Tipografi Literatürü 4
Lawson, Haley, Poynor,
Friedl, Ott, Stein,
Baines ve Haslam

Anatomy of a Typeface, Alexander Lawson, 1990

Yazar Alexander Lawson, 1966 yılından 90’lı yıllara kadar yayımladığı makaleleri genişleterek kitap formuna getirmiş ve bu kitabı ortaya çıkarmış. Anatomy of a Typeface ismi bence biraz yanıltıcı; çünkü kitabın konusu yazı tiplerinin anatomik özellikleri değil. Diyagramlar, görsel detaylar, Bézier eğrileri vs. bulunmamakta. Konu, font sınıflandırması, bu sınıfların ortaya çıkışı, tasarımcıların/şirketlerin elinde tarih boyunca nasıl ilerleyip günümüze ulaştığı. Farklı türlerde 28 adet yazı tipi seçilmiş ve bu yazı tipleri tarihsel olay örgüleri içerisinde incelenmiş; Goudy Text, Hammer Uncial, Cloister Old Style, Centaur, Bembo, Arrighi, Dante, Goudy Old Style, Palatino, Garamont, Galliard, Granjon, Sabon, Janson, Caslon, Baskerville, Bodoni, Bulmer, Bell, Oxford, Caledonia, Cheltenham, Bookman, Times Roman, Franklin Gothic, Clarendon, Optima, Futura’ya ilaveten farklı başlıklarda “gazete fontları”, “script, cursive ve dekoratif fontlar”, “metal hurufattan bilgisayara harf üretimi” konuları ele alınmış.

Örneğin Bembo bölümü Monotype’ın 1920’lerde çıkardığı yeni dizgi makineleri için Stanley Morison’ın tarihi fontları tekrar gündeme alma çabasından başlıyor. Aldus Manitius’un değerinin o dönemde bilinmemesi nedeniyle yeni makineler için Bembo yerine başka fontların seçildiğini itiraf eden Morison’ın beyanını müteakip Aldus Manutius’un işlerinin ve diğer İtalyan yazı tipleriyle ilgili bilinci artıran Danial Berkeley Updike’ın 1922 yılında yayımladığı Printing Types: Their History, Forms, and Use ve 1923–1930 yılları arasında yayımladığı yedi serilik The Fleuron kitaplarının bahsi geçtikten sonra konu Aldus Manutius’a (15. yüzyıl) bağlanıyor. Aldus Manutius’un isminin aslında Teobaldo Mannucci (veya daha çok bilinen hâliyle Aldo Manuzio) olduğu, ancak dönemin akademisinde moda olduğu için ismini Latinceye çevirdiği gibi bir bilgiyi aktarıp Manutius’un hayatını ve çalışmalarını ele alarak devam ediyor. Franklin Gothic’in ele alındığı kısımda ise Gothic yazı tiplerinin tarihi birkaç paragrafta anlatıldıktan sonra, ilk sans serif yazı tipi olan IV. William Caslon’un 1816 yılında tasarladığı fonttan başlayıp, Berthold şirketinin 1898 yılında piyasaya sürdüğü Akzidenz serisinden, Morris Fuller Benton’ın 1902 yılında Franklin Gothic üstünde çalışmaya başlamasından, Futura gibi geometrik sans serif’lerin 50’leri domine etmesinin ardından çok “soğuk” ve mekanik göründükleri için gotik fontlara geri dönüşten ve gelişimlerinden bahsediliyor.

Dolayısıyla yukarıdaki örneklerde de belirttiğim üzere tarihlerin, şahıs ve şirket isimlerinin konuşulduğu referans niteliğinde bir kitap bu. Fontların anatomisini gözlemleme ve yorumlama işi, bahsi geçen fontların temel gliflerinin yer aldığı harf örnekleri vasıtasıyla okura bırakılmış.

Alphabet: The History, Evolution and Design of the Letters We Use Today, Allen Haley, 1995

Adından da anlaşıldığı üzere temel Latin alfabesinin tarihçesinden ve anatomik kökeninden bahseden bir kaynak. Majüskülleri, minüskülleri, rakamları, noktalama işaretlerini ve ampersand’i ayrı başlıklarda konu alıyor. Bunların yanında günümüzdeki tasarımların anatomilerini kısaca inceliyor. Metin yalın ve kolay tüketilebilir bir formatta. Harflerin anatomik geçmişi ana olaylar üstünden inceleniyor.

Ampersand işaretinin ilk örneği Marcus Tiro’ya atfedilir. MÖ 63 yılında Tiro’nun stenografi yazısında ortaya çıktığı söylenir. Bazı kaynaklarda ise ilk olarak MS 45 yılına ait bir papirüsün üstündeki erken Roma yazısında kullanıldığına dikkat çekilmiştir. Başka bir kaynakta ise Pompei’deki MS 79 yılına ait duvar yazılarında görüldüğü belirtilmektedir. Aslına bakacak olursak ilk olarak ne zaman ortaya çıktığına dair kesin bir bilgi yoktur.”

Typography Now Two, Rick Poynor, 1996

Typography Now’ın ikincisi olan bu kitap, tipografi tarihindeki kuşak çatışmalarının nadide örneklerinden biri. 90’lı yılların ilk yarısındaki deneysel dijital tipografi anlayışını ve onu var eder düşünce biçimini İsviçre ekolünü düstur edinmiş akademik camianın karşısına dikiyor. 90’ların deneysel tasarımcılarını, üretilen işleri, tipografi camiasındaki aktiviteleri gözlemleyebildiğimiz tarihi bir kaynak. Anarşi vaat ediyor ve hem sözel hem de görsel olarak bunu çok sağlam bir şekilde destekliyor. Kitaptaki metin kısa, öz ve rafine fikirlerden oluştuğu için alıntı yapacağım herhangi bir cümle kitabın karakterini yansıtmaya yetecektir. Ancak alıntı hakkımı Massimo Vignelli’ye muzipçe sataşılarak tasarlanan ve yüzümde gülümseme belirmesine neden olan sayfadan yana kullanmak istiyorum:

“Biçim ve işlev arasındaki çizgiyi aştığı için bazı okurlar bir mizanpajı okunamaz olarak yorumlamayı seçebilir; tüm harfleri üç sütunluk ızgaraya yerleştirmiş olsaydık, bu merakınızı cezbeder miydi? Muhtemelen hayır. Modernizmin temiz ızgarası, endüstriyel gençlik kültürünün nihilizmi tarafından resmen reddedilmiştir.”
— Joshua Berger

Typography: When Who How; Friedrich Friedl, Nicolaus Ott, Bernard Stein, 1998

Tipografi tarihinin üç bölümde (when, who, how [ne zaman, kim, nasıl]) farklı açılardan sunulduğu bir kaynak. İlk bölüm deneysel tipografi, işlevsel tipografi, art deco, geleneksel tipografi, Rönesans, barok, Fenike, Mısır, Mezopotamya gibi farklı akımların, dönemlerin ve coğrafyaların incelendiği 34 alt başlıktan oluşuyor. Birinci bölüm, keyifli ve çabuk tüketilebilecek bir bölüm. İkinci bölümde tasarımcılar alfabetik sırayla veriliyor. Farklı dönemlerde farklı anlayışlarla tasarlanmış bir sürü görseli tek bir sayfada gördüğümde “Ha! Kim! Nasıl ya! Bu nereden çıktı şimdi? Niye ki?” gibi şaşkınlıkları yaşıyorum her seferinde, her sayfada. Üçüncü bölümün varlığı ise zor hissediliyor. Yazı ve tipografi gereçleri dipnot gibi bir formda birkaç sayfada geçiştiriverilmiş.

Bu da böyle bir arkadaşımız. Akademinin referans ihtiyacına hizmet edebilecek referans kitaplardan biri olduğu gibi, eğlenceli vakit geçirmenize de imkân sağlayabilir.

Bu arada kitap üç dilli: Almanca, Fransızca, İngilizce. Fotoğraflarda gördüğünüz metinler üç dilde birden verildiği için o kadar yoğun görünüyor. Bu dizinin ikinci metninde bahsettiğim Brockmann’ın Grid Systems’ı iki dilli (İngilizce, Almanca) ve Emil Ruder’ın Typographie’si de (Almanca, Fransızca, İngilizce) üç dillidir. Çok uzak sayılmayan bir geçmişe kadar, 20. yüzyıl başlarında ve ortalarında yazı tiplerinin farklı diller için tekrar yorumlandığı durumlar olmuştur. Örneğin Times New Roman’ın bazı harfleri Fransız piyasaları için tekrar ele alınmıştır. Konumuz bu olmadığı için detayına girmeyeceğim. Bunun gibi örnekleri ve dillerin özgün dil motifi konusunu Anıl Aykan’ın doktora tezinde de bulabilirsiniz, ki bu tezden de listenin sonunda bahsedeceğim. Kısacası şunu belirtmek istiyorum: Çokdilli yayınlar yapılırken, en azından tipografiyle ilgili yayınlardaki yazı tipi tercihlerinde bu gibi minik detaylara dikkat edilse çok hoş olmaz mı?

“Zaman içinde yazı, yazı tipleri ve tipografi birçok ekleme, reform ve iyileştirmeye tabi tutulmuştur. Alfabetik semboller ve tipografik formlardaki küçük farklılıklar, belirli bir dönemin teknik ve estetik yenilikleri hakkında bilgi sağlar.”

Type & Typography; Phil Baines, Andrew Haslam, 2002

İçerik olarak kısmen nevi şahsına münhasır bir kitap. Özellikle “Fonksiyon” başlıklı ikinci bölümde yazının fonksiyonuna dikkat çekmesi, konuşma-yazma-okuma arasındaki ilişkiye hem felsefi bir bakışla hem de bilimin farklı disiplinlerini kullanarak değinmesi, her şeyden önce bu konuya etraflıca dikkat çekip bu beyin egzersizinden sonra teknik meselelere geçmesi bu kitabı diğerlerinden ayıran en belirgin özelliklerinden biri.

Kitap, girişinde de belirtildiği üzere ağırlıklı olarak öğrencilere ve kısmen profesyonellere hitap ediyor. Yazı tipi tasarımı ve tipografiyle ilgili genel ve yüzeysel bilgiye ulaşabileceğiniz bir kaynak. Tasarımındaki düzensizlik uzun okumalar için yorucu olsa da hiç fena olmayan bir referans kitabı.

“... Dekonstrüktivist çalışmaların tümünün, içeriğe dikkat etmeyen, okunaksız stile dayanan saçmalık olmadığı veya tamamen bireysel yorumlara dayanan karışık mesajların oluşturduğu bir kütle olmadığı da aynı derecede açıktır. Bu tür kaba kutuplaşma belki de akademik tartışmaların güzide havasında çok uzun zaman geçiren protagonistlerin bir ürünüdür.”

{fotoğraflar: Murat Çil}

kitap, Murat Çil, tipografi, Tipografi Literatürü