bir duygu”
ruhumuz kırılmasın”
Çocuğunuzun oynadığı çocuk parkının tasarımı, malzemesi, inşa ediliş şekli ve koşulları hem yeterince güvenli hem yeterince öğretici mi? Bu konuda kime güvenebilirsiniz? Oyun parkı ekipmanlarının güvenliğine dair tarafsız ve yasal denetim sunan Nordic Playground Institute bu konuda haklı bir üne sahip. Konusunda Avrupa’nın önde gelen enstitülerinden NPGI’nın İstanbul şubesinden sertifikalı müfettişler Derya İyikul ve Ege Sevinçli’ye sorduk.
En basit ve eğlenceli soruyla başlayalım. Denetim yaparken kaydıraktan kaymanız gerekiyor mu?
Derya İyikul (Dİ): Bence bu soruya Ege cevap vermeli. Bir zorunluluk yok ama biz keyfimiz için kayıyoruz bazen. Genelde bunu yapan Ege oluyor.
Ege Sevinçli (ES): Evet, gereklilik olmasa da eğlence için yapıyoruz. Aslında kaydırağı birtakım ölçümlemeler ve sarsmalarla denetliyoruz. Yine de kaydırağın üstüne çıkıp, aşağı doğru ne kadar hızla gelindiğini ve ayağımızın nereye çarptığını görmek için iyi oluyor.
Dİ: Park teftişi yaparken yanımızda bir çanta dolusu araç gerecimiz oluyor. Standartlardaki ölçülere denk gelecek birtakım aletler bunlar. Çok yoğun bir şekilde onları kullanıyoruz. Mezuramız var; bir şeyleri ölçüyoruz, biçiyoruz. Bazen çok komik hatalarla da karşılaşıyoruz. Müfettiş olmayan birinin, iyi gözü olan bir bakım verenin bile görüp “Bu kaydırakta bir anormallik var” dediği durumlarda “E haydi kayalım, bakalım gerçekten nasıl oluyor?” diye bir de test ediyoruz gülmek için ama yaralanmıyoruz, önemli olan o kısım.
Oyun parklarını nasıl denetliyorsunuz?
Dİ: Oyun parklarını denetlemek için öncelikle oyun parkında bulunmamız gerekiyor ve az önce bahsettiğim bu standartlardaki değerlere eşdeğer olan ölçüm aletleriyle her bir ekipmanı baştan sona test ediyoruz, gerekli ölçümleri yapıyoruz. Ekipmanı ve parkı sistematik bir şekilde fotoğraflıyoruz, bir nevi arşivliyoruz. Bu saha kısmını tamamladıktan sonra bilgisayar başında raporunu oluşturuyoruz.
ES: Ölçümlediğimiz değerleri raporlarken TR EN-1176 Oyun Parkları Güvenliği Standartları rehberimize bakıyoruz. Oradaki maddeleri her zaman referans göstererek bir raporlama yapmak zorundayız. Yani aslında bunu bir “anayasa” gibi görebiliriz. O maddeleri hiçbir zaman yorumlamadan ve değiştirmeden olduğu gibi yazmak zorundayız.
Şehirlerimizde “oyun değeri” yüksek oyun parklarının sayısı artış gösteriyor. Oyun değeri ile risk arasındaki hassas dengeden biraz bahseder misiniz?
ES: Evet bu yükselişin farkındayız. Özellikle son üç-dört yıldır oyun değeri yüksek ya da en azından kopyala-yapıştır parklardan daha farklı birtakım tasarımların denendiği parkları görmeye başladık. Bu etkinin Kent95* programından kaynakladığını düşünüyoruz açıkçası; çünkü İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve yerel belediyeler bu programlarla ilgili epey eğitim aldı. Kent95 programı savunuculuğunu kendi departmanlarında benimsediler ve yaygınlaştırmaya çalıştılar. Parklar da bu perspektifle değişti. Oyun parklarının sahip olduğu oyun değeri katsayısının hem çocuk hem de tüm çevresi için önemli bir unsur olduğuna dair fikirleri gelişti.
Dİ: İstanbul bu konuda örnek olan bir şehir. Özellikle bu tür yeni parkların, yeni malzemelerin denendiği, daha doğal malzemelerin kullanıldığı, farklı tür ekipmanların düşünüldüğü örnekleri görmek artık mümkün İstanbul’da. Dileriz ki bu tüm ülkede zamanla yaygınlaşır. Risk için de belki şunu diyebiliriz: Risk, İngilizceden dilimize girmiş bir kelime. Risk deyince bizdeki karşılığı biraz tehlike gibi oluyor. Aslında İngilizcede bunun için başka bir kelime var: danger. O yüzden o ayrımı öncelikle anlatmaya çalışıyoruz; çünkü bir şey riskli demek, tehlikeli demek olmuyor. Oyun parklarında riski önemsiyoruz, özellikle çocukların hem bilişsel hem de fiziksel gelişimi için. Risk, çocukların karar alma mekanizmalarının gelişmesi için çok önemli. Risk nasıl alınır? Çocuk her zaman yapmaya alışkın olduğu şeyi tercih etmez ve “Acaba buradan geçebilir miyim? Buna tırmanabilir miyim? Buradan aşağıya atlayabilir miyim…” diye yeni yeteneklerini test eder, yeni heyecan verici deneyimler arar. Tabii ki bu riski alma kararını standartların öngördüğü, güvenli bir ortamda çocuğa sunabilmek de önemli. Çocuk risk aldığında bazen düşebilir, hafif yaralanmalar da geçirebilir. Bunlar hem standartlar gereği hem de çocuk gelişimi açısından sorun değildir. Düşmek iyidir. Hep bunu söyleriz. Bazen dizimiz kanayabilir, parmağımız kırılabilir ama yeter ki ruhumuz kırılmasın, deriz.
ES: Evet, Lady Allen of Hurtwood’tan alıntılayabiliriz: “Kırılmış bir hevestense kırık bir kol daha iyidir” demiş bunu anlatmak için. Burada çocuklara tehlikelerle karşılaşma ve risk alma şansı vererek aslında onlara tehlikeyle riski ayırt etmeyi öğrenme fırsatı sunmuş oluyor, riski kendileri için nasıl değerlendirebilecekleri ve yönetebileceklerini öğrenme imkânı sağlıyorsunuz. Çocuğun tırmanmasını izleyen bir bakım veren veya yetişkin için bu son derece korkutucu olabilir. Çocuklara bu noktada güvenmek lazım, çünkü aslında riskleri kendileri değerlendirebiliyorlar. Nereye çıkabileceklerini/çıkamayacaklarını çok iyi değerlendiriyorlar… Oraya tırmanması, çocuğun fiziksel gelişimi, odaklanması, özgüveni, “yapabilirim” duygusu ve belki de yukarıya çıktığında “harika bir manzaraya” sahip olması demek. O yüzden oyun parklarında en azından farklı deneyimlere yer veren oyun ekipmanlarının çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz.
Denetimlerinizi hangi sıklıkla yapıyorsunuz? Bir parkın güvenlik açısından kondisyonunu nereden takip edebiliriz?
ES: Aslında birbirinden farklı denetim türleri var. Günlük, aylık, yıllık ve hatta parkın kurulumu sonrasındaki denetimler var. Bunların hangisini yapacağımıza göre değişir bu. Aylık bir denetim yapmamız gerekirse biraz daha hızlı. Birtakım büyük parçalarda değişmeler var mı, sağlamlıklarıyla ilgili ya da malzemelerde paslanma gibi değişimler var mı, bunları gözlemliyor ve raporluyoruz. Günlük, Derya’nın daha önce bahsettiği gibi, kişinin gözüyle değerlendirebileceği bir raporlama olabilir. Ama en önemlileri yıllık ve kurulum sonrası denetimler.
Dİ: Bu günlük, haftalık ve aylık denetimleri her zaman bir müfettiş yapmak zorunda değil ama sertifikalı bir müfettişin eğitim verdiği, güvenlik kavramını en azından genel bir çerçevede değerlendirebilecek kişiler olması tercih edilir, ki bunlar bazen kreş öğretmenleri, okul öğretmenleri, parkın güvenliği veya temizliğinden sorumlu kişiler de olabilir. Burada önemli olan o gün, anlık yaşanabilecek kazaların önüne geçebilmek. Mesela ekipman bir gün öncesinde kırıldıysa, sabah saatlerinde yapılan bir teftişle, kırılan ekipmanın farkına varmak ve önlem almak; gece bir vandalizm yaşandıysa, sabah çocuklar gelmeden önce bu durumun farkına varmak ve önlem almak gibi. Kısaca müşteriniz gelmeden önce her gün dükkânınızı açtığınızda nasıl etrafı kontrol ediyor, hazırlanıyorsanız, oyun parkları da kontrol edilmelidir. Ama yıllık denetimler ve Ege’nin bahsettiği parkın kurulumu sonrası veya açılış öncesi yapılan denetimler, mutlaka sertifikalı bağımsız müfettişler tarafından yapılmak zorunda. Aslında bir denetim mekanizması var ve bu mekân bir bilirkişi tarafından raporlanıyor. Türkiye’de kullanılan Avrupa standartları gereğince bütün parkların her yıl kesinlikle bir kez bir müfettiş tarafından denetlenmesi, muayene edilmesi gerekiyor. Tıpkı arabalarımız, asansörlerimiz gibi düşünün. Şu an ülkede oyun parkları için henüz sistem böyle işlemiyor. O yüzden bir parkın güvenlik açısından kondisyonunu nereden takip edebiliriz derseniz, bunun takibini ne yazık ki Türkiye’de yapamazsınız. Aslında standartlar bunu zorunlu kılıyor. Fakat yasalardaki ve mevzuattaki boşluklardan dolayı sistem çok iyi işlemiyor. Bu tamamen belediyelerin ya da yerel yönetimlerin, özel kurumların inisiyatifine kalmış durumda. Şu anda üyesi olduğumuz İPAR (Macera ve Oyun Parkları Derneği) ile bu sistemin Türkiye’de gerektiği gibi çalışması için çabalıyoruz.
ES: Denetimin ve müfettişin bağımsız olması gerektiğinden bahsetti Derya. Bu da çok önemli. Çünkü herhangi bir konuda denetim yapacak kişi, herhangi bir kuruma bağlı olmamalı. Denetim, teftiş ne dersek diyelim, bunun bir kuruma bağlı olmadan, sadece bu işi yapan insanlar tarafından yapılması ve raporların bu şekilde çıkması çok önemli. Bunun da altını çizmek isteriz.
Kimler park müfettişi olabilir? Alınması gereken eğitimler neler?
ES: Herkes park müfettişi olabilir. Ama gerçekten ciddi bir eğitimden geçmek gerekiyor. Belki biraz zorlu ve hatta sıkıcı diyebiliriz.
Dİ: Müfettiş olabilmek için önce eğitim almanız gerekiyor. Sonra bir sınav sistemini başarıyla tamamlamanız gerekiyor. Biraz matematik, biraz geometri bilgisi içeren ve lise mezunu herhangi birinin okuyup anlayabileceği formatta standartlar. Az önce Ege’nin yaptığı benzetme çok iyiydi. “Standartlar bizim anayasamız gibi” dedi. Biraz öyle düşünebiliriz. Bir hukuk çalışanı anayasayı ezberlemez ama anayasayı nasıl kullanması gerektiğini bilir. Hangi durumda hangi maddeyle ilişki kurması gerektiğini biliyorsa, müfettişler için de durum böyledir. Biz bu standartların olduğu rehberi nasıl kullanacağımızı biliriz. O standartlar kapsamında bir ekipmanı, bir durumu, bir oyun alanını nasıl değerlendireceğimizi, hangi standartlar kapsamında yorumlayacağımızı öğreniyoruz.
ES: Bu arada herkesin müfettiş olmasına gerek yok. Biz bunu da özellikle vurgulamaya çalışıyoruz. Belediye departmanlarında veya oyun ekipmanı üreticilerinde vs. en azından temel oluşturabilecek kabaca bir eğitim almak bile, kendi çalışma alanlarında yeterlilik sağlayabilir. Ama müfettişlik başka bir iş. Dediğimiz gibi, eğitimi var, sınavı var. Raporlanması ciddi olan bir iş. Bu sebeple, tabii ki herkes müfettiş olabilir ama herkes müfettiş olmadan da bu eğitimi, EN-1176 Oyun Parkları Standartları Eğitimini alabilir, bu konuda bir fikir sahibi olabilir.
Dİ: Güvenlik konusundaki temel eğitimleri kamu çalışanlarının, oyun parkı tasarımcılarının, oyun parklarının bakım ve onarımı için çalışan teknik ekibin öğrenmesinde çok büyük bir fayda var. Kimsenin standartları ezbere bilmesine gerek yok. Müfettiş dahi ezberlemez standartları ama bu işin mantığını anlamak, daha güvenli oyun alanları tasarlamak için olmazsa olmazlardan biri.
ES: O yüzden biz de mutlaka müfettiş olmayan ama oyun parkının kurulmasında, tasarlanmasında, sürdürülmesinde görev alan kişilerin bu temel eğitimleri almasını önemsiyoruz.
* Bernard van Leer Vakfı’nın erken çocukluk destek programlarından Kent95, tüm dünyada şehirlere 3 yaşındaki sağlıklı bir çocuğun boyundan, 95 cm’den bakmayı önerir. Bu kapsamda ortaya çıkacak faydaları ve bunun yöntemlerini yerel yönetimlerle tartışmaya açar, bu alanda gelişen reflesklerin güçlenmesi için destek verir. Türkiye ayağında oluşturulan Kent95 programı, BvL Vakfı önderliğinde Boğaziçi Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, TESEV ve Superpool tarafından oluşturulmuştur.