceful thing, / It’s her, that girl, / Who comes and passes / With a sweet swing, / Walking toward the ocean. / A girl with a body tanned / By the sun of Ipanema / Her swaying / Is more than a poem / She’s the prettiest thing / I’ve ever seen pass by / Oh, why am I so alone? / Oh, why is everything so sad? / Oh, the beauty that exists / Beauty that is not only mine, / That also passes alone. / Oh, if she only knew / That when she passes / The smiling world / Fills with grace / And becomes prettier / Because of love.
Resmi çeviri: Tall and tan / And young and lovely, / The girl from Ipanema / Goes walking / And when she passes, / each one she passes goes, ‘Ah…’ / When she walks, / She’s like a samba / That swings so cool / And sways so gently / That when she passes, / each one she passes goes, ‘Ah…’ / Oh, but he watches so sadly / How can he tell her he loves her? / Yes, he would give his heart gladly, / But each day when she walks to the sea, / She looks straight ahead – not at he… / Tall and tan / And young and lovely, / The girl from Ipanema / Goes walking / And when she passes, / he smiles, but she doesn’t see…

3. Oxfam’ın ekonomik eşitsizlik raporuna göre Brezilya gelir eşitliği açısından komşuları Arjantin ve Uruguay’ın 30 sene gerisinde. İspanya’nın ise 60 sene.

4. B.J. Godfrey, O.M. Arguinzoni, “Regulating Public Space on the Beachfronts of Rio De Janeiro”, Geographical Review 102, no. 1 (Ocak 2012): 17-34.

5. Brezilya’ya özgü genellikle samba eşliğinde yapılan dans, akrobasi ve dövüş sanatı. Afrika’dan köleleştirilerek getirilenlerce 1500’lerden beri yapılıyor.

6. Ömrü boyunca beyazlaşmaya çalışan Michael Jackson’un böylesi politik içerikli bir şarkı yapması şaşırtıcı olsa da Rio’nun her düzey yöneticisinin bu filmin çekilip yayınlanmasının tam da olimpiyat adaylığı başvurusu yapan şehri küçük düşüreceği nedeniyle engellenmeye çalışılması şaşırtıcı değil.

7. C. Cipolla, R. Afonso, B. Pel, R. Bartholo, É Silva ve D.P. Júnior, “Game-changing in transformative social innovation: reconnecting the ‘broken city’ of Rio de Janeiro”, Ecology and Society 22, no. 3 (Eylül 2017),

8. A. Isacson, Observatario de Favelas. “Pacification”, The Rio de Janeiro Reader: History, Culture, Politics, ed. D. Williams, A. Chazkel ve P. Knauss (Durham-Londra: Duke University Press, 2016).

9. T. Williamson: “Favela vs asphalt: Suggesting a new lens on Rio de Janeiro’s favelas and formal city”. Comparative Approaches to Informal Housing Around the Globe, ed. U. Grashoff (UCL Press, 2020).

Arda İnceoğlu, deniz, favela, Geçmişin İpuçları, kent, Olimpiyat Oyunları, plaj, Rio de Janeiro, şehir