[=]
Bir aylık bir esin ardından yine ele avuca sığmaz bir anomaliyle karşınızdayım. Yaz aylarıyla eşlediğim yazılarımın bilinçsizce daha çok mekân üzerine yığılan fikirlerimin mini bir seçkisi gibi olduğunu fark ettim. Tabii ki bağlamsal bağıntılarımı sıyırmak ne mümkün, ama derim ki gelin bu metinde tekrar bilinç-altını üstüne getirelim ve şehrin görsel çöplüğüne bir dönüş yapalım. Hâlihazırda dışlanmaya mahkûm edilmiş bir güruha mensup olduğunu göz önünde bulundurarak bu delibozuk çökeltiyi oluşturan öğelerden hiçbirinin kendini geride bırakılmış hissetmesini istemem şahsen. Şimdiye kadar kulüp tuvaletlerine ince ince nakşedilmiş karalamalara ve sokak duvarlarının seksapalitesinden sorumlu soyulmuş posterlere göz attık. Bu sefer ise benim için çok özel olan ve kent yüzeylerinde zuhur eden bu gaipten göstergelerin daimi yoldaşı sevgili çıkartmalara bakmak isterim. Daha evvel yırtık posterler için çamaşır benzetmesi yapmıştım üçüncü metinde. Sokak üzerinden inşa ettiğim bu üç bileşenli analojiyi tamamlamak icap ederse, yüzeye nüfuz etme suretiyle kalıcı bir iz bırakma ve ayrıyeten estetik paralellikleri üzerinden grafitileri dövmeye, çıkartmaları ise daha pratik bir müdahale mahiyetinde aksesuara benzetirim ben. Şehrin sürekli şikâyetlendiğimiz o sıkıcı tarzını bir nebze de olsa renklendirebilmek veya daha radikal bir düzeyde katı aurasını buharlaştırabilmek (all that is solid melts into air)1 için bu tarz gündelik kişiselleştirme girişimleriyle “süsleriz” sokakları durmadan. Kıyafetler veya dövmeler daha net bir estetik zevk belirtisi vaat etse de aslında aksesuarlarımız da bir o kadar güçlü tılsımlardır stilimizin siluetini çizen. Bazen kulağımızdan hiç eksik etmediğimiz küpelerimiz veya boynumuzda izi çıkmış zincirlerimiz gibi bir değer taşıyabilecek potansiyeldeki bu ziynet emareleri bazen de o gün takıp çıkardığımız bir yüzükle eşdeğer olabilir pekâlâ.
Filmi biraz geri sarıyorum: Bir aylık kendime kafa tatili vermemin çeşitli lojistik sebepleri olsa da asıl sebebin yazmakta tıkanmış hissetmem olduğunu söyleyebilirim. Hâlbuki yazı yazmak basit bir matematiksel işlem olarak görülebilir kimileri için. Belki basit demesek bile en azından formülü olan bir şey olduğunu iddia edebiliriz. Benim ise hâlâ çözemediğim ama uğraşmaktan da bir o kadar keyif aldığım bir denklem olduğu kesin. Belki de hep bir bilinmeyen kalacak benim için. Kim bilir? Sanırım görerek yazmaktan yazarak görmeye geçişimin çok kıymetli ve sancılı gelgitleri bunlar. Aslında niyetim bu tarz rasyonel bir benzetmeye negatif anlamlar yüklemek değil. Söylemeye çalıştığım, doğru ya da yanlış herhangi bir sonuca ulaşmak için bu tarz işlemlere ihtiyaç duymamız. Bize dayatılan denklemlere itaat etmeyip sonuç vermeseler dahi kendilerimizinkini inşa etmek buradaki püf nokta diyebilirim. Düğüm attım, fiyonga geçiyorum: Yine benzer kreatif bir blokajın kıyısında imdadıma yetişti çıkartma da, bu tıkanıklığı açan bir pompa vazifesi görerek. Tabii ya! Niçin ben de yapmıyordum bu son derece basit, hızlı ve etkili eskiz egzersizini? Vaktimiz yok, imkânlar kısıtlı, türlü fırsatlar ayağımıza serilmiyor, kimsenin merak radarına takılmıyoruz. Eh, iş başa düşer bir noktada… İngilizcede “Yap da görelim!”, “Söylemesi kolay!” yerine geçen easier said than done diye bir ifade vardır. Tersten yaklaşırsak olaya, bazen de yapması üzerine düşünmekten veya konuşmaktan daha kolay şeyler olduğunu düşünüyorum ben. Çıkartmalar da yüzde yüz böyle bir oluşum. Harbiden başlıktaki vurgu gibi “yapıştır-geç” bir eylem. Ben de bu sessiz emir kipine riayet ettim en nihayetinde ve böylece sokakta gördüğüm niceleri sayesinde yapmaya başladığım, yaptıkça da ayna yansıması gibi kendimi gördüğüm bir deneyime dönüştü bu iş benim için. Şimdi bu karneye bakarak kolayca dökebiliyorum ki ben aykırı, seksi ve muzip şeyleri seviyorum, imgelerle ve kelimelerle oynamayı seviyorum, dengede olmak için dışarı püskürtmem gereken özgüvenimi resmetmeyi seviyorum. Daha doğrusu öyleymişim, tekrar bana hatırlatıldığı üzere.
İngilizcede sticker sözcüğü direkt eylemin amacını vurgulayan yapıştırmak [stick] yani eklemeye atıfta bulunurken Türkçedeki karşılığı olan “çıkartma” işlemin kendisine ve sürece odaklanarak transfer kâğıdının negatifinin alınması üzerinden çıkarmaya referans verir. Diller arası böyle bir mukayese yapma nedenim çeviride yitirilen anlamlar olduğuna işaret etmek değil, aslında bu işaretlerin farklı anlamların bir arada var olduğu çoklu bir yapıya mahal verdiğine vurgu yapmak. Her ne kadar ilk bakıldığında niceliksel üstünlüklerinden ötürü sayılara gitse de aklımız, ben daha çok artılar, eksiler, çarpma, bölme ve eşittir sembollerinden oluşan bir kompozisyon görüyorum çıkartmalarla kaplı bir yüzeye baktığımda. Belki farklı fontlarla yazılmış semboller bunlar, ama her birinin eşsiz bir kuvveti olduğu da kesin. Yazının strüktürünü semiyotik temeller üzerine kurmam da bu sebepten. Zira çıkartmalar yoluyla kenti kişiselleştirme pratiği de tasarım seçimlerinin, yerleştirmenin ve hatta yapıştırma eyleminin kendisinin kişisel veya kolektif kimliklere, niyetlere ve bağlılıklara işaret ettiği bağlamsal [indexical] bir uygulama olarak görülebilir.
İndeksler var oluşunun şartının başka bir gerçekliğin sinyalini vermesi durumuna dayalı olan göstergelerdir. Bir indeks, işaret ettiği şeyle doğrudan, fiziksel veya nedensel bir bağlantısı olan bir işaret türüdür. Bu ilişki aracılığıyla göndergesine işaret eder veya direkt onu gösterir. Hatta bir indeksin anlamı, nerede ve ne zaman göründüğüne bağlı olarak bile değişebilir. İkonlar ve semboller gibi diğer işaretlerden bu anlamda farklıdır, çünkü anlamı bir gerçeklikle bağlantısına sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sebeple dizinsel işaretler aslında bağlama son derece bağımlıdır diyebiliriz. Bu bağlamda indeksellik, kentsel çıkartmaları da sadece dekoratif unsurlar olarak değil, fiziksel yerleşimleri ve kentsel çevreyle kurdukları ilişkilenmeler temelinde daha derin anlamlar taşıyan işaretler olarak görmemizi sağlar. Örneğin bir çıkartmanın konumu, o noktanın belirli gruplar veya bireyler için önemini gösterebilirken üzerindeki aşınma ve yıpranma ise ne kadar süredir orada olduğunu ve hangi çevresel faktörlere maruz kaldığını gösterebilir. Çıkartma da işte bu şekilde tıpkı bir indeks gibi sosyokültürel veya zaman-mekânsal bir gerçekliği işaret etmeksizin var olamaz. Bu sebeple yine bağlamdan bağımsız düşünemeyeceğimiz bu kentsel girdi aslında jeosemiyotik [geosemiotics]2 bir çerçevede değerlendirmelidir.
Çıkartmalar, bireylerin şehirde maddi ve mecazi anlamlarda izler bırakmalarına olanak tanır böylece. İster sanatsal ister siyasi bir ifade olsun, kişisel ifadelerimiz için bir araç vazifesi üstlenip kentsel yüzeylerin şehir rahatsızlarının farklı şiddetteki özgün seslerini anonim varyasyonlarla yansıtarak onların kişiselleştirilmiş alanlara dönüşmesine aracılık ederler. Ayrıca kamusal alanların sahiplenilmesinde benzersiz bir rol oynayarak yerel yönetimler tarafından amaçlanan kentsel ortamların homojen sosyal ve estetik kimliğine de meydan okurlar. Bu anlamda kentsel çıkartmaların kültür sanat ve pek tabii politika üzerinden şekillenen çok çeşitli kişisel ifadeleri kentsel alanların pürüzlü dokusuyla harmanlayan muzip müdahaleler arasında güçlü bir konumda olduğunu söyleyebiliriz. Bu mikro-sanat partikülleri, şehirlerin görsel ve kültürel manzarasında kolay göz ardı edilebilme potansiyellerine inat sim zerreleri gibi parıldayarak benim nezdimde kentsel bir kelebek etkisini tetikliyor.
Bu doğrultuda sticker = sen denklemi doğrudur. Yanlışsa sıkıntı var demektir. Senin estetiğin, senin düşüncen, senin söylemin, senin eylemin ve hatta ticari bile olsa senin etkinliğin için var olmadığı takdirde çıkartman da soyulup gitmeye mahkûmdur. Tabii neyi “nerede” söylemek gerektiğini atlamadan!
[-]
Soyulmak demişken! Her ne kadar posterleri soymayı desteklesem de çıkartmaları soymayı da bir o kadar kınıyorum içten içe. Üst üste bindirmeyi bile ofansif bulsam da bu işin doğal bir parçası sayabilirim. Ama şunu kabul etmekte de fayda var ki çıkartmalar geçici müdahalelerdir. Kendileri de yapıştıkları yüzeydeki asamblaj da sürekli değişim hâlindedir. Bu da aslında gündelik yaşamın geçici doğasıyla senkronize olmalarından kaynaklanır. Grafiti yazmak ise çıkartmayı da konuşmak gibi görebiliriz, söz uçar yazı kalır babında. “Bugün var, yarın yokuz” dercesine bir sekansta seyreder zira çıkartma. Bu anlamda çıkartmaların çevresel koşullar sebebiyle zaman içinde yıpranması mekânsallığın yanında zamansallığı da yansıtan indekssel bir katman oluşturur yukarıda da bahsettiğim gibi. Bu noktada çalıştığımız gerecin materyal kimliğini unutmak büyük bir hata olur. Sonuçta kim tahayyül edebilirdi ki ürünleri kolay etiketlemek için geliştirilmiş basınca duyarlı yapışkanın (“soy ve yapıştır” mekanizması) do-it-yourself ifadelerimiz için bir araç olacağını? Tıpkı aerosol boyaların vandal rüyalarımızı süsleyeceğini öngöremediği gibi… Bu denli deli divane her yere aynı şeyi yapıştırmaktaki sebep sadece görünürlüğü artırmak istemekten değil, kolay görünmezliğe düşme olasılığını da hesaba katmaktandır. Çünkü daha kâğıttan alırken bile elinizde kalabilecek hassas bir yapıdaki bu malzemeyle çalışırken hata payını düşünmek mühim. Ben bu hassasiyeti zayıflık olarak değil aslında fazla değer yüklemeksizin malzemeyle oynamamızı kolaylaştıran bir özellik olarak görüyorum. Bu yüzden çıkartmalar aslında basit bir çıktı sayesinde herkesin kentin devam eden diyaloğuna katkıda bulunabileceği bir kentsel kişiselleştirmenin taban seviyesini temsil eder.
Ama şunu da bilin ki eğer çıkartmanız kısa bir süre içerisinde ardında hiçbir iz bırakmadan terk-i diyar eyliyorsa o zaman birisi onu kondurduğunuz yerden nazikçe çıkarıp kendine saklamak istemiştir. Bir iltifat sayabilirsiniz kısacası bu eksilmeyi de!
[+]
Bir bir eklenerek birikir çıkartmalar. Biriktikçe de birleşip bütünleşirler. Zaman içinde gerçekleşen bu katmanlaşma eski çıkartmaların solması ve sürekli yenilerinin eklenmesiyle bir tür görsel palimpsest yaratır. Bu döngüsel katmanlaşma bir bölgenin kültürünün ve içinden geçen insanların ardında bıraktığı izler sayesinde o yerin hikâyesini anlatabilir bizlere. Geçmiş olayları, sosyal hareketleri veya bireysel eylemleri hatırlatan kentsel hafıza notları olarak da bakabiliriz çıkartmalara. Böylece çıkartmalar kentin değişen dinamiklerini yansıtarak kentsel alanların kültürel olarak katmanlaşmasına da katkıda bulunur. Bu çıkartmalar, şehirlerin içinde yaşayan insanlar tarafından sürekli olarak şekillendirilen, yaşanmış mekânlar olduğunu bizlere tekrar tekrar hatırlatan küçük ama güçlü unsurlardır. İster sanat ister protesto isterse de daha basit bir ifade için olsun, kentsel çıkartmalar kente çeşitli anlam katmanları ekleyerek onu sadece bir fon olmaktan çıkarıp yaşayan, nefes alan ve sesi olan bir varlığa dönüştürür.
[÷]
İçerik ya da daha doğrusu tavır olarak bakmak icap ederse, genellikle ana akım anlatıları alt üst eden ya da egemen kültürel veya siyasi ideolojilere direnen mesajlar taşır bu grafik ironiler. Totaliter anlatıları bölen ve özgün komüniteleri parlatan bir aykırılıktır da diyebiliriz çıkartma için. Toplumsal meseleler hakkında farkındalık ya da marjinal gruplar arasında dayanışma duygusu yaratma amacı taşıyabilirler bu anlamda. Çıkartmalar aracılığıyla mekânın özelleştirilmesi, kamusal alanların alternatif iletişim alanlarına dönüşmesine de aracılık eder. Çıkartmalar yerel sahnelerdeki belirli toplulukları veya alt kültürleri sinyalleyerek bölgedeki bağlılıklara işaret edebilir. Örneğin sokak sanatı veya alternatif müzik sahnesiyle tanınan bölgelerde, çıkartmalar bu kültürel akımların göstergeleri olarak hizmet edebilir ve o yerin kimliğini tanımlamaya yardımcı olabilir.
[x]
Çıkartmalar genellikle son bir söz söylemekten ziyade etkileşime davetiye çıkarır: İster biri diğerinin yanına kendi çıkartmasını eklesin, ister diğerinin çıkartmasının üzerine kendisininkini yapıştırsın, isterse de sadece çıkartmaları soysun. Bu etkileşim, şehrin işbirliğine dayalı bir ara yüze dönüştüğü dinamik ve sürekli değişim hâlinde olan bir kentsel estetik yaratır. Elektrik direkleri, trafik levhaları ya da otobüs durakları gibi sıradan kentsel yüzeyler, çıkartma sağanağıyla anlamlı görsel kültür alanlarına dönüşür. “Burası benim!” vurgusu yapan bu etiketleme işlemi, kamusal alanların geri kazanılarak farklı ifadeler ve sesler için bir platforma dönüşmesine aracılık eder. Kentsel çıkartmalar hızlı, erişilebilir ve anonim olabilmesi sebebiyle kapsayıcı bir kişisel ifade biçimidir. Kamusal ve özel alanlar arasındaki yerleşik sınır hattına sağladığı güçlü akımla bireysel veya kolektif kimliklerin kentsel çevrelerde aydınlanmalarına yardımcı olur çıkartmalar. Bu nedenle etkileri de katlanarak çoğalır kolektif bir çığ gibi.
Eğer siz de henüz derinlerde fokurdayan ve bir gayzer gibi yüzeye fışkırmayı bekleyen (sokak-)sanatsal bir dürtüye sahipseniz ve bir yerden başlamak istiyorsanız, işte fırsat bu fırsat! Tabii kendimizle çelişmeyelim, sade bir ifade de olabilir sokağa not düşmek istediğiniz. Günün sonunda herkes kendi beceriler veya düşünceler bütününün bir ürününü getiriyor yüzeye, daha doğrusu getirebiliyorsa ne âlâ! Siz de elinizi korkak alıştırmayın çok sevgili serseri ve anonim dostlar. İyice sıvayın yumruğunuzla zevkinizden kopup gelen bu parçaları yüzeye. Duvarlara zerk ettiğimiz belirteçler sayesinde terk etmediğimiz sokaklara…
{tüm fotoğraflar: Ahmet Fazıl Yenice}1. Marshall Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor (İstanbul: İletişim Yayınları, 1994). Marshall Berman, ünlü Marksist deyiş all that is solid melts into air’ı genişleterek modernitenin daha kapsamlı varoluşsal ve kültürel boyutlarına uygular. Modern yaşamdaki akış ve geçicilik duygusunu tanımlamak için kullanılan bu deyiş sanatta, mimaride, politikada veya kişisel yaşamda bir zamanlar sabit olduğu düşünülen şeylerin kırılganlığını vurgular. Berman hızlı sanayileşme, kentleşme ve toplumsal dönüşümün damgasını vurduğu moderniteyle beraber geleneksel yapıların çözülüp yeni yaşam biçimleri ortaya çıkarken insanların çevrelerinde, kimliklerinde ve aidiyet duygularında meydana gelen dramatik değişimleri nasıl deneyimlediklerini inceler. Bu bağlamda Berman’ın temel tezi modernliğin bir paradoks olduğudur; hem özgürleştirici hem de yabancılaştırıcıdır, yaratıcı potansiyele açıktır ama aynı zamanda bozulma, yerinden edilme ve kayıplarla doludur. Bu fikri kentsel duvarlar ve sokak yüzeyleriyle ilişkilendirirsek, sokak sanatının geçici doğasıyla –kentsel ifadenin sürekli akış hâlinde olması, duvarların sürekli olarak boyanması, temizlenmesi ve yeniden kullanılması– örtüştüğünü görebiliriz. Marx ve Engels’in tanımladığı sosyal ve ekonomik sistemler gibi kentsel alanlar ve semiyotik manzaralar da her zaman evrim geçirmektedir. Sanatçılar ve kentsel mekânlar arasındaki dinamik etkileşim, insanların sürekli olarak çevrelerine uyum sağladıkları ve çevrelerini yeniden şekillendirdikleri daha geniş bir modernite deneyimini yansıtmaktadır. Berman’ın modern yaşamı çalkantılı da olsa yaratıcı bir süreç olarak görmesi, kentsel yüzeylerin gelişen kültürel ve sosyal anlatılar için bir tuval işlevi görmesiyle de paralellik göstermektedir. Sokak sanatı unsurları da işte tam bu sebeplerden Berman’ın sürekli değişim, akış ve yaratıcılık ile geçicilik arasındaki gerilim olarak tanımladığı güçler tarafından şekillendirilen kentsel modernitenin ürünleridir. Berman’ın tartıştığı gibi sokak sanatı da modernitenin bu paradoksunu somutlaştırmaktadır: Geçici ama anlam dolu, sürekli silinen ama yeni ifade katmanlarıyla sürekli yenilenen.
2. Ron Scollon & Suzie Wong Scollon, Discourses in Place: Language in the Material World (Londra: Routledge, 2003). Jeosemiyotik, işaret ve sembollerin anlam yaratmak için fiziksel mekânlarla nasıl etkileşime girdiğini inceleyen dilbilimsel bir çalışma alanıdır. İşaretlerin yerleşimi, mekânsal bağlamları ve harekete geçirdikleri sosyal veya kültürel etkileşimler arasındaki ilişkiyi inceler. Bu çerçevede, işaretlerin anlamı sadece tasarımlarında veya mesajlarında değil, aynı zamanda konumlarında ve insanların onlarla etkileşime girme biçimlerindedir. Kentsel çıkartmalar da yazıda sıklıkla vurguladığım üzere işgal ettikleri alanlara derinden bağlıdır. Bu yüzden jeosemiyotik bizlere bu alanların ve çıkartmaların anlam yaratmak için nasıl birlikte çalıştığını kavramak için sağlam bir zemin sağlar. Fiziksel mekân, sosyal bağlam ve göstergenin kendisi arasındaki etkileşimi vurgulayarak, çıkartmaların kentsel semiyotik manzaraya nasıl katkıda bulunduğunu incelememize aracılık edebilir. Böylece kentsel çıkartmaların sadece mesajlarını nasıl ilettiklerini değil, aynı zamanda yaşadıkları alanlarla nasıl etkileşime girdiklerini ve onları nasıl dönüştürdüklerini hesaba katarak kentsel ortamlara okunacak ve yorumlanacak zengin, çokkatmanlı metinler olarak bakabiliriz.
