William Blake, Hecate, or The Night of Enitharmon’s Joy, 1795, kaynak: Wikipedia
Benim Huysuz ve Fantastik Arkadaşlarım

Slav folklorunun önemli kadın figürlerinden Baba Yaga1 uçabilen, hayvanlara hükmeden, çocukları kaçıran, asabını bozan yetişkinleri pişirip yiyen bir orman cadısı ama ben onu sevimsiz bulmaktan çok uzağım. Bu yanlı tavrımın sebebi onda bir çeşit “kocakarı bilgeliği” bulunduğuna emin olmam. Önyargımı anlamak istedim, benim için “kocakarı bilgeliği” olan şeyin tam olarak ne anlama geldiğini düşündüm, bu kadınlar hakkında daha önce neler okuduğumu hatırlamaya çalıştım. 

Ursula K. Le Guin’in çeşitli yazılarından oluşan Kadınlar Rüyalar Ejderhalar aklıma gelen ilk ve ne yazık ki tek tük örnekten biri. Kitabın kapanışını yapan “Uzaylı Kocakarı” adlı deneme 1976 yılında yazılmış. Şöyle sonlanıyor:

“Ama sorun şu ki, o yaşlı kadın gönüllü olmaya pek hevesli olmayacaktır. ‘Benim gibi yaşlı bir kadın Altair’de ne yapar ki?’ diyecektir. ‘Siz en iyisi o bilimadamlarından birini yollayın, onlar bu tuhaf görünüşlü yeşil yaratıklarla konuşmayı bilir. Belki Dr. Kissinger gitmek ister. Peki Şamanı göndermeye ne dersiniz?’ Ona kendisini göndermek istediğimizi, çünkü ancak temel özelliği Değişim olan insanlık durumunun tümünü denemiş, kabullenmiş ve yaşamış birinin insanlığı başarıyla temsil edebileceğini anlatmakta güçlük çekeceğiz mutlaka. ‘Ben mi?’ diyecektir biraz şakacı bir tavırla, ‘Ama ben bir şey yapmadım ki!’

Ama yemezler. Kabul etmese de, Dr. Kissinger’ın onun gittiği yerlere gitmediğini ve asla gitmeyeceğini, bilimadamlarıyla şamanların onun yaptıklarını yapamayacağını bilir o. Atla bakalım uzay gemisine Nine.”2

Leonora Carrington’ın Sırdaş Trompet romanındaki Marian Leatherby karakteri de o kadınlara iyi bir örnek. Romanın bu “deli” anlatıcısı, görünür olmayan dünyadan kadim bilgiler edinmiş, zeki, feci komik, 92 yaşında bir kadın. Bir özlemi dile getiriyor şöyle:

“İnsanın söylemek zorunda olduğu şeyden koşulsuz heyecanlanacak birkaç insan hatta tek bir kişi bulunması ne kadar mutluluk verici olurdu. Kimse kesmeden ya da esnemeden saatlerce Papağan öykülerini heyecanla dinleyicilere anlattığımı hayal ediyorum.”3

Bu kadar.4 Sonra kelimenin TDK tanımına baktım, mecaz anlamları arasında “aksi-suratsız-geçimsiz yaşlı bir kadın gibi olmak” yazıyor. Harika!

Görünüşü ve tavırları bu tanımla pek uyuşmasa da Memoria’daki (2021) başkarakter Jessica Holland bir şekilde bu imgeyle örtüşüyor zihnimde. Zamanlar arasında ve iki dünya boyunca yer değiştirerek yolculuk eden Jessica, filmin sonunda bir ormanın içinde yok oluyor, ormanın içinde eriyor. Hayatını bitkilerle ilgilenerek idame eden Jessica’nın herkes tarafından duyulmayan bir sesin peşine düşmesi ve çoğu kez dünyaya insan olanın ötesinde, başka bir varlık yanından bakmasını izliyoruz film boyunca. Bu delilik basbayağı “kocakarılık” değil mi?

Düşündüm, onlar hakkında daha önce neler okuduğumu hatırlamaya çalıştım. Elimde başka bir kitap var şimdi, Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde bizzat o kocakarının anlattığı, benim okuduğum ikinci roman. Çok sevdiğim bir roman.

1. Christopher Dell, Ökült, Cadılık ve Büyü: Resimli Tarih, çev. Begüm Kovulmaz-Şeyda Öztürk (Yapı Kredi Yayınları, 4. Baskı, 2023), 284.

2. Ursula K. Le Guin, Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, çev. Bülent Somay vd. (Metis Yayınları, 6. Baskı, 2013), 150.

3. Leonora Carrington, Sırdaş Trompet, çev. Emre Erbatur (Everest Yayınları, 2020), 71.

4. Agatha Christie’nin Miss Jane Marple karakteri yukarıdakilerden biraz farklı, ayakları kesinkes bu dünyada, tıpkı yaratıcısı ve benim gibi gerçek bir Başak kadını. Hatta sevimli bir kocakarı fakat 16.50 Treni kitabında ona şöyle seslenen biri de çıkar: “Kahrolası ihtiyar cadı!” Miss Marple’ı anlatan başka biri, yazardır. Kendi sesi çok da belirgin değil belleğimde. Agatha Christie, 16.50 Treni, çev. Çiğdem Öztekin (Altın Kitaplar, 6. Baskı, 2007), 283.

bilgelik, Ezgi Alkan, kitap, Leonora Carrington, Memoria, Olga Tokarczuk, Ursula K. Le Guin