Bir Tuvalet Semiyotiği
Aramızda daha önce hiç aynası sticker’larla kaplı, duvarları, kapısı, hatta klozeti dahi grafiti ve yazılarla sıvanmış “o” mekân tuvaletinde selfie çekmemiş olan var mı? Bu fütursuzca filtresiz ve olabildiğine absürt manzara birçoğumuzun gece etkinliklerini beklenmedik biçimlerde şenlendirmiş olsa gerek. Farklı zamanlardan popüler veya altkültür öğeleriyle bezeli panoramik yüzeyler, zamansallığın sarmalandığı bu mekân parçacığı üzerinden bize bir milenyum retoriği retrospektifi sunar. İşte bu mekânları bizler için cazip hâle getiren şeyin de bu sosyomekânsal patina olduğunu ileri sürebiliriz.
Tuvaletin görsel olarak ahenkli karmaşası, gece mekânı ortamının kirlenmiş bağlamının bir sonucu olan müstehcen içeriğin kompleks bir kolajı olarak tanımlanabilir. Hatta bu görselleri ve tuvalet kabinlerine açıkça yazılmış mesajları tanımlamak için özgün bir terim olan latrinalia bile türetilmiştir.1 Alan Dundes, Fransızca latrine [tuvalet] ve -analia [bir şeyin değersiz bir koleksiyonu] son ekinin birleşiminden oluşan bu kelimeyi hem grafitinin bir duvara karalanmış her yazı için çok geniş bir tabir olarak kalmasından hem de söz konusu içeriğin sadece şiirselliğe indirgenemeyecek olmasından ötürü tuvalet şiiri [shithouse poetry] tanımına alternatif olarak önermiştir. Dundes beş kategori üzerinden ele alır bu yazıları. Bunlar (1) cinsel içerikli reklamlar veya talepler; (2) dışkılama veya idrar yapma mekaniğiyle ilgili talepler veya emirler; (3) yanlış veya alaycı talimatlardan oluşan yönlendirmeler; (4) kuruluş veya müşteriler tarafından yapılan yorumlar ve (5) kişisel ağıtlar veya iç gözlemsel düşünceler olarak anlaşılır. Mesajların içeriği üzerinden böyle bir taksonomi yapılabileceği gibi sosyomekânsal bağlama ve içerik üreticisinin karakteristik özelliklerine göre de farklı çıkarımlarda bulunulabilir bu tarz bir inceleme üzerinden ki Dundes’un makalesini takiben çok çeşitli araştırmalar da yapılmıştır bu konuyla ilgili, özellikle de cinsiyet çalışmaları özelinde.
Yani buradan, vandalizm diye kolaylıkla paketleyip kenara koyduğumuz bu olgunun aslında akademik olarak uzun yıllardır özellikle halkbilim alanında toplumun değişen veçhesini incelemek için çok kullanışlı bir etnografik malzeme sunduğu çıkarımını yapabiliriz. Sosyodilbilimsel bağlamın önemi bu anlamda etik çerçevece ekarte edilemeyecek kadar büyük olabilir zira. Bağlamın anonim girdilere elverişliliği kamusal bir alanda topluma tezat tezarühatlar atmak için güvenli bir alan tanımlıyor bizlere. Bunun sebebi tuvalet veya atıksal pratiklerin oldum olası bir tabu olarak norm dışına itelenmesinden kaynaklanmakta aslında. Bunu izole bir eyleme çevirmemizin uzantısı olarak içsel sapmalarımızı yani sosyal çevremize kıyasla uygunsuz kaçan düşüncelerimizi kusmak için de en uygun yer tuvalet olarak karşımıza çıkıyor. Tuvaletin, toplumun genelgeçer ve basmakalıp düşüncelerine itaat etmeyen ve kamusal alanda bastırılmaya mahkûm aykırı fikirlerin paylaşılabileceği bir söylev alanı oluşturması oldukça yerinde görünüyor bu açıdan.
Umumi tuvaletler, alternatif kendini ifade etme biçimlerinin keşfedilip hayata geçirilebildiği bir altkültürel direniş alanı olarak düşünülebilir bu doğrultuda. Tuvalet grafitisi, bireylerin benzeş deneyim ve duygularını ifade etmek üzere dolaylı olarak bir araya geldiği bir kolektif kimlik yaratma biçimi olabilir. Gönül isterdi ki bu yazıyı doğrudan umumi tuvaletler üzerinden ele alayım ama gelin görün ki aslında belediyecilik ve toplumsal hijyen anlamında olumlu sayabileceğimiz gelişmeler bazen de kimi kültürel katmanlaşmaların yok olmasına sebebiyet verebiliyor. Umumi tuvaletlerin bu denli standardizasyon ve sterilizasyonu neticesinde, bu niş mekânların solarak aykırı niteliğini artık İstanbulkart basarak girilen tektip bir plastik estetiğe bıraktığını gözlemleyebiliyoruz. Bu pirüpak (?) mekân herkesi kapsıyor gibi görünse de herkesi tek bir kalıba sokmaya çalışıyor gibi daha çok.
Amerika’nın sosyokültürel topografyasında yolda olmanın ve yerler arasında (liminal) olanın ayrı bir yeri bulunmasından muhtemel ülkeye yayılan bir çeşitlilik ve bu anlamda bir kamusallık sergilese de bizde sadece marjinal kesimin sıklıkla uğradığı ve kendini güvende hissettiği alanlarla sınırlı kalmakta bu yaratıcı/arıtıcı eylem. Sınırda yaşayanların kendini ifade etmesi için alternatif alanlar yaratmasından ötürü baskın kültürel normlara karşı kolektif bir tezahür ve pasif bir direniş biçimi olarak görülebilir tuvalet grafitisi. Özellikle de gece hayatı ve müzik üzerinden kurulan topluluklar için önemli bir temsil teşkil ettiği aşikâr. Deneme ve yanılmaların lekeli izleri bize bireysel olanın yanında kolektif bir yankıya dair ipuçları verse de gece kulübü tuvaletleri bağlamında farklı bir topluluk biçiminden söz edebiliriz.
Ben Malbon, dans gibi performatif pratiklerin yarattığı bu bireysel ve toplumsal coşku hissini oyunsu canlılık [playful vitality] olarak tanımlar.2 Bununla birlikte kulüp pratiğinin toplumsal deneyiminin siyaset, ekonomi ve tarih tarafından şekillendirilen diğer topluluk biçimlerinden farklı olduğunu savunur. Dans pistinde yaratılan topluluk duygusu, insanlar arasındaki anlık ve geçici bağlantılara dayanır. Rasyonel bir düşünce bağlamından ziyade sosyal etkileşim, empati ve duygular tarafından şekillendirilir bu bağlılık. Kulüp müdavimliğinin enerji ve canlılığının (geleneksel teorinin gençlik kültürlerini ve pratiklerini gördüğü gibi) ana akım kültüre karşı sıradan bir direniş biçimi olarak görülmemesi gerektiğini öne sürer Malbon ve bunun yerine, kulüpçülüğün yarattığı topluluk duygusunun benzersiz olduğunu ve kendi koşullarında takdir edilmesi gerektiğini söyler.
Hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını bedenleriyle birlikte serbest bırakan bireyler, toplumdan ya da kendi nesillerinden miras kalan sosyal ataleti kırmak için anonim bir girişimde bulunmaktadır bu vesileyle. Dolayısıyla tuvalet alanı, bu insan güruhunun günlük olarak işlemeye çalıştığı tüm filtrelenmemiş duygu ve düşüncelerin somutlaştığı yer hâline gelir. Sadece fiziksel değil zihinsel olarak da rahatsız edici ve baskı yaratan sorunların tam teşekküllü bir çöplüğüdür burası. Tuvalet bağlamında gerçekleşen bu sözde vandal eylemler, belirli toplumsal sistemlere karşı alaycı meydan okumaların bir uzantısıdır. Bilinçaltlarımızın bu şekilde bir kişilikler seli tarafından kesintisiz taarruza maruz kalışı bize gece mekânı tuvaletinin dönüştürücü yönünü kanıtlıyor.
Bu sebeple gece mekânlarının tuvaletleri, bireylerin yaratıcı benlik sunumları ve performatif kimlik inşası biçimleriyle meşgul olabilecekleri alternatif ifade alanları olarak görülebilir. Tuvalet kabininin fiziksel mekânı, parti müdavimleri için kulüp ortamının sosyal norm ve beklentilerinden geçici bir geri çekilme imkânı sunmakta olup, çeşitli sanat biçimleri aracılığıyla kişisel ifadeleri için de bir tuval sağlamaktadır. Bireysel kabinleri ve tenha alanlarıyla tuvaletlerin izole mekânsal düzeni sahne arkasındaki benliklerimizi [back stage self] gerçekleştirmemiz için gereken mahremiyet ve özerklik duygusunu vaat eder bizlere. Erving Goffman’ın sahne arkası teorisi, sosyolojide insanların kendilerini farklı bağlamlarda nasıl farklı şekillerde sunduklarını açıklayan bir kavramdır.3 Teori, insanların iki farklı “benliğe” sahip olduğunu öne sürer: sahne önü benlikleri ve sahne arkası benlikleri. Goffman, insanların içinde bulundukları duruma bağlı olarak sahne önü ve sahne arkası benlikleri arasında sürekli gidip geldiklerini savunur. Sahne önü benliği, topluma sunduğumuz versiyonumuzdur. Kamuya açık ortamlarda benimsediğimiz bu kişilik dikkatle inşa edilir, korunur ve başkalarına belirli bir imaj aktarmayı amaçlar. Öte yandan, sahne arkasındaki benlik ise özel hayatımızda yakın çevremize sunduğumuz benliktir. Bu kişilik, sahne önündeki benliğimizden daha rahat ve daha az resmidir ve genellikle daha fazla dürüstlük ve özgünlükle karakterize edilir.
Kamusal sahnede biriktirdiğimiz sosyal yükler sahne arkası olarak niteleyebileceğimiz bu iç gözlem ve kendini yansıtma alanında kolaylıkla ve özgürce açığa çıkabilir. Bu yüzden tuvalet mekânlarına girdiğimizde grafitiler, kişisel mesajlar, karalamalar ve çıkartmalar gibi son derece ifade dolu görsel ve sözel iletişim araçları bizi başlangıçta sadece işlevsel olan bu mekânın tartışmalı bir temsiline davet eder basitçe. Mekânsal bir öfke nöbeti ve dışavurumun sonucu olarak ortaya çıkan bu söylemsel-görsel kompozisyon, bu mekânlarda sıkça rastlanan bir semiyotik manzara olarak karşımıza çıkar.
Bu anlamda gece kulübü tuvaletleri, bireylerin gündelik hayatın norm ve beklentilerinden geçici olarak uzaklaştığı, kişisel deney ve keşif fırsatı sunan liminal mekânlar olarak görülebilir. Böylece bağımsız ve çok farklı bakış açılarından gelen şiirsel, politik ya da cinsel ifadeler, bu dengesiz yaratıcılık potasında sansür baskısı olmaksızın sözel ve görsel dil aracılığıyla harmanlanır. Konar-(yazar-çizer)-göçer ruhları ağırlayan ve özgü(n+r)lüğün dolup taşarak zapt edilemez bağlantılarla her yüzeye bulaştığı bir akışkanlığa tabi olan bu mekân şüphesiz ki pürüzsüzdür [smooth space].4 Bu, her zaman oluşum hâlinde olan, sınırlanamaz ve değişken bir mimaridir. İnşaları sonu gelmeyen bir döngüye tabi olan tuvaletler mekânsallığın ve sosyal etkileşimin kesişiminde sürekli şekil almaya devam etmektedir. Kontrol edilemeyen ve maddi olmayan karakterleri, belirli tasarım yönergeleri ve mimari parametrelerden bağımsız farklı bir sürekliliğe yol açmaktadır. Bu bağlamda gece kulübü tuvaletleri sosyal, kültürel ve fiziksel faktörler tarafından şekillendirilen çokkatmanlı anlam ve öneme sahip pürüzsüz mekânsal ortamlar olarak ele alınmalıdır.
Yaratıcı eylem ile gündelik söylemin hemhâl olduğu bir mekân kurgusu olarak genel itibarıyla estetik bir eğilim gösteren duvar grafitilerinden bu anlamda ayrışır tuvalet grafitileri. Bu yönüyle ilkel internet arayüzünün klasiklerinden forumlar ya da sitelerin köşesinde yer alan tagboard veya shoutbox’ın [sohbet kutucuğu] analog bir versiyonu olarak görebiliriz bu yazıları. Bireysel bir ifade aracı olmanın yanı sıra basit bir iletişim aracı olarak da kullanılır aslında tuvalet arayüzü. Tüm bunların bir adım ötesinde ise bu platformun çeşitli ifade yöntemlerini tek bir düzleme taşımaya çalışan sosyal medya platformlarının bir öncülü olduğunu söylemek pek muhtemel. Bu tarz kayda değmez olarak görülen koleksiyonlar yakın dönem tarihe, alternatif kültüre ve sokağın hafızasına dair eşsiz bir arşiv sunuyor bizlere. Beyoğlu gece hayatıyla ilgili yaptığım başka bağımsız bir araştırma için kaynak taradığımda en çok verimi Ekşi Sözlük’ten aldığımı itiraf etmeliyim. Çünkü insanların gündelik alışkanlıklarına dair maalesef çok az kayıt tutuluyor. Bu sebeptendir ki enformasyon çağı olarak niteleyebileceğimiz 2000 sonrası periyoda dair ulaşabileceğimiz bilgiler oldukça kısıtlı. Bu anlamda tuvalet özelinde de orada yazılanlar bizlere o topluluğun mizahına, kaygısına, meselesine dair çok fazla ipucu veriyor. Hatta şahsen bu nedenle bunların belirli periyodlar içinde kayıt altına alınması ve mümkün mertebe korunması gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak bu konu bağlamında bir diğer önemli hususa, üretim sürecine değinmeli tuvalet grafitisinin. Kimisi için kafa güzelliğiyle ve mekâna getirilmiş kalemle karalanmış bir cümleden ibaretken bu eylem, kimisi için pek ciddi, bu iş için özel sprey boya, stensil gibi malzemelerin mekâna taşındığı daha meşakkatli bir işlem. “Bugün de şu mekâna gideyim de şunu yazayım” dermişçesine bir hazırlık pekâlâ olabileceği gibi genelde bu tarz yaratıcı eylemlerde bulunan ve bunu bir alışkanlığa dönüştürmüş bir gruptan bahsediyoruz bu noktada bence, bu eylem özelinde. Motivasyon ne olursa olsun tüm bu yönelimler çok çeşitli renkler ve dokulardan oluşan görsel bir tortu bırakıyor ardında. Tabii zaman yine baskı oluşturucu bir etmen olarak karşımıza dikiliyor eylemi var eden süreçten de bahsedeceksek eğer. Gece gezmelerinin zirve gün ve saatlerinde tuvalet kuyruklarında hatırı sayılır bir süre boyunca beklemişliği vardır muhakkak birçoğumuzun. Bu zaman-mekânsal karalamaların da daha çok spontane bir zemini olduğunu göz önünde bulundurursak, kısıtlı vakitte böyle bir performans icra edebilmek ayrı bir alkışı hak eder diye düşünmekteyim.
Görece etik ve estetik olmayan bir dürtü ve zincirleme cesaret göstergelerinin neticesinde ortaya çıkan gece göçebelerinin ardında bıraktığı bu serbest serzeniş ve bilinçdışı mizansenden çıkarılacak çok şey var gibi gözüküyor. Teskin, telkin ve tesire hizmet eden enformel yazıtın uzaduyumsal yüzeyleri bizleri lineer olmayan bir okumaya davet ediyor. O yüzden bu yenice antika anlatının varlığını sürdürmesi adına yanında kalemini, spreyini, çıkartmasını taşıyan o güzel insanların emeği hatırına bu dinamik portala bir göz atın derim. Bakarsınız belki siz de kendinizi bir şeyler karalarken bulursunuz, belli mi olur ;)
{tüm fotoğraflar: Ahmet Fazıl Yenice}1. Alan Dundes, “Here I Sit–A Study of American Latrinalia”, Kroeber Anthropological Society Papers 34 (1966): 91–105.
2. Ben Malbon, Clubbing: Dancing, Ecstasy, Vitality (Londra: Routledge, 1999).
3. Erving Goffman, The Presentation of Self in Everyday Life (New York: Bantam Doubleday Dell Publishing Group, 1959).
4. Gilles Deleuze ve Félix Guattari, A Thousand Plateaus: Capitalism and Schizophrenia, çev. Brian Massumi (Londra: Bloomsbury Publishing, 1988).
