Rachel Cusk’a Teşekkür
Caspar David Friedrich, “Deniz Kenarındaki Keşiş”, 1808-10. Hakkında yapılmış bir yorum: İnsan bu resme baktığında gözkapaklarının alındığını hissediyor, kaynak: WikiMedia Commons

Kendimi temize çekmek için söylemiyorum ama konuşurken duraksayan, bir anlığına ne söyleyeceğini bilemeyen insanlar “hah” dedirtiyor bana, gerçekten düşündüğü, ezbere konuşmayacağı güvenini uyandırıyor. En son Dünya Hâli programını dinlerken tanık oldum duraksamalara. Engin Geçtan ile Timuçin Oral, Açık Radyo’da yayınlanan programda konuşurken duraksıyor. Biliyoruz o esnada titizlikle kelime seçtiklerini; biri sustuğunda diğeri sessizliği doldurmaya çalışmıyor üstelik. Ne zor şey değil mi sessizliğe boşluk vermek.

Benzer bir düşünce Rachel Cusk’ın Çerçeve’sini okurken de sıkça aklıma geldi. Çok akıllıca buldum romanı, Rachel Cusk’ı çok sevdim. Bir yazarlık atölyesinde ders vermek üzere Atina’ya giden ketum kadının bu kısa yolculuğunda başından geçenleri anlatıyor roman. İnsanlar, ilişkiler hakkında dikkate değer, başka sohbetlere konu olabilecek çıkarımlardan oluşuyor. Ve her bir macera bölümlere ayrılmış; boşlukları biliyorsunuz okurken yani. Ama asıl anlattığı bu değil; bir romanın nasıl yazıldığını, yazarın dünyaya nereden baktığını, deneyimlerini yazıya nasıl döktüğünü, ne yazacağına karar verme anlarını, gündelik hayattan nasıl malzeme topladığını bizzat kendisi bir atölye gibi gösteriyor. İlk bölümde, uçakta bir yabancıyla sohbet ederken ben de zevkten dört köşe oldum. İkinci bölümdeki başka bir sohbette açıkça gülümsedim. Şu kısımda mesela:

Benim özlediğim, o disiplinin kendisi, dedi Ryan. Bir bakıma, ne yazdığım çok da fark etmez – yine o eşgüdüm halinde olma hissini duymak istiyorum, yani ruh ve beden olarak, ne demek istediğimi anlıyor musun? O konuşurken, o hayali merdivenin bir kez daha önünde göz alabildiğine yükseldiğini gördüm, önünde bir kitap tahrik edercesine sallanırken Ryan merdivenleri tırmanıyordu. Gölgenin çapı daralmış, caddeni harlı sıcaklığı üzerimize doğru ilerlemişti. Sıcaklık tam arkamdaydı; iskemlemi masaya doğru çektim. O noktadaysan vakit yaratırsın, öyle değil mi, dedi Ryan, tıpkı insanlar eşlerini aldatmak için nasıl vakit yaratıyorlarsa öyle.1

Yazarlık oturup ne yazacağını düşünme işi değil, bir duyarlılıkla, incelikle yaşamak gibi görünüyor bu romanda. Bunların hepsi de aynı şeyden, susmayı becerebilmekten geçiyor. “Yazamıyorum çünkü yazmaya zaman bulamıyorum” düşüncesi de yanlışlanıyor böylece. Yazar, çizdiği outline, “çerçeve” içinden hayata bakar, fark eder, düşünür, dinler. “Sonra da oturup bunları yazar herhalde”, diyor. Zaten. Bunun sağladığı acayip bir olumlu bir şey de var, yazar bu sayede zamansızlığı kazanıyor. Ne anlattığı hikâyenin içinde ne de şimdi bizimle. O iki zaman arasındaki boşluğun tam ortasında. Bana sorarsanız kadınca bir yerde ve özgür.

Hem sineması hem edebiyatında sessizliği kullanan, çağrışımların en kuvvetlisine neden olan Margarite Duras burada başka bir şeyi daha vurguluyor: Anlatıcının hareketsizliğini.

Neredeyse diyalogsuz romanın her bölümünde şu yazarlık işinin farklı uzantıları kullanılıyor. Üçüncü bölümde bir yazarın mekân keşfini okuyoruz. Gerçek-illüzyon ilişkisini düşünmekten eşya sahibinin ne çeşit bir düzenle çalıştığına kadar her şeyi yorumluyor da yorumluyor, bizim için yoktan bir karakter yaratıyor adeta. İlginç bir keşif de yapıyor: Klasik müzik çalınan mekânların uzamı on kat genişliyormuş.

İşte böyle. Açık Radyo’nun kaç gündür yayın yapmadığını saymadım ki herhalde siz bu yazıyı okurken de açılmış olmayacak. Ne yazık ki. Bu en kötüsünden, keskin sessizlik. Bense Cusk’ın başka bir kitabını elime almışımdır bile. Ama bu bir sessizlik anı değil.

1. Rachel Cusk, Çerçeve, çev. Lale Akalın (İstanbul: YKY, 2024) 33-34.

boşluk, Ezgi Alkan, kitap, okumak, Rachel Cusk, sessizlik, yazmak