bir duygu”
Şehir Dedektifi çocukların şehirle, şehrin çocukla kurduğu iletişimi gözleyen, belgeleyen çalışmalar yürüten bir sivil inisiyatif. Biz bugün onlarla çocuktan ziyade şehirle ilgili konuşalım istedik. Şehir Dedektifi’nin en değerli projelerinden Suyun Peşinde İstanbul’u, inisiyatifin kurucusu Gizem Kıygı’ya sorduk.
İstanbul 19. yüzyılın sonlarından bu yana su kültürüne sahip bir şehirden suyun kenarında yaşayıp onu bilmeyen, sevmeyen bir şehre dönüştü. Bu elbette nüfus artışının kaçınılmaz bir sonucu ama bu ilişkiyi rehabilite etmek sizce mümkün mü?
“Zor ama imkânsız değil” diyebiliriz sanırım. Soruyu projeyi yürütürken edindiğimiz bilgilere göre cevaplamaya çalışayım. Suyun Peşinde İstanbul’u üç ayak üzerine kurduk: Su üzerine farklı temalarda çocuklarla düzenlenen atölye çalışmaları; su üzerine çalışan profesyonellerle yaptığımız yetişkinlere yönelik kamusal söyleşiler –bu söyleşilere YouTube kanalımızdan erişilebiliyor– ve son olarak, İstanbul’un su mirasını konu alan resimli çocuk kitabı. İlk olarak hissettiğimiz şey İstanbul’da su mirasına ve bu alanda üretilen bilgiye dair bir “hasret” duygusunun var olduğu. Yani İstanbullular suyu sevmiyor değil, hatta çok seviyor. Kültürünü, bileşenlerini merak ediyor, öğrenmeye çalışıyor, suyu yaşamak istiyorlar. Hatta çocuklar bu konuya, özellikle deniz canlılarına, su bitkilerine o kadar meraklılar ki, araştırma kitaplarıyla geldiler atölyelere. Ancak suya fiziksel olarak da kültürel olarak da erişemiyoruz. İşte bu kısım biraz kent yönetimiyle, atık yönetimiyle, suyu kirleten her şeyle kurduğumuz bağımlı ilişkiyle alakalı ve iç karartıcı. Çünkü iklim krizini etkileyen üretim biçimleri ve atıkları üreten sermaye grupları gibi “büyük patronların” yaklaşımları ne yazık ki sorunun ortadan kaldırılmasına yönelik değil. Kişisel olarak yerel yönetim politikalarının yaptırım ve denetim bağlamında yeterli olduğunu düşünmüyorum. Daha radikal değişimlerin, yaptırımların olması gerekiyor. Öte yandan İstanbul’da suyun hayatımızdaki yerini, mirası daha çok tanıma imkânı buldukça koruma reflekslerimiz de gelişiyor. Ne kadar tanırsak, o kadar sahip çıkarız. Bu tip projeleri gerçekleştirme amacımız biraz da bu; suyun bir kent hakkı bileşeni olduğunu yeniden yeniden hatırlamak, hatta hiç unutmamak.
İstanbul’un su ekosistemini çok az kişi gerçekten tanıyor. Tanısak sade vatandaş olarak neleri farklı yapardık?
Zarar veren her türlü girişime daha fazla ses çıkarırdık. Her türlü büyük kentsel müdahalenin İstanbul’un su ekosistemine neler yaptığını, kaybettiğimiz yoldaş türleri bilir, hassasiyet gösterirdik. Bir de İstanbul’u daha güzel, daha neşeli yaşardık. Kentin uyaranları, kalabalık ve trafik, zihinlerimizi ve İstanbul’a dair oluşturduğumuz kentsel imgeyi çok şekillendiriyor. Su ekosisteminden bakınca başka bir İstanbul var. Tanıyacak, keşfedilecek, öğrenecek, birlikte oyun oynanacak bir İstanbul bu.
80’li yıllara kadar İstanbul’un pek çok kıyısından denize giriliyordu ve şehir deniziyle çok daha barışık bir hayat içindeydi. Son yıllarda özellikle Boğaz’ın belli bölgelerinin önceki yıllara göre çok daha temiz gözüktüğü pek çok kişinin malumu. Bu birtakım çalışmaların somut sonucu mu yoksa bir yanılsama mı?
Temizlik seviyesine ilişkin benim doğrudan bir bilgim yok. Konunun uzmanı da değilim, o yüzden yanıltıcı olmak istemem. Sonuçta ne olursa olsun biz kıyı ve yüzey görüyoruz. Mesela Mert Gökalp’le yaptığımız söyleşide Marmara’da müsilaj sorununun bitmediğini, diplerde görülmeye devam ettiğini söylemişti. Ama şunu da demeden geçmeyeyim, ben Boğaz’da denize giriyorum ve bundan müthiş keyif alıyorum.
Gittikçe kuraklaşan ülkemizde Suyun Peşinde projesini diğer şehirlerde de yürütmeyi planlıyor musunuz?
Şimdilik başka şehirlerde yürütmeye dair somut planlarımız yok ancak İstanbul’da suyun peşinde koşmaya devam edeceğiz. Çocuklarla birlikte yerinde inceleme yapabileceğimiz projeler kurgulamaya çalışıyoruz. Yani biraz daha suyu içerden deneyimleyebileceğimiz, suyu hepimiz için bir “hemzemin” olarak algılayabileceğimiz metotlar geliştirme peşindeyiz. Böyle söylüyorum, sonra pat diye başka şehirlerde bulunan girişimlerden “Hadi bunu birlikte yapalım” teklifi geliyor ve kolları sıvıyoruz. Bakalım önümüzdeki süreç bize neler getirecek…
Son olarak çocuklarla bitirelim, İstanbul’un su kültürü sizce gelecek vaat ediyor mu?
Kesinlikle vaat ediyor. Çocuklar konuya gerçekten çok ilgili. Genç iklim aktivistlerinin de etkisiyle birlikte kentsel ekolojiye, doğa, türlere dair ilgi, merak çok büyük. Atölyeler sırasında biz çocuklardan çok fazla şey öğrendik. Deniz canlılarını, kuş türlerini anlatan kitaplarıyla geldiler atölyelere. Bu merakın doğayla ve ekosistemle farklı bir bağ, güçlü bir arkadaşlık kurduğunu görüyoruz ve deneyimliyoruz çok uzun zamandır. Bu bağ mutlaka güçlü bir değişime öncülük edecektir.