Playwork Campference üzerine.
İstanbul’un Kilyos, Şile gibi uzak köşelerinde değil de evine yakın bir iskeleden yüzüyor. Onu görüp yüzmeye başlayanlar var ve artıyor… İstanbul yüzeri Cansu Yapıcı’ya İstanbul’da yüzmeyi sorduk.
İstanbul’da düzenli olarak yüzen insanlardan birisin. Bunu salt keyfin için mi yapıyorsun yoksa işin aktivist bir tarafı da var mı? İlham verme arzusunun öne geçtiği oluyor mu?
Cansu Yapıcı: Ben bu kenti, denizi ve yüzmeyi çok seviyorum. Esas olarak kendim için yüzüyorum ben; kötü giden günün stresini atmak, bu şehirde yaşamanın nimetlerinden faydalanmak gibi bir motivasyon daha çok. İstanbul’da yüzmenin aktivist bir hareket gibi görülmesi ilginç geliyor bana, çünkü aslında yüzlerce senedir yapılan bir şey bu. Mesele esas olarak bir kamusal alanın kullanımı ve kamusal alanda var olmak diye düşünüyorum. Hiç para vermeden, çok rahat yüzme imkânı varken bu imkânı kullanıyorum sadece. Kadınlara bu kentin kıyıları kapalı gibi bir düşünce gelişti, bu düşünceyi kırmanın bir parçası olmak mutluluk veriyor ama birileri beni görsün, benden ilham alsın diye de yüzmüyorum. Belki de şunu sormak lazım: Nasıl şartlara geldik, ne kadar sıkıştık ki kentte bir kadının yüzmesi ilham verici olabiliyor ya da politik bir tartışma açıyor?
İstanbul’un göbeğinde yüzmek nasıl bir duygu?
CY: İstanbullular olarak sürekli bu kentle savaşır bir hâlimiz var. Türk filmlerinde bile Haydarpaşa Garı’nda indiklerinde kahramanlarımız “Seni yeneceğim İstanbul” der. Bu şehri trafiğinden, pahalılığından, nefes alacak yeşil alan bulamamaktan dolayı para kazanmak için zorunlu zaman geçirilmesi gerekli bir durak gibi algılıyoruz. Oysaki dünyanın en güzel kentlerinden birinde yaşıyoruz ve bu kenti bu hâle getirenler, rant ve para hırsına kurban edenler. Yenmemiz gereken bu kent değil bu anlayış. İstanbul’un hikâyesi bizim yaşadığımız zorluklardan çok daha fazla, çok daha büyük. Ben mimar ve araştırmacıyım. Yaklaşık yirmi senedir yaptığım tüm işler bu şehir ve hikâyesiyle ilgili. İstanbul’da yüzmek, İstanbul’un hikâyesinin parçası olmak gibi bir duygu.
İstanbul’da yüzdüğünüzde önünüzde sınırsız bir ufuk olmuyor; kentteki hikâyeler, yapılar ve insanlar oluyor. Boğaz’da yüzdüğünüzde hikâyesini bildiğiniz bir yalının penceresinden içeri bakabiliyorsunuz ya da Moda’dan biraz açıldığınızda Tarihi Yarımada’dan gün batımını görebiliyorsunuz. Günün saatiyle ışık, renkler ve sesler çok değişiyor. O nedenle, çok dinamik bir şey kentte yüzmek. Her girdiğiniz su farklı bir su, her manzara farklı bir manzara. O zaman yüzmek bireysel bir eylemden daha çok, bu şehirle yaptığınız bir aktivite hâline geliyor.
Üç gün denize girmek için yol yapıp kredi çekmek zorunda olmamak da başka bir konu. Çalışma- tatil ayrımı bulanıklaşıyor. Sabah işinize gidip akşam yüzdüğünüz günün aynı gün olması hayatı daha yaşanabilir kılıyor.
Denize hasretle bakan, sıcaktan ölesiye bunalmış çoğu İstanbullunun ilk çekincesi “Deniz kesin kirlidir”. Nasıl emin oluyorsun denizin temizliğinden?
CY: Cevabımız, bilim ve coğrafya. Ben de tabii ki lodosta denizanaları kıyıyı basmışken yüzmüyorum. Rüzgârı ve kıyıların konumunu dikkate alarak temiz kıyıyı bulmak çok rahat. Girdiğiniz yerde rüzgâr kıyıdan denize doğru esiyorsa genellikle temiz oluyor. O yüzden Anadolu yakalılar olarak poyraz çok seviyoruz. Kolibasili konusuna ilişkin Sağlık Bakanlığı’nın yuzme.saglik.gov.tr adresindeki sitesinde düzenli ölçüm bilgilerini takip edebilirsiniz. İstanbul’da yüzenler bana katılacaktır, Marmara Denizi’ni uzun süredir görmediğimiz kadar temiz gördük bu sene. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin temizlik çalışmalarının bu konuda etkili olduğunu düşünüyorum. Bir de ben çocukluğumu Tavşancıl’da endüstriyel atıklar arasında yüzerek geçirdim, o nedenle bağışıklık sistemim yüksek ama benimle yüzen kişilerden de hiç şikâyet almadım.
Genelde ekonomik olarak başka seçeneği olmayanlar İstanbul’da yüzer gibi bir oturmuş algı var. Hatta yüzenlerin ciddi bir bölümü de erkek. Burada iç içe geçmiş pek çok önyargıdan oluşmuş bir kısırdöngü var gibi. Bu sence nasıl kırılabilir?
CY: Kamusal alanı, kent hakkını daha çok konuşarak ve eyleme geçerek kırabiliriz bunu. Aslında ekonomik olarak başka seçeneği olanlar da girişi pahalı kulüplerde ya da yalılarının rıhtımında yüzüyor. E deniz aynı deniz? Para verince mi temiz ya da güvenli oluyor?
Tabii bir de kadın olarak kentte var olmak meselesi var. Kadınlar olarak bu kentte güvenlik sorunumuz yok diyecek değilim. Tacize, şiddete uğramamak, öldürülmemek için sürekli önlem almak zorunda bırakılıyoruz. Bizim İstanbul’umuz bir erkeğin İstanbul’undan çok farklı. Burada makbul kadın olarak kent içinde nasıl hareket etmemiz gerektiği de bize tebliğ ediliyor. Kendi güvenliğimizi sağlamaya çalışırken korku ikliminin bir parçası hâline geliyoruz.
Korku iklimi bize sokakların, kıyıların güvensiz olduğunu her gün hatırlatıyor. Tabii ki, bir kadın olarak kendimi güvende hissetmediğim yerlerde ve anlarda yüzmüyorum. Yalnızken benim güvenliğimi başta mahallemin köpekleri sağladı, birlikte yüzdük. Sonra orada var olmamla gözü bana alışan sandalcılar gözetti beni ama en çok kıyıda oturan kadınlar dönüştürdü güven duygusunu. Bir yandan şu anda yalnız yüzebildiğim yerler çok şaşırtıcı değil; Boğaz, Adalar, Caddebostan, Moda. Bunların sınıfsal bir karşılığının olduğunun da farkındayım. Birkaç kadın bir araya geldiğimizde ise birlikte yüzebileceğimiz kıyıların sayısının artacağını biliyorum.
Bu açıdan, güvenlik sorununun bir başka çözümünün alanları dönüştürmek olduğunu düşünüyorum. Uzun süre tek kadın olarak yüzdüğüm bir yerde şu anda bir sürü kadın birlikte yüzüyoruz. Orasının güvenli olmadığı algısı bizim orada olmamızla değişerek dönüştü. Kamusal alanı sahiplenerek, dayanışarak güvenli alanlar inşa edebiliriz gibi geliyor bana.
Sosyokültürel deneyimlerinden bahsedelim biraz. İstanbul sahillerinde yüzerken nasıl tepkilere denk geldin? Bunlarda bir değişim gözlüyor musun?
CY: Ben hep pozitif tepkiler aldım. İstanbul’da yüzenlerin sayısı da halk plajlarının açılmasıyla epeyce arttı bu arada. Geçenlerde Caddebostan Plajı’nda gece 01.00’de normal şartlarda sıkıştığımız alanlarda asla muhabbet etme şansı bulamayacağım Halime Abla’nın hem yüzüp hem hayırlı bir kısmet için bana dua ettiği anlar yaşadım. Bunu şu nedenle yazıyorum: Aslında bu kentte yüzmek düşündüğümüz kadar tabu, zor ve tepki alan bir şey değil ve gerçekten çok keyifli.