Sıla Gurbet
Bir Mekân Olarak İsim

2018 yılında çalışmaya başladığımız Sıla Gurbet projesi, isimleri Sıla ve Gurbet olan kadınlarla1 yapılan söyleşiler dizisidir. Proje, kadınların isimlerinin hikâyeleri aracılığıyla mekândaki hareketlerine bakma; memleket, ev, göç kavramlarının kadınlardaki duygusal/düşünsel karşılıklarını araştırma arzumuzdan doğdu. 

Daha açık konuşmak gerekirse, proje farklı zamanlarda, farklı ülkelerde, farklı isimlerle yaşama deneyiminin zihne düşürdüğü “İsmim nasıl bir mekân benim için?” sorusundan doğdu. Berlin’de yaşadığım çocukluk dönemim boyunca Kurtuluş’tum; hayatımın İstanbul evresi başlamadan az önce, 80’lerin ikinci yarısında Sema oldum. Geçen bütün o yıllar içinde Berlinli Kurtuluş ile İstanbullu Sema defalarca kez birbirine baktı, birbirini süzdü. “Yerde” ve “gökte”; Batı’da ve Doğu’da; çocuk ve erişkin iki kişi. İsimlerin gerisindeki hikâyeler ve o hikâyeler arasında belirmesi an meselesi daha başka hikâyeler zihnimi yeterince kurcaladığında, onu, bünyelerinde hareketin kendisini barındırıyor gibi görünen Sıla ve Gurbet isimleri üzerinden yeniden düşünmek istedim. Ve tam da o dönem Berlin’e gitmek üzere olan Seçil’i Sıla Gurbet projesini birlikte çalışmaya davet ettim.

Hikâyelerin, mekânların ve isimlerin çapraz ilişkiler içinde olduğunu düşünerek şu soruları sorduk: Yaşadığımız mekân/beden ve isimlerimiz arasında olduğunu varsaydığımız ilişki, nasıl bir ilişkidir? Bir mekân hissi veren isimlerin taşıyıcısı kadınlar, o mekânların sınırlarını yeniden tarif edebilir mi? Göç ve göçmenlik temalarını doğrudan çağrıştıran bu iki ismin hikâyesinde, hangi tür göçmenlikler gizlidir?

12 aylık olana kadar ben, babam tarafından tüm siyah beyaz fotoğraflarımın arkasına Ayşe olarak kaydedildim. Ayşe koltukta. Ayşe 4 aylık. Ayşe uyurken… Babam bana Ayşe olarak seslenmiş olmalı. Hatırlamıyorum. Ben Ayşe’yi de hatırlamıyorum. Sonrasında Seçil olarak çağrıldım ve Seçil olarak hayatıma devam ettim. Resmi hayatımda iki ismim var. Ayşe Seçil sadece bürokraside yan yana geliyor. 1 sene Ayşe, 47 sene Seçil oldum ben. Bir sanat projesiyle Mısır’a ve İsrail’e yaptığım seyahatlerde Ayşe’yi tercih ettim, baba memleketi Mardin’e ilk kez gittiğimde “Bana Ayşe diyebilirsiniz” dedim. Tam da Ayşe olmak üzerine düşünürken ve kendimi Berlin yoluna hazırlarken Sema’dan bir davet geldi.

Kimliklerine ilişkin ayrıntıları paylaşmayacağımızı belirterek yaptığımız söyleşilerde zaman zaman karşılaştığımız kimliğe dair ipuçları kadınların tasarrufunda oldu. Projenin “hikâyeyi” fotoğraflarla da anlatmasını istedik; kadınlardan söyleşiler sonrasında kendileri için gurbet ve sılayı imleyen birer fotoğraf göndermelerini rica ettik. Çalışmamızı, Berlin ve İstanbul sokaklarına uyguladığımız Sıla Gurbet etiketlemeleriyle sürdürüyoruz.

Berlin / İstanbul sokak etiketlemeleri, proje arşivi, 2021

“Sıla: Memleketine gitme, akrabasına kavuşma.”2

“Seninle gurbette yaşayarak anlam katacaklar hayatına.”3

Manifold’un bize açtığı bu alanda söyleşilerden bölümleri her ay sizlerle paylaşacağız. Böylelikle gurbet ve sıla arasında yeni alanlar ve yeni duygulanımları beraber oluşturacağız. Söyleşileri bu alana taşırken, çalışmanın kronolojisine değil, söyleşilerin birbiriyle konuşma potansiyeline odaklandık. Kadınların sözlerini birbiriyle temas noktalarından yakalamaya ve teyellemeye çalıştık. Böylelikle sözü bir Gurbet, bir Sıla almış oldu. İki kadının, isimleri üzerine düşündüğü söyleşilerden aldığımız bu bölümlerde sırasıyla önce Gurbet, sonra Sıla konuşuyor:

Hasret içeren, aslında çok yoğun anlamlar içeren iki sözcük gibi. Tabii bunu yaşayabilen, hissedebilen insanlar için çok daha derin anlamları olabilir ama sıla da gurbet de aynı şekilde. Hasretle, uzaklıkla… Bu tarz derin duygular içeren iki sözcük gibi. Bilemiyorum. Çok benzerler. Gurbet daha çok göç anlamında kullanılabilir; sıla daha sevgi anlamında, hissiyat anlamında birbirine uzak olmak gibi geliyor bana. Gurbet, göç kavramının bir çeşit versiyonu sanki. Sıla daha derin, daha içsel; sevgi yoksunluğu gibi bir şey. Aslında sıla daha derin anlamlar içeriyor bence. Zaten hep söylüyorum, “Gurbette olan sizdiniz ama benim başıma patladı” diye. Onlar memleketlerinden uzaklardı, İstanbul’a göçmüşlerdi. Ben de ilk çocuklarıyım. Ondan sebep. Üzerine düşünüldüğünü de çok zannetmiyorum yani. Ama memleketlerinden uzaktayken gurbet kelimesi güncel konuların içinde çok dönmüş olabilir. Öyle gelmiştir akıllarına. Gurbetteyiz, memleketimizden uzaktayız… Bilinçaltlarında vardı herhalde. Ona dayandırıyorum.

Gurbet

Memleket. Ait olduğum yer. Toprak. Aidiyet hissi veriyor; çok doygun hissettiriyor. Ait olduğum bir toprak, fiziksel bir mekânla bağlantım olmasa da… His olarak aslında biraz özlem ve eksikliği de çağrıştırıyor şimdi düşününce. Memleketim… Yani memleketim yok, bunu hatırlatıyor tekrar. Ailemin sahiplendiği, büyüdüğü bir köy, toprak yok. Onlar da şehirde doğup büyümüş insanlar. O bağlantısızlığı hissediyorum toprakla. Annem Sinoplu, babam Ankaralı; fakat onun da babası Erzincan’dan göçmüş. Benim Sinop’la da Kemaliye’yle de bir ilişkim yok. Hiç gitmedim bile. Anadolu şehirlerini çok sevdiğim ve çok gezdiğim hâlde bu iki şehre hiç gitmedim. Fakat ismim Sıla; bir çelişki var gibi kendi içimde… İsmimi doktorum vermiş. Babam askerdeymiş ben doğduğumda. Doktorumun da çok sevdiği bir isimmiş Sıla. Bizim durumumuza, babamın uzakta oluşuna referansla önermiş bu ismi. Annem de çok sevip kabul etmiş.

Mardin’den İstanbul’a göçmüşler iş için. Klasiktir ya, nerede ekmek oraya göçen klasik Doğu halkı aslında. Yolları İstanbul’a düşmüş. Ama uzun zamandır buradalar. 80’lerin başından bu yana sanırım. Ama biz hâlâ git gel yapıyoruz. Geniş bir aileyiz burada. Nereden bakarsanız 30-35 yıldır burada kök salmışlar.

Babam, benim doğumumla birlikte başlayan süreçte 18 ay askerlik yaptığı için benim çocukluğumu görememiş oldu; ben de babamı görememiş oldum. Bir gurbetlik yaşanmış. Benim babama, babamın bana gurbetliği olmuş. Sonradan “Ne kadar çabuk büyüdün, seni sevemedim” dediğini hatırlıyorum. Oysa o sırada hâlâ küçüktüm, sevebilirdi ama yine sevmiyordu. His olarak neler hissediyorum ismimle ilgili?

Küçükken hiç sevmezdim ismimi, şimdi alıştım biraz. Çok ağır gelirdi bana. Tüm olumsuz duyguları üzerime çekiyormuş gibi hissederdim. Yani bir Ayşe, Fatma da olabilirdi. Söylerken bile zor bir isim Gurbet. Sonra yaş aldıkça, ismin yoğunluğunu algılamaya başladıkça yani, daha artık benmişim gibi geldi.

Çocukken ismimi hiç, hiç sevmiyordum. Çünkü çok farklı geliyordu o zamanlar. Başka Sıla yoktu. Ya da televizyonda vardı Sıla; o da erkek bir çocuktu. Ve ben garip hissediyordum. Pelin olsun istiyordum ismim. “Niye Pelin koymadınız?” diyordum. Böyle kız hayallerine kapılıyordum… Büyüdükçe çok sevmeye başladım; çok dönüştü ismime yaklaşımım. Çok özel bir isim olduğunu düşünüyorum şu anda. Tınısını, frekansını seviyorum. “S” ile başlayıp “a” ile bitmesi bir şekilde bana iyi geliyor. Belki bu, sahip olduğum ismi sürekli duyduğum için benim zamanla alışmam ve ismime uyum sağlamam gibi bir şeydir. Ama bu “s”, “a”… Harflerin belli frekansları var.

Sıla daha eğlenceli bir ses. Gurbet her anlamda daha sert. Gurbet adında bir insan sanki daha sert, kurallı, çizgileri olan bir insanken Sıla daha sosyal, daha eğlenceli, daha cıvıl cıvıl olabilirmiş gibi geliyor. Gurbet çok sert hakikaten… Söylemişimdir de, “Gurbet koyacağınıza, Sıla falan koysaydınız” diye. İlla bir duygu içerecekse yani. Boş bir anlarına denk gelmiş herhalde! İsmin insanın üstünde çok etkili olduğunu düşünüyorum. Daha kendi toprağında olmak isteyen bir insanımdır ben mesela. Olduğu yerde sabit durmayı seven… Yani değişiklikten, farklı bir şehre gitmekten… Göç etmek benim için çok radikal bir karar olur yani. Ben bu tarz içsel şeylerde ismimin etkisi olduğunu düşünüyorum. Melankolik bir havada da takılıyor olabiliyorum. Kendimle, yalnız olmayı seven bir tarafım var. Dediğim gibi isimlerin insan psikolojisi üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum ve bununla bir alakası olabilir dediğim zamanlar oldu. Burada yine şeye gideceğim; gurbet benim için daha dış, sıla iç anlamda ya… Sıla benim için sevdiğim insanlardan, sevdiğim yerden ya da kendimi ait hissettiğim topraktan ayrı kalmak, onun hasretini çekmek. Ama gurbet biraz yurtdışına taşan bir terimdir. Yurtdışı gibi bir yere gitsem, kendimi gurbette hissederim. Ama kendi ülkemde bir yere gitsem, özlem duyacağım için sıla hasreti çekerim. Gurbet, benim için kıta değiştirmek, ülke dışına çıkmak olabilir.

Sıla bana daha çok kentli gibi tınlayan bir isim. Çünkü çok fazlaca görülen bir isim değil. Mesela ilkokulda hatırlıyorum, Hasret adında bir arkadaşım vardı. O, gerçekten çok kır tınlıyordu ve onunla her konuştuğumda hem bir bağlantı hissediyordum; hani “sıla hasreti” denir ya, ama çok farklıyız. Benim köyle ya da toprakla ilişkim olmadığı için o bağlantıyı kendimle de ismimle de hissetmiyordum. Fakat ona baktığımda köy, toprak bağlantısını görüyordum ya da hissediyordum.

İnsan aslında kendini doğduğu yere ait hisseder ama Mardin’de benimle aynı dili konuşan o kadar çok insan var ki. Kürt kökenliyiz biz… Oraya gittiğimde garip bir şekilde yabancılık değil de aitmiş gibi hissederim. Hep de söylerim, “Ben buraya aitmişim aslında” derim. Ama o da bence daha çok şundan dolayı oluyor: Döndüğüm her yerde benimle aynı dili konuşan insanlar var. Yani ben mesela İstanbul’da Kürtçe konuşan yaşlı bir kadın gördüğümde, onun çok yalnız olduğunu görebiliyorum. Derdini anlatamıyor. Ama Mardin’de öyle değil. Aitmişim gibi hissediyorum. Oysa benim mantığıma göre, insan doğduğu yere aittir. Ama orası farklı geliyor bana. O da tamamen benimle aynı dili konuşan insanları gördüğüm için. Daha sahipleniliyormuşum gibi hissediyorum orada. Ama İstanbul’da doğup büyüdüğüm hâlde tam olarak o şeyi alamıyorum. Oranın öyle daha içsel bir tarafı var dokunan. Bizde Kürtçe konuşmamak, olacak şey değil. Ben Türkçeyi ilkokula gidince öğrendim. Ama öyle bir hale geldi ki artık –Kürtçe zor bir dildir, konuşurken gırtlak yorar– kolaya kaçmak için bazen hemen Türkçeye çevirebiliyorum. Kürtçe dili ağırlaştırır, yorar insanı. Daha yumuşak geliyor Türkçe konuşmak.

Sıla

Çok da düşünmedim esasında ismim bana neleri çağrıştırıyor; konuşurken fark ediyorum şimdi. Kendimi hiç gurbette hissetmedim. Zaten kendimi bir yere ait hissetmediğim için şehir değişikliği yaptığımda da özlem duygum olmadı. Akışta, neresiyse gitmem gereken yer, oraya gitmiş oldum. Başka bir şehrin özlemi hiç olmadı. Fakat şu anda İstanbul’u özleyecek olursam, biraz yarı zamanlı bir kurguyla buraya da gelebilirim diye düşünüyorum. Bir yere ait olmamak ya da köklenmemek, kötü bir şey gibi görünse de iyi bir şey olabilir; bir esneklik verebilir insana. Nereye gidersem bunu kurabilirim gibi geliyor.

İsmimi komik cümleler içinde kullanmaya çalışırdım, olmazdı. Taş gibi, yumuşamıyor bir türlü. “Gurbet saklambaç oynuyor!” mesela! Gurbet nasıl kaybolabilir? “Gurbet konserde” mesela, olmuyor. Gurbet bir eğlencede olmuyor sanki. Hüzün yoğunluğu olan bir isim. Ama Sıla oynar ya. Sıla oynar. Yapar valla. Gurbet hep kenarda duruyor muhtemelen. Yaş aldıkça alışmaya başladım ismime. Aslında o da neden oldu biliyor musunuz? Ben yine alışmazdım da… İlk tanıştığım insanlar “Ne değişik, ne güzel bir isim” derdi. Bunu çok duydum. Sonra yavaş yavaş benim görmediğim güzel bir tarafı varmış demek diye düşünmeye başladım. Belki de toplum, ismimle barışmamı sağladı.

Gurbet, daha çok kendinle ilişki kuramadığın anlar gibi. İçsel çatışmaların olması… Uzaklaştırıyor çünkü. Kendine hasret oluyorsun. Kendinle çatıştığında çocuğunla da eşinle de çatışıyorsun ve uyum sağlamak zorlaşıyor. Benim çocuğum şu anda 4 yaşında ama ilerde gerçek anlamda iletişim kurduğumuz zaman çok daha zor olacaktır. O yüzden insanın kendine gurbet olması, hasret olması gibi bir şey geliyor. Kendi özüne, hislerine, yaşamak istediği hayata, onu heyecanlandıran şeylere uzak bir hayat, gurbette bir hayat gibi geliyor. Bunları yapabiliyorsan, en çekirdekte bunları kurduysan, önce kendi içinde barışmak, bütünleştirmek parçaları… Ondan sonra nereye gitsen, Alaska’da bile yaşasan o aidiyeti hissedersin gibi bir güvenim var.

1. Projemize katılan, isimlerinin hikâyeleri üzerine bizimle birlikte düşünen, zaman ayıran Gurbet ve Sıla’ya teşekkürlerimizle…

2. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Ankara: Aydın Kitabevi, 2008).

3. İason’a hitaben Medea’nın cümlesi. Euripides, Medea, çev. Ari Çokona (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2014).

göç, gurbet, mekân, Seçil Yersel, Sema Aslan, sıla, Sıla Gurbet projesi