bir duygu”
Dünyanın önde gelen mimarlık okullarından Architectural Association’da (AA) mimarlık ve ekoloji arasındaki sinerjileri araştıran yeni yüksek lisans bölümünün başında bir süredir tanıdık bir isim var. Emergent Technologies & Design’ı, bölüm başkanı Elif Erdine’ye sorduk.
Prestijli bir okulda önemli bir programın başındasınız. AA’deki EmTech nasıl bir program? Biraz bahseder misiniz?
Çok teşekkür ederim. Emergent Technologies & Design (EmTech), malzeme odaklı deneyleme, hesaplamalı tasarım, robotik üretim, ekolojik mimari ve kentsel tasarım gibi alanlarda çalışmalarını derinleştirerek yenilikçi malzeme ve mekânsal yapılanmaların deneysel ve sosyal potansiyellerini araştırıyor. Master of Science (M.Sc.) ve Master of Architecture (M.Arch.) derecelerinin sunulduğu bölümün mezunları çoğunlukla Foster+Partners, Zaha Hadid Architects, Grimshaw gibi mimarlık ofislerinde profesyonel hayatlarına ya da akademik kariyerlerine devam ediyor.
Benim rolüm bahsettiğim araştırma alanlarında aktif faaliyet göstererek mimarlıkta ve kentsel tasarımda günümüzde var olan tasarım sorunlarına çözüm alternatifleri geliştirilmesine katkıda bulunmak. Elbette bunun yanı sıra öğrencilere eğitim vermek ve onlarla diyalogda olmak da rolümün önemli bir parçasını oluşturmakta.
“Bilimsel araştırma temelli mimari” diyerek nasıl bir farka işaret ediyorsunuz?
Emergent Technologies & Design mimarlık ve ekoloji arasındaki yeni sinerjileri hesaplamalı tasarım ve üretimin kritik kesişiminde araştırmaya önem veriyor. 2001 senesinden beri bilimsel araştırma odaklı mimari tasarım alanında bilgi edinmek isteyen mimarlık ve mühendislik mezunlarının öğrenim gördüğü, deneysel tasarım alanında faaliyet gösteren dünyadaki sayılı mimarlık bölümlerinden. Bölüm, hesaplamalı tasarım ve dijital/robotik üretim tekniklerinde yeni yöntemlere de öncülük ederek, kentsel tasarımdan malzeme tasarımına yayılan geniş bir ölçekte çalışmalarını ilerletiyor. Dolayısıyla bilimsel araştırmaya dayanan metodolojileri malzeme, bina ve kentsel ölçeklerde senteze dayalı bir yaklaşım geliştirmek için kullanıyoruz. Bilimsel yöntemlerle bu sentezin ölçekler arası bir şekilde biçimlenmesini hedefliyoruz. Bu tip yöntemlerin ve stratejilerin bir diğer getirisi de kentlerin gelecekte nasıl şekilleneceği hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlamaları. Örneğin, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak önümüzdeki yüz yıllık süreçte hangi kentlerin su altında kalma riski taşıdığı bilgisinden yola çıkıp, bu süreç zarfında su seviyesindeki değişikliğe esnek bir biçimde adapte olabilecek kent parçaları tasarlayabiliyoruz. Bu tasarım sürecinde yerel malzemelerin yenilikçi bir biçimde mimarlık için kullanılması, su ürünleri mühendisliğinin katkısıyla üretim yapılabilecek bölgelerin tasarımı ve mimarlık/mühendislik ekseninde bu bölgelerin ileriki yüz yıllık süreçte nasıl gelişebileceğini tasarlıyoruz.
Disiplinler arası araştırmalar yapıyorsunuz. Mimarinin en çok öğrendiği disiplinler sizce hangileri?
Mimarlığın beslendiği disiplinler tarih boyunca ve günümüzde çok çeşitli olmakla beraber felsefi boyuta varan bir derinlik gösteriyor. Benim çalıştığım alanda ilişki kurduğumuz ve öğrendiğimiz disiplinler, malzeme biliminden kentsel tasarıma, hatta ekolojik tasarıma kadar uzanan bir alanda faaliyet gösteren çeşitli bilim ve mühendislik dallarını içeriyor. Elbette bilgisayar mühendisliği ve bilişim teknolojilerinin de mimarlıkla gitgide daha yakın bir ilişki kurduğunu görmekteyiz. Disiplinler arası yaklaşımla örneğin küresel iklim değişikliğinin kent ve mimarlık üzerindeki etkisi üzerine araştırma konuları geliştiriyoruz, çünkü kentsel tasarımın ve mimarlığın günümüz dünyasının içinde bulunduğu ekolojik sorunlara cevap vermesi gerektiğine inanıyoruz.
Programa katılan öğrenci profili nasıl?
Programa katılan öğrenci profili hem ülke hem eğitim geçmişi hem de deneyim açısından geniş bir yelpazeye yayılıyor. Üniversiteden yeni mezun olmuş öğrencilerimiz de var, mimarlık/mühendislik ofislerinde senelerce çalıştıktan sonra mimarlıktaki yeni tasarım ve üretim metodolojilerini öğrenmek için gelenler de. Öğrencilerimizin bir kısmının lisans derecesi mimarlık üzerine, bunun yanı sıra çeşitli mühendislik dallarında ya da ürün tasarımı konusunda lisans eğitimlerini tamamlamış olanlar da bulunuyor. Bu çeşitliliğin stüdyo ortamındaki disiplinler arası araştırma ruhuna da katkısı var.
Sizce yeni bir yöntem olarak robotik üretim mimaride ne gibi yeni kapılar açacak?
Robotik üretimin mimaride çeşitli kapılar açacağına inanıyorum. Bunlardan birincisi şu: Günümüzde daha çok AA gibi akademik kurumlarda gerçekleştirilmekte olan robotik üretim araştırmalarının gitgide mimari üretim endüstrilerinde de yoğunlaşacağını göreceğiz. Akademik kurumlar ile endüstri arasında ortaklaşa geliştirilen çalışmaların buna işaret ettiğini düşünüyorum. İkinci olarak, robotik üretim teknolojilerinin getirdiği hız ve kontrol ile mimaride daha çok serbest form [free form] tasarımları göreceğiz. Elbette bu noktada serbest formun ötesinde, form ve strüktürel performansın iç içe geliştirildiği bir tasarım yaklaşımından söz edebiliriz. Üçüncü olarak, bilindiği gibi bugüne kadar mimaride otomasyon daha çok fabrika ortamında kontrollü bir şekilde kullanılmakta ve mimari uygulama daha çok insan gücüne dayalı olarak ilerlemekte. Robotların devreye girmesiyle otomasyon fabrika ortamından çıkarak şantiyede/arazide gerçekleştirilebilecek. Bu anlamda, robotların hem mikro hem makro ölçekte uygulama ve montajda kullanılacağını, binanın yapım aşamasından yerinde montaja kadar robotlardan faydalanılacağını göreceğiz. Bunlara ek olarak, binanın yapım aşaması bittikten sonra da robotların binanın çeşitli bakım işlemleri için kullanılması da olası olacaktır. Robotların işlevlendirileceği bu yeni görevlerle insanların da bina yapım ve inşaat aşamasındaki rollerinin evrilmesine şahit olabiliriz.
Sizi en çok heyecanlandıran güncel projeniz nedir?
EmTech ve BuroHappold Engineering arasında ortak bir araştırma projesi olarak geliştirilen ve birkaç ay önce yapımı tamamlanan projemizin beni çok heyecanlandırdığını söyleyebilirim. Araştırma konumuz, robotik artımlı sac şekillendirme [Robotic Incremental Sheet Forming] ve kavisli katlama [Curved Folding] yoluyla sertleştirilmiş sac metalden hafif bir yapı tasarlayarak malzeme ekonomisinin sürdürülebilirliğine odaklanıyor. Kavislerin geometrik özellikleri, panellerin eğrilik derecesini ve mukavemetini kontrol etmek için ayarlandı ve daha sonra bir robotik kol, taban çevresindeki panellerin yan ve üst yüzlerini kademeli olarak oyarak bu alanları daha da sertleştirmek için kullanıldı. Prototip, kalıpsız olarak monte edilmek üzere tasarlandı; kullanılan malzeme miktarını azaltmak ve imalat ve montajı mümkün olduğunca verimli hâle getirmek için mümkün olduğunca çok sayıda tekrarlanabilir bağlantıya sahip.