DIŞARIDAKİLER #1
Henry Darger

Korkunç deneyimler, insanın bunları yaşayan kişinin
korkunç bir şey olup olmadığını merak etmesine neden olur.
—F. Nietzche1

“Ancak öldükten sonra tanındı” klişesini çok duymuşuzdur. Bu tanıma örnek olarak en önce V. Van Gogh, J.S. Bach gibi isimler verilir. Ancak bu isimler ve benzerleri aslında yaşarken de fark edilmiş ama pek çok sanatçının başına geldiği gibi bilinirlikleri küçük çevrelerde sınırlı kalmış ve sonradan isimleri parlamış ya da parlatılmıştır.

Bu sadece sanatçılara özgü de değildir üstelik. Yazarlar, çizerler, besteciler dışında yaşarken tanınmışlığı çok sınırlı kalmış bilim insanları ve düşünürler de çoktur. Çok sonradan bir ismin etrafında oluşan ün halesi, çoğu zaman o ismin yaşarken de pek ünlü ve “ulu” olduğu sanısını kolaylıkla yaratır. Spinoza’nın, Nietzsche’nin, Marx’ın, Stirner’in yaşarken pek az kişi tarafından bilindiğini ve bunun onlar için de yaşamlarında bir büyük varoluşsal sorun oluşturduğunu aklımıza bile getirmeyiz.

Bir de tüm bu grubun dışında, yaşarken hiç fark edilmemiş –çok az olasılıkla kendi tercihleriyle– izole yaşamış ve yaratmış olanlar vardır. Şu anda bile kaç kişi bu tanıma uygun biçimde yaşamakta ve sonunda belki de hiç fark edilmeden yitip gitmektedir, kim bilir?

Bu tür yaratıcıların toplandığı kategori “outsider art”2 olarak belirlenmiş durumda. Mevcut sanat/kültür çevresinin, yani “içeridekilerin”, tamamen dışında kalmış işler ve sahipleri bunlar. Kenarda köşede kalmışlar –marjinaller– bu kapsamda değil. Jean Dubuffet’nin3 ortaya attığı art brut tanımının evrimleşmiş bir hâli bu çerçeve tanım. 

Bu kategorideki yaratıcıların bazı ortak biyografik özellikleri mevcut: Travmatik ve çoğu zaman yetim, çok zorlu bir çocukluk, yoksulluk, sanatlarıyla ilgili herhangi bir eğitim almamış olmak, bir yetimhane/tımarhane/hapishane geçmişi ve hemen hemen her ismin bir “içerideki” tarafından keşfedilip ortaya çıkarılması.

“Dışarıdan olan” ortaya çıkarılınca ise ölmüş bile olsa artık “içeriden”e dönüşüyor ve bu da kategoride bir paradoks yaratmıyor değil. Sanatçı, yaşamı, kişiliği ve eserleri yoğun inceleme altına alınıp “içerideki” diğer sanatçı ve akımlarla birlikte dalgalanıyor, kâh çok havalara çıkarılıyor, kâh yerin dibine batırılıyor, bazen de tekrar “dışarıya” gönderilip önce görünmezlik sonra unutulma sürecine giriyor. Verili biyografik genellemelere uyan bazı “içeriden” yaratıcılar mevcut ise de bunlar talihli olanlar!4

“Dışarıdan” olanların en ünlülerinden biri ve belki de en ünlüsü Henry Darger. Henry, biyografik genellemeye çok paralel, acılarla yoğrulmuş bir çocukluğa sahip. Chicago’da 1892’de doğmuş, babası engelli yoksul bir terzi, kendisinden önceki iki kız kardeşi evlatlık verilmiş ve onları hiç görmemiş. Anne o dört yaşındayken ölüyor, baba da küçük yaşta okuma öğretiyor ama sonra bakamayıp, oğlunu bir Katolik yetimhanesine koyuyor. Henry okuma bildiği ve zeki bulunduğu için yetimhanedeyken ilkokula üçüncü sınıftan başlatılıyor. “Deli” lakabını ilk o yıllarda, olur olmaz acayip sesler çıkardığı için kazanıyor. 12 yaşındayken babasının da onayıyla –çok sık mastürbasyon yapmak gerekçesiyle– bölgenin en kokuşmuş ve berbat kurumlarından biri olan, özet ismiyle Lincoln Çocuk Tımarhanesi’ne kapatılıyor. Orada başına gelmeyen kalmıyor şüphesiz.

17 yaşındayken, babası da yattığı huzurevinde ölüyor ve kimsesiz kalıyor. Çocukların ücretsiz emekle tarlalarda ve çeşitli işlerde çalıştırıldığı kurumdan iki yıl üst üste kaçıyor ama başarılı olamıyor. 1909’da üçüncü kaçışında Chicago’ya ulaşabiliyor ve vaftiz annesini buluyor. Çeşitli Katolik hastanelerinde bulaşıkçı, temizlikçi, hademe ve amele olarak geçecek yaşamı da böyle başlıyor.5 1963’te emekli edilene kadar Katolik hastanelerinde çalışarak, günde beş vakit kilisesinin ayinlerine katılarak ve arada bir değiştirse de tuttuğu bekâr odalarında kalarak –sadece 1917’de askere alınıp kısa sürede göz rahatsızlığı nedeniyle terhis ediliyor– yaşayıp gidiyor. 

Bu süreçte Henry’nin bilinen tek bir arkadaşı oluyor.6 Arada bir bu arkadaşının evinde kalması dışında hiçbir sosyal yaşamı yok. Alkol, sigara, uyuşturucu, kumar, satılık seks gibi alışkanlıkları da yok. Ev sahipleri ve komşuları ise genelde bu sessiz, ufak tefek adama göz kulak olmaya çalışıyor. (İyi insanlar da var!) Hiç ziyaretçisi, radyosu, televizyonu olmayan Henry’nin işten gelip odasına kapandıktan sonra pek çok ağız, lehçe ve sesle kendi kendine konuşup odasında bir kalabalık varmış gibi gürültü çıkarmasına zamanla alışıyorlar. Soru sorduklarında asla doğrudan yanıt vermeyip hava durumunu anlatan, ilgisiz şeyler söyleyen bu adamın arada bir gizlice göz attıkları odasında oluşan ıvır zıvır, kutular, boyalar, gazete ve dergiler ile ambalaj kâğıdı çöplüğüne ise şaşırıyorlar ama ses etmiyorlar. 

Henry’ye 1969’da bir araba çarpıyor; zaten sorunlu olan bacaklarını kullanması bu kazadan sonra iyice güçleşiyor ve odasına varabilmek için çıkmak zorunda olduğu merdivenler kâbusu oluyor. 1972’de ev sahibinden kendisini bir huzurevine koymasını isteyince ev sahibi Nathan Lerner7 tarafından, babasının da kalıp öldüğü Katolik huzurevine yerleştiriliyor.

Filmin ikinci yarısı bu noktada başlıyor. Nathan Lerner yanına kiracılarından birini de alarak Henry’nin odasını temizleyip boşaltma işine girişiyor. İki kamyon dolusu çöpü tasfiye ettikten sonra karşılarına Henry’nin “işleri” çıkmaya başlıyor ve çok acayip bir şeyler bulduklarını hemen anlıyorlar.

O sırada Henry Darger huzurevinde kendini tamamen kapatmış, dış dünyayla sesli sessiz tüm iletişimini kesmiş yatıyor. Nathan Lerner onu ziyaret ediyor, bulduklarını heyecanla anlatıyor ve uzun uğraşlardan sonra tek bir tepki alabiliyor. Henry “Artık çok geç” diyor ona.

Henry Darger 81 yaşında, 1973’te ölüyor, mezar taşını ev sahibi Nathan Lerner yaptırıyor. Taşa büyük harflerle “Sanatçı” altına da “Çocukların Koruyucusu” yazdırıyor.

Creative Commons Lisansı, H. Darger, resimden/panelden detay

Peki, binlerce sahifelik ve önemli bölümü Henry Darger tarafından elle ciltlenmiş günlükler ve kendi ölçümleriyle tuttuğu günlük meteorolojik kayıt defterleri, sokaktan toplanmış kutular, gözlük çerçeveleri, özenle sarılmış sicim yumakları, gazeteler, dergiler, kâğıtlar dışında Nathan Lerner’i heyecanlandıran modern arkeolojik kalıntılar neler?

Biri 15.000 diğeri 10.000 sahifeden uzun iki fantastik roman ve onlara eşlik eden 300’den fazla, illüstrasyon, kolaj ve suluboya resim bunlar.

Bu romanların ilki, küçük kızlardan oluşan ana kahramanların, uzmanların Amerikan iç savaşının temel alındığını düşündükleri olaylar çerçevesinde, fantastik bir dünyada her türlü korkunç düşmanla savaşmalarını, acı ve eziyet çekmelerini, korkunç işkencelere uğramalarını anlatıyor. İkinci romanda ise kahramanların bu kez Chicago’da kötü ruh ve hayaletlerle mücadeleleri ele alınıyor.8 Her iki romanda da Henry hem kendisini hem bazı tanıdıklarını değişik karakterler olarak kullanmış. Bariz olan ise bir küçük kız ve şiddet takıntısı.

Çizimlere gelince, yine ana kahramanlar küçük kızlar ve kimi 10 metre uzunluktaki paneller olarak –kimisi ise önlü arkalı– eski dergi ve gazete ve ambalaj kâğıtları üzerine yapılmış bu işler. Figürler ağırlıkla dergi gazete fotoğrafları üzerinden kopyalanarak, daha sonraki yıllarda –Henry bu tekniği nasılsa keşfedince– fotoğrafçıda büyüttürülmüş resimler üzerinden gitme yöntemiyle kâğıda aktarılıp boyanmış.

Henry’nin “Bayeux Kilimi”ni9 çağrıştıran anlatım yöntemi, iş işkence ve infaz çizimlerine gelince Goya’nın “Savaşın Felaketleri” serisiyle10 ile aynı korkunçlukta ve bunlara bakmaktan kaçınmak en akıllıcası. Çoğu çizimde küçük kızların nü olarak resmedildiğini fakat ya cinsiyetsiz ya da erkek cinsel organıyla (!) betimlendiğini belirtmek gerekiyor.

Henry Darger’in bir pedofil olup olmadığı, bu işler bulununca ve sonrasında çok sorulmuş bir soru. Uzun uzun yapılan etütler Henry’nin kız çocuk takıntısının –bir ara başarısız bir evlat edinme girişimi de var– yetimhanede başından geçenlerle bağlantısının olabileceğini savlıyor. Gazetelerde gördüğü ve defalarca çizmeye çalıştığı korkunç bir cinayetin kurbanı küçük bir kızın da onda sabit fikir oluşturduğu yönünde görüşler ve deliller mevcut. Resimlerdeki nü kızların ya cinsiyetsiz olmaları ya da erkek organı taşımaları ise uzmanlarca onun yaşamında hiç dişi cinselliği görmemiş olmasına bağlanıyor. Öte yandan Henry’nin yaşadığı dönemde küçük kızların imgelerinin, daha edepli de olsa, nü’ler olarak reklamlar, afişler, plak kapakları, filmler, çizgi romanlar vb. her yerde boy gösterdiğini ve o dönemin Batı “standartlarının” bugünkünden çok farklı olduğunu anımsamak gerekiyor.11

Creative Commons Lisansı, H. Darger, resimden/panelden detay

Henry Darger bir “deli” miydi doğal sorusuna gelince, gündelik yaşamını rutin bir şekilde kimseye ilişmeden, kendisine de zarar vermeden yıllar boyu sürdürebildiğine göre, yanıt hayır oluyor. Ancak “vaka” olarak da sonradan uzmanların ilgisine çok mazhar olmuş şüphesiz. (Üzerinde doktora tezleri mevcut.) Genel kanı onun obsesif-kompulsif bozukluklara da sahip bir otistik spektrum12 vakası olduğu yönünde.

Bugün ABD ve Avrupa’da çeşitli önemli müzelerde eserleri bulunan Henry Darger’ın çizimlerinin ortalama satış fiyatı 750.000 Amerikan doları. Hâl böyle olunca da ondan tüm kalanların haklarını üzerine almış olan müteveffa Nathan Lerner’in eşi Kiyoko Lerner ile çok sonradan ortaya çıkartılan bazı çok uzak akrabalar arasındaki miras davasının hâlâ sürdüğünü söylemek şaşırtıcı olmayacaktır.

Son söz olarak, işleri “içeriye” alındı ama kendisi hep ve tamamen “dışarıda” kaldı diyelim…13

Creative Commons Lisansı, H. Darger, resimden/panelden detay

1. F. Nietzche, İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886) (Penguin Classics, 2014), 95’ten serbest çeviri.

2. Outsider art: Tam Türkçe karşılığı olmayan ama zamanın şartlarında oluşmuş sanat/kültür çevresinin dışında yaratılmış işlerin sokulduğu kategori.

3. Fransız ressam ve heykeltıraş Jean P.A. Dubuffet (1901–1985), 1940’larda kurulu “sanatsal düzenin” dışında, örneğin deliler, mahkûmlar, münzevilerce yaratılmış işler için kaba ya da çiğ sanat anlamında bu tanımlamayı getirmiştir. Outsider art deyimi ise İngiliz akademisyen ve sanat eleştirmeni Roger Cardinal’in (1940–2019) buluşudur.

4. Fransız şair ve yazar Jean Genet (1910–1986) bu durumun iyi bir örneği gibi.

5. Hademelikle yaşamını geçirmiş, bilinen başka “dışarıdan” sanatçılar da mevcut. Amerikalı James Hampton (1909–1964) bir örnek.

6. Bu arkadaşın ismi William Schloeder; kız kardeşleriyle yaşayan bir başka münzevi. Schloeder sonradan Teksas’a göçse de mektuplaşmaları 1959’da ölene kadar sürüyor. İkisi bir ara istismara uğrayan ihmal edilmiş küçük kızları kurtarıp ailelere evlatlık vermek için bir cemiyet kurmaya bile kalkışıyor. Araştırmacılar Henry Darger’ın mektuplarında aralarında romantik bir ilişki olduğuna dair kanıtlar bulunduğunu belirtiyor.

7. Nathan Lerner, (1913–1997) zamanın ünlü Amerikalı fotoğrafçı ve endüstriyel tasarımcılarından. Yeni Bauhaus hareketinde yer almış. Japon piyanist Kiyoko Asai ile evlenmiş. İşte Henry Darger’ın ihtilaflı temsil hakları halen bu piyanistte.

8. Bu romanlar 15.145 sahifelik resimli, daktilo edilmiş In the Realms of the Unreal ve 10.000 sahifelik elyazması Crazy House: Further Adventures in Chicago adlarını taşıyor.

9. Bayeux Kilimi: Yaklaşık 70 metreye 50 santimetrelik, Normandy Dükü William’ın İngiltere’ye çıkıp Norman dönemini başlatmasındaki olay ve savaşları konu edinmiş, takriben 1070’lerde dokunmuş, bazen ilk çizgi bant örneği olarak da görülen bir ünlü kilim.

10. “Savaşın Felaketleri”: F. Goya’nın (1746–1828), Napoléon ordularının İspanyol direnişçilere uyguladığı mezalimi aşırı gerçekçi şekilde gösteren 1810–1820 arasında yaptığı 82 adet intaglio baskı. (Orijinalleri gördüm ve içeriğini bilseydim sergiyi gezmezdim!)

11. Bu günlere bakarsak, ABD’de eyaletlere göre farklılık gösterse de örneğin, rızalı cinsel ilişkiyi 13-16 arasında belirleyen değişken kanuni sistemler mevcut. 1880’lerde bu yaş 10-12 aralığında iken (Delaware’de 7 imiş.) 20. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş yükseltilmiş. Avrupa’da da benzer örnekler var: İspanya’da 2015’te asgari evlilik yaşı 14’ten 16’ya, rızalı cinsel ilişki yaşı ise 13’ten 16’ya yükseltildi.

12. Otistik spektrum: Otizm, asberger sendromu ve yaygın gelişim bozukluğu türevlerini içeren şemsiye tanım.

13. Henry Darger hakkında özenli bir belgesel YouTube’da izlenebilir.

Can Akınsal, delilik, Dışarıdakiler, Henry Darger, illüstrasyon, marjinalite, sanat