ve Aykan
The Geometry of Type, Stephen Coles, 2014
Ağırlıklı olarak grafik tasarımcılar için üretilen ancak yazı tipi tasarımcıları ve tipografların da ihtiyaç duyabileceği bir kaynak.
Yazı tipi tasarımcıları için bence kolay yoldan hafıza tazelemelerini sağlayacak bir kitap, çünkü günümüzde bazen bilinçli olarak bazen farkında olmayarak modaya ayak uyduruluyor. Güncel tasarımlar farklı tasarımcılar tarafından çok fazla tekrar ediliyor. Bazen biraz durup, sakinleşip, bu kitabı karıştırarak harflerin anatomik farklılıklarındaki işlevleri hatırlamanın, her fontun farklı bir tipografik problem üstüne inşa edildiğini anımsamanın hem arz/talep dengesini koruyacağını hem de tipografik çeşitliliği artıracağını düşünüyorum. En sıra dışı görünen display fontlar dahi mutlaka belli bir problem üstüne inşa edilmiştir, eğer ne yaptığını bilen iyi bir tasarımcının elinden çıkmışsa mutlaka böyledir. Talebi yönlendiren diğer değişkenleri bir tarafa bırakacak olursak genellikle böyle fontlar yeni bir moda başlatır ve bu moda devam eder, ta ki bir başka yazı tipi tasarımcısı farklı bir tipografik problemin üstesinden gelene kadar. Tipografik problemi dönemin şartları belirler. Bu böyle bir döngüdür. Okurlar ya da grafik tasarımcılar moda olan bu yeni fonttaki yaklaşımları teknik olarak analiz edemese de bu yeni fontla ilgili bir şeylerin her zamankinden daha iyi olduğunu hisseder. Bu kitap tam olarak burada devreye giriyor. Son kullanıcı olan okurların ve grafik tasarımcıların fontları daha kapsamlı analiz etmesine ve tercihlerini daha bilinçli yapmasına imkân sağlıyor.
Tipografi literatüründeki fonksiyonu bakımından oldukça özgün bir kitap. Farklı türlerdeki yazı tiplerinin anatomik özelliklerini çözümleyip bunlar hakkında kısaca bilgi veriyor.
“Font ile yazı tipi arasındaki farkı biliyorsanız bu kitaba ihtiyacınız var. Bilmiyorsanız daha fazla ihtiyacınız var.” —Erik Spiekermann
New Perspectives in Typography, Scott Williams ve Henrik Kubel, 2015
21. yüzyılın ilk çeyreğine yakışan ve bu dönemi gayet başarılı bir dille irdeleyen muhteşem bir kitap. Bundan 40-50 yıl sonra günümüz tipografisinde nelerin neden ve nasıl yaşandığını merak eden tipofiller için temel kaynaklardan biri olma potansiyeli yüksek. Sadece gelecek nesiller için değil bizler için de yaşadığımız dönemi anlamamızı sağlayacak bir kaynak. Örneğin kendi adıma konuşacak olursam, içinde bulunduğumuz dönemi gözden geçirip anlamlandırmayı bırakın, birçok şeye yetişemiyorum bile. Sosyal medya hesaplarıma haftada ortalama bir kere bakıyorum ve ekranı aşağı kaydırdığımda geçen haftaya kıyasla birçok şey değişmiş oluyor. Düzinelerce yeni yazı tipi ve düzinelerce yeni anlayış türemiş oluyor, yetişebilmek çok zor... Ve bu kaynak birkaç adım geri gidip olan biteni geniş açıyla objektif ve kavramlar çerçevesinde değerlendirmemizi sağlıyor. Pierce Buttler’ın sözünü ettiği tipografi tarihindeki gelişmelerin hümanist entegrasyonu işte bu kitapta kısmen de olsa sağlanıyor. Peki bunu nasıl başarıyor…
Tipografik mirasın ele alındığı ilk bölümde 20. yüzyıl tipografisinin “evreka” anları inceleniyor. Yazı tipini tasarımın bir parçası olarak konumlandıran William Morris’ten başlayıp Filippo Tommaso Marinetti, Monotype, Emil Ruder, Herb Lubalin, ITC, Henryk Tomaszewski, Emigre vb. gibi 20. yüzyıl tipografisine etki etmiş isimler ve şirketler kitabın ilerleyen bölümlerindeki kavramları temellendirmek amacıyla konu ediliyor. Sonraki bölümde Monika Parrinder ve Colin Davies tipografinin bugünkü durumunu inceleyip geleceğe dair varsayımda bulunuyor. Bunu günümüz teknolojisinin değiştirdiği tasarımcı davranışlarından, işaret parmağı ve başparmağını kullanarak ekrandaki sayfa düzenini değiştirip kişisel ihtiyaçlarına göre tekrar düzenleyen okurların bilişsel değişimini vurgulayarak ve daha birçok değişkeni göz önünde bulundurarak farklı kavramlar çevçevesinde inceleyerek yapıyorlar. “Artist and Type” başlıklı üçüncü bölümde ise Emily King yazının çağdaş sanattaki yerini konu alıyor. Başlangıçta 20. yüzyıl sanatının popüler kültüre ait metinleri ve imgeleri kendisine dahil etme öyküsünü aktarıp, 90’ların grafik tasarımcılarının da kavramsal sanattan etkilendiği söyleyerek o jenerasyona (isim vererek Jonathan Barnbrook’a) sataşıyor. Emily King sanatçı ile tasarımcı arasındaki ilişkiye Barnbrook Bible’da da değinmişti. İngiliz sanatçı Damien Hirst’ün kitabını tasarlayan Jonathan Barnbrook’la bu ikilinin arasındaki ilişkiden söz etmiş, Jonathan Barnbrook da aynı kitapta Emily King’e cevaben keyifli bir bölüm yazmıştı. Emily King’in hem Barnbrook Bible’daki hem de bu kitaptaki yazıları literatüre zenginlik kazandıran metinler. Kısacası sanat, sanatçı, tipografi, tasarımcı ilişkisini ele alan bu bölüm, diğerleri gibi objektif bir bakış açısıyla yazılmış ve çok keyifli. Dördüncü ve son bölümde ise Rick Poynor “The Typographic Voice” başlığı altında sesin tipografisini yani sesin tipografiyle semiyotik bağını ele alıyor.
Metinde bahsedilen tasarım örneklerini aynı sayfaya sığdırmaya çalışarak hem görselden hem de dizgiden fedakârlık etmek yerine, görseller tam sayfa olarak kitabın devamına iliştirilip metinde sayfa numaralarına referans verilmiş. Kendi bağlamında her yönüyle harika bir kitap.
Her başlığın kendine göre bir yapısı var ve hepsinde harika tespitler mevcut. Bunlar sayfalar boyunca tartışılan kavramlardan süzüldüğü için metnin içinde anlamlı olabilecek tespitler. Bu nedenle bu kitaptan da alıntı yapmayacağım.
Letter Fountain, Joep Pohlen, 2015
Bir tür yazı tipi tasarımı ansiklopedisi. Tipografi literatürünün başyapıtlarından biri olduğunu söyleyebilirim. Rockport yayınlarından çıkan Typography Referenced’a mırın kırın yapmam biraz da bu kitap yüzünden. Eğer hemen her şeyi konu alan detaylı bir referans kitabı hazırlanacaksa tam da böyle olmalı. Hiçbir detaydan kaçınmadan sonuna kadar gidilmeli.
Bir ansiklopedinin içeriğini anlatmak mümkün müdür bilemiyorum. Benim yetilerim dahilinde mümkün değil. Burada yazı için kullanılan ilk sembollerden başlayıp aklınıza gelebilecek herhangi bir konuyla veya isimle ilgili bilgilerle devam ediliyor. Harflerin anatomileriyle ilgili özgün bilgilere yer veriliyor. Hangi birinden bahsedeyim? Başlıkları ve alt başlıkları yazmak bile sayfalar sürer muhtemelen. Kitabın kendisine ait bir web sitesi bulunuyor. Web sitesi dahi kitabı özetlemekte yetersiz kalmış.
Yazı tipi tasarımıyla ilgilenmeye yeni başlayan biri için inanılmaz heyecan verici. Profesyoneller için de kusursuz bir referans kitabı.
“Lectori Salutem”
Culture + Typography, Nikki Villagomez, 2015
Kültürün tipografiye etkilerine dikkat çekmek isteyen Villagomez, Amerika’daki farklı eyaletlerde bulunan hayalet tabelaları, rögar kapaklarını, grafitileri, el yazılarını, tabelaları, neon tabelaları, yönlendirme levhalarını incelemiş ve son bölümde de farklı eyalet kültürlerinin tipografiyi nasıl etkilediğine dair çıkarımlarda bulunmuş. Rögar kapaklarının yuvarlak olmasının sebebi, neon tabelaların tarihi, binaların geçmişi gibi konulara da ilgili bölümlerde kısaca değiniliyor.
“Şehirde yaşayan kültür hayatta kalmaya çalışan bir virüs gibidir.”
Detail In Typography, Jost Hochuli, 2015
Mikro ve makro tipografiyi inceleyen başarılı bir el kitapçığı. Dizinin başında bahsettiğim A Psychological Study of Typography’nin sadeleştirilerek günümüze uyarlanmış versiyonu gibi, ki zaten 1933 İsviçre doğumlu Hochuli o kitap yayımlandığında 26 yaşındaymış. Yazarının eski toprak olduğu metnin yazım dilinden de hissediliyor. Akademik makaleler dışında Tinker testlerine atıfta bulunulması tipografi kitaplarında sık rastlanan bir şey değil zira, özelikle bu gibi minik el kitaplarında.
Kitabın konusu başta da bahsettiğim üzere mikro ve makro tipografi. Metinlerin okunabilirlik [readability] performasını etkileyen değişkenler üstünde durulmuş. Parantez açtım, çünkü malumunuz readability ve legibility [okunaklılık] iki ayrı kavram. Kitap genel olarak okunabilirliği ele alsa da “The Letter” bölümünde harflerin okunaklılığına değinilmiş.
“Bu mefhumlar grafik tasarımcıların veya tipografların görmezden gelmeyi sevdiği bileşenlerdir, çünkü genellikle ‘yaratıcılık’ olarak kabul edilen alanın dışına çıkarlar.”
The Elements of Typographic Style, Robert Bringhurst, 2015
İlk baskısı 1992 yılında yapılan bir temel kaynak. Tipografi üstüne yazılmış gelmiş geçmiş en iyi kitaplardan biri. Bu kitabın “Tipografların İncil’i” olarak isimlendirildiğini duymuştum. Teolojiyle ilgilenme fırsatı bulamadığım için bu yakıştırmanın tam olarak hangi temele dayandırılarak yapıldığını bilemeyeceğim, beni aşan bir konu. Ancak genel olarak bakacak olursak sayfa düzeni, yazım dili, kitap ölçüleri, kâğıt seçimi ve özellikle eşi benzerine az rastlanır ayrıntılı içeriği, metodolojisi ve kendine özgü başlıkları bende de kutsal kitap hissi uyandırıyor. Hiç kuşkusuz inanılmaz bir kaynak. Ve özetlemesi zor olan kitaplardan biri. Bazı şeyler vardır ya bir cümlede tanımlanır ya da tanımlamak ciltler sürer. Ortası yoktur. Bu kitabın da bu klasmanda olduğunu düşünüyorum. Belki de “tipografların İncil’i” tanımı bu ihtiyaç yüzünden ortaya çıkmıştır. Biri benden önce bu kitabı tek cümleye sığdırmayı başarmış anlaşılan... (Biraz araştırdım, “Tipografların İncil’i” yakıştırması Hermann Zapf’a aitmiş.)
Kitabı hiç okumamış birinin içeriği zihninde canlandırmasını sağlamanın yollarından biri yazardan bahsetmek olabilir. Zira kendisi renkli bir kişilik: şair, tipograf, çevirmen ve yayıncı. Yazarın bu meziyetleri kitapta fazlasıyla hissediliyor. Örneğin tipografik dizgideki boşlukları müzikteki eslere benzetiyor. Okuma sürecini gözün müzik üstündeki hareketleri olarak tanımlıyor. Kitap/sayfa/kâğıt oranlarını yine müzik terimleriyle bağdaştırıyor ve bu yaklaşımlarını matematiksel olarak formüle ediyor. “The State of Art” diye bir başlık açıp bu başlıkta ASCII’den bahsederken konuyu bir anda NATO’ya, Soğuk Savaş’a getiriyor, Yunanistan ve Türkiye 1952’de NATO’ya katıldığı için karakter kümesinin teoride genişlediğinden ama pratikte pek bir şeyin değişmediğinden bahsediyor. Tipografik dokunun sadece yazı tipine, dizgiye, baskıya bağlı olmadığını, dillerin kendilerine özgü harf kullanım frekanslarının da önemli bir rol üstlendiğini belirterek Almancanın alt ve üst uzantılarının çokluğundan, Maorice ve Mawaii dilleri gibi Polinezya dillerinin ünlü ve ünsüz harf dağılımından, Hayda ve Tlingit dillerindeki “k” harfi çeşitliliği, Kuzeybatı Kafkas dilleri arasında bulunan Ubıh alfabesi, Afrika’nın güneybatısındaki Khoekhoe alfabesi, Siyuların Lakota alfabesindeki “noktalı h-ḣ” harfinin kim tarafından eklenip daha sonra kim tarafından hangi nedenle değiştirildiği gibi konulara birer cümleyle ya da birkaç paragrafla da olsa değiniyor. Kitabı özel kılan şeylerden biri benim için bu: Bringhurst tipografiyi çok dilli ve çok alfabeli olarak ele alıyor. Kiril, Latin, Yunan, Arap, Devangari, Çince, Japonca ve birçokları... Elinden geldiğince farklı ortografilerden bahsediyor ve tipografiyi sadece Amerikan alfabesi üstünden tanımlamaya çalışanlara pek sıcak bakmadığını bazı kısımlarda belirtiyor. Tipografi literatürüne kıyasla ezoterik sayılabilecek bu bilgilerin yanı sıra harflerin anatomisi, font sınıflandırması, glif’ler, dizgi gibi yaygın konuları da yine kendine özgü üslubuyla geniş alt başlık yelpazesinde kapsamlı bir şekilde işliyor.
Kısacası The Elements of Typographic Style’ın Ay’dan Dünya’ya bakan ve gördüğü sembolleri hayranlıkla ve kararlılıkla izleyen bir şairin, yazarın, tipografın hayranlığını ve tutkusunu dile getirdiği bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yapacağım alıntı Bringhurst’ün The Elements of Typography’nin girişine koyduğu, Kimura Kyūho’nun Kenjutsu Fushing Hhen (1768) isimli kitabından alıntıladığı cümlelerden oluşuyor, ki bence Bringhurst’ün alfabe ve dil gözetmeksizin bu kadim sembollere bakış açısını iyi ifade ediyor.
“— Yazılı sembollerin söyleyebileceği her şey çoktan geçip gitti. Bunlar hayvanların bıraktığı izler gibidir. Meditasyon ustalarının yazıların nihai olduğunu kabul etmemesinin nedeni budur. Amaç, bu izler, harfler, işaretler aracılığıyla hakikate ulaşmaktır; ancak gerçekliğin kendisi bir işaret değildir ve iz bırakmaz, harflerin ve kelimelerin yolundan bize ulaşmaz, geldikleri yoldaki izi tersine katederek biz onlara doğru gidebiliriz. Ancak semboller, teoriler ve görüşlerle meşgul olduğumuz sürece kaideye ulaşamayacağız.
— Fakat semboller ve düşüncelerden vazgeçtiğimizde, varoluşun mutlak hiçliğinde kalakalmış olmuyor muyuz?
— Evet.”
Kimura Kyūho, Kenjutsu Fushing Hhen
{fotoğraflar: Murat Çil}