O Bakışımız!
Sadece bir bakış açısından görür, bir bakış açısından biliriz; bir konu hakkında ne kadar çok sese kulak verirsek, ne kadar çok gözle, farklı gözlerle, bu şeyi gözlemleyebilirsek, onu kavramamız, ona karşı nesnelliğimiz, o kadar tam olur.1
—Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üzerine (1887)
Bir yer hayal edelim, kayalık tepelerin arasında akan ırmaklar, dereler, çeşit çeşit canlıların gizlendiği korular. Afrika’nın göbeğinden çıkmışız, burayı bulmuşuz, gel de takılma. Kimimiz başka başka diyarlara doğru giderken, kimimiz buraya serip kafa yapmayı seçmişiz.2 Uzun yıllar boyunca da kayaların üzerlerini çizmişiz, kazımışız, boyamışız; on beş bin yıl geçmiş gitmiş, vahamız çöl olmuş, kayalardaki eserlerimizin çoğu rüzgârdan, kumdan, güneşten yağmurdan silinip yok olmuş. Ama bizim torunlar zor bela arada uğrayıp “Aha buralar hep bizimdi!..” havası atıyorlarmış şimdi.
Özel bir organizasyon olmadan güvenle gidilebilmesi olanaklı olmayan, Büyük Sahra’nın güneyindeki bu sapa yer Tassili n’Ajjer3 ismiyle biliniyor. Bu kadim yerleşimde yumuşak kayalara yapılmış çizim ve resimlerin kesin tarihi, karbon ve diğer testlerin yapılabileceği organik bir kalıntı olmadığından saptanamasa da başka yerlerdeki benzerleri ve çizimlerdeki özelliklerle kaba tahminde bulunulabiliyormuş ancak. Kimisi –bugünkü bakışımıza göre– çok zarif ve ustaca, kimisi kaba saba olan bu işlerin içinde bir tanesi var ki belki de ilk grafitti ya da karikatür. (Resim 1/A)
Resim 1:
A) Tassili n’Ajjer’den, kaya resmi, tahminen 6.000 yıllık
B) Leonardo da Vinci, yaşlı adam profili, 1490’lar civarı
C) Pieter Bruegel (Büyük), yaşlı kadın portresi, 1564
D) Claude Monet, büyük burunlu adamın karikatürü, 1855-56
E) Henri de Toulouse-Lautrec, La Goulue, afişten ayrıntı, 1891
F) Pablo Picasso, kadın başı, ayrıntı, 1946
G) Jean Giraud (Moebius), Bandard Fou’dan (İngilizcede Horny Goof olarak yayımlandı), ayrıntı, 1974
H) David Levine, Charles de Gaulle, 2002
Tahminen altı bin yaşındaki çizimdeki bu upuzun burunlu koca göbekli şahsiyet kimdi? Gerçek bir kişi miydi? Çizenin, bir hasmına gıcık kapıp “Böyle olasın!” diye yaptığı bir büyü resmi miydi bu? Yoksa çizen gücünün yetmeyeceği bir kabile “dayısı” ile alay edip onu küçük düşürmeye mi çalışıyordu? Ya da belki sadece bir ergen eğlencesiydi bu çizim.
Bu soruların yanıtlarını hiç bilemeyeceğiz. Ama bu kadar eski ve yenisi bulunana kadar şimdilik bir ilk “komik profil”le karşılaşmış olmak yeterli. Bir tasvir formunun ortaya çıkmış olması ise onu görmüş olan hem “çizebilenler”, hem de “bakanların” artık yıllar boyunca beyninde kalabileceğinin de açık işareti. İleride çizebilen bu formun üzerinden gidecek, çizilene bakan da bu formu bilinçdışında taşıyacak.
Yazının girişinde kullanılan Nietzsche alıntısı, Gestalt psikolojisi4 kuramcılarından, Gombrich’ten,5 John Berger’den6 çok önce, görebilme eyleminin öncülünde, öğrenilmiş/edinilmiş, yanlış/doğru “içselleştirilmiş” bir mevcut ön kayıt olduğuna işaret ediyor.
Gombrich’in kullandığı terminolojiden gidersek, gördüğümüz bir şekli daha önceden görüp öğrendiğimiz başka “şemaların” (kalıpların/şablonların) birlikte yorumuyla tanımlayabiliyoruz. Bu edinilmiş kalıplar zaman içerisinde artabiliyor, değişebiliyor.
Belki de altı bin yıllık karikatür formunun benzerlerini ilk birkaç bin yıl içinde görenler onları hiç komik bulmayıp doğrudan büyü olarak algıladılar; daha sonraki dönemlerde ise bu “şekil” belli fiziksel özelliklere sahip kişilerin standart profili olarak beyinlere yazıldı, daha daha sonraları da bir portre karikatür prototipi haline geldi.
Bu akışı örneklemek amacıyla kaya çiziminden çok yıllar sonra üretilen ama yine de tarihsel aralıklı bazı çizimler Resim 1’de gösteriliyor. (Burada gösterilen tüm örnek resimler, “Renk Kuramı”nı7 konu dışında tutabilmek için siyah beyaza çevrildi ve algıyı kolaylaştırmak için figürlerin hepsi aynı yöne bakar hâle getirildi.)
Resim 1’deki çizimlerin siluet hâline getirilmiş görüntüleri Resim 2’de verildi. Orijinal çizimleri görmemiş olsaydık bile bu çizimlerin neyi gösterdiğini rahatlıkla tanımlayabiliyoruz. Resim 2’den artık edinemeyeceğimiz bilgiler ise çizimleri oluşturan tarz, teknik, perspektif ve fiziksel ayrıntılar, iyice uzmanları için de tarzdan çizerin kimliğinin tahmini gibi diğer “şemalar” olacaktır.
Yine Resim 1’deki çizimlerin, bir parazit etkisi [glitch effect] uygulanmış hâli Resim 3’te verildi. Bu hâlde bile bunların ne gösterdiğini anlayabiliyoruz. Zira hem yıllar zarfında biriktirdiğimiz görüntü deneylerinin sağladığı “şemaları” kullanıyoruz hem de Gestalt psikolojisinin bazı önemli tanımlarına uygun davranıyoruz. Örneğin bozulmuş çizimi kafamızda hızla birleştirip tanımlayabiliyoruz.
Yaşamında büyük/uzun burunlu bir kişiyle hiç karşılaşmamış, tecritten gelen hayali bir kişi bu resimleri görse ne yapardı sorusuna gelince, parazitli ve siluet resimlerden tam bir tanım çıkaramazdı kuşkusuz; en fazla aralarında bir benzerlik bulabilirdi. Oynanmamış hâldeki çizimlere de bunlar ne acaba diye bakar ve meraklanırdı muhtemelen; ta ki bu resimlerdekine benzer gerçek bir şahsa rastlayıncaya kadar. Resimleri görmekle saflığını kaybetmiş, ne olduğunu bilmese bile artık birtakım birbirine benzer formlar taşıyan bilinci nedeniyle bu kişiye vereceği tepkiye bağlı olarak da kim bilir başına neler gelirdi…
Günümüzde karşı karşıya olduğumuz görüntü bombardımanı nedeniyle bilincimizdeki görüntü çöplüğü içinden –psikiyatrik bir sorunumuz yoksa– büyük olasılıkla alışık olduğumuz, bilincimizde taşıdığımız “şemalara” ve “siyasal/sınıfsal” paketin gereklerine uygun görüntüleri işlemeyi tercih ediyoruz. Zira onlarda hızla algılanma/tanımlanabilme rahatlığı mevcut. Diğerleri ise arkalara süpürülüyor.
Görsel üretim yapabilenler de eğer yolun başında değilseler bu tercihlere uygun, çoğu kez “kopya” işler çıkarıyorlar. Okul öncesi çağdaki çocukların yaptığı resimler de bu savı destekleyen bir başka örnek. O yaş grubu çocuklar yuvaya/okula gidene kadar farklılık/orijinallik taşıyan işler çizebilirken, çevreden görme/öğrenme sürecine geçince bu özellikler giderek aşınıyor ve doğal ki bir süre sonra çoğunluk “çizme” eylemine de yabancılaşıp, onu tamamen terk ediyor.
Pazarlamada, kullanıcı arayüzü ve web sayfası ve öğretim/anlatım sunum tasarımı alanlarında pratik ve başarılı uygulamaları bulunan Gestalt prensipleri, psikolojide modası geçmiş sayılsa da gerçek yaşamda her gün kendisini yeniden ispat ediyor; bu kuramın “sanat” disiplinlerinde bilinçle uygulanması ise ne yazık ki geriletici/vasatlaştırıcı ciddi olumsuz etkiler taşıyor. Profesyonel görsel üretimde çoğunluğun ilgisinin çekilebilmesi şartı ya da endişesi, görsel ürün dünyasını vasatın hegemonyasına teslim ederken başka bir deyimle hep sıradanın “satmasına” neden oluyor.
İnanmıyorsanız yeni afişlere, sergilere, kitap ve dergi kapaklarına, basılı reklamlara bakalım; yeni çizgi romanları8 okuyalım; sosyal medyada yayınlanan fotoğrafları izleyelim. Her şeyden öte bu çeşit çeşit görüntü birikiminden henüz kafamızda birtakım gizil anlamlar9 çıkarmadığımıza şükredelim. (Çıkaranlar bolca var!)
79 yılında küllerin altında kalan Pompeii’de bir duvarda nasılsa kalmış Asterix’ten fırlamış gibi duran bir koca burun, ama bu kez “Rufus”, onu başka bir şeye benzetmeye gerek kalmaksızın10 vakarla durmakta… (Resim 4)
az yukarısında elle “Rufus Est” [Bu Rufus’tur] yazılmış. Burada gösterilemedi.
1. İngilizceden serbest çeviri: “There is only a seeing from a perspective, only a ‘knowing’ from a perspective, and the more emotions we express over a thing, the more eyes, different eyes, we train on the same thing, the more complete will be our ‘idea’ of that thing, our ‘objectivity.’”, Friedrich Nietzsche, “The Genealogy of Morals”, The Complete Works, Almancadan çev. Horace B. Samuel, J.M. Kennedy, ed. Dr. Oscar Levy, c. 13, Gutenberg Project yayını, 2016, s. 152.
2. Bulunan kimi kaya resimleri, avcı-toplayıcı döneminde yerleşimcilerin, halüsinasyona yol açan mantar kullanılan ritüellere sahip olduğunu açıklıkla işaret ediyor.
3. Cezayir’in güneydoğusunda Libya sınırına yakın bir bölge. Berberice “Nehirler Yaylası” demekmiş. Bir başka sava göre Berberi “n’Ajjer Kabilesinin Yeri” de demek olabilirmiş. YouTube'da bölgeye ait videolar mevcut.
4. Max Wertheimer (1880–1943), Kurt Koffka (1886–1941) ve Wolfgang Köhler (1887–1967) tarafından kurulan “algılama/kavrama” temellerine ait savlar içeren kuram. Almanca Gestalt; şekil, form, biçim, konfigürasyon anlamına geliyor. “Gestalt Terapisi” ile karıştırılmamalıdır.
5. E.H.J. Gombrich (1909–2001), sanat tarihçisi ve kuramcı. Sanat tarihini ve eserleri inceleyerek kavrama/algılama üzerine yaptığı çalışmalarda, edim ve eşleştirme, düzeltme, deneme/yanılma süreçlerinin, çevre, konjonktür, inkâr/yanlışlamanın Schemata [şemalar] ile, çerçevelendiğini savlamıştır. Özellikle Rönesans üzerine yaptığı akademik çalışmalar (dolayısıyla perspektif, karikatür, sanatçının durumu vb.) çok ses getirmiştir. Avrupa merkezci olmakla ve kadın sanatçıları es geçmekle eleştirilse de halen pek çok araştırmanın kaynak temelinde eserleri vardır.
6. John P. Berger (1926–2017), sanat eleştirmeni, romancı, ressam ve şair. Aynı isimli bir BBC dizisi için yazılmış Görme Biçimleri (1972) alanında çığır açıcı işlerdendir.
7. Renk kuramı [color theory]. Renklerin yapımı, karıştırılması, uyumu ve onların algılanma/kavranma kurallarının geliştirildiği klasik çağdan bu yana, ünlü filozoflardan, sanatçı ve akademisyenlere kadar pek çok ismin üzerinde çalıştığı çok önemli bir alan.
8. Çizgi romanın dahil bulunduğu ardışık sanatların [sequential arts] bu metinde özetlenmeye çalışılan kuramsal/pratik çerçevenin dışında, ayrıca ya da ilave önemli özellikleri de mevcut. Ancak özellikle tekil kareler söz konusu olunca bu kuramsal çerçeve tamamen geçerli oluyor. Bir örnek verirsek, muhtemelen çok küçük yaştan itibaren manga’ya aşina olmamışsak, ileriki yaşlarda onu okumaktan kaçınıyoruz. (Hoşlanmıyoruz/yadırgıyoruz, diyelim.) Bunun tersi de doğru, Japonya/Kore başta Uzak Asya kültürlerinde de bizim okuduklarımız rağbet görmüyor. (Ama süper kahraman filmlerini izliyorlar!)
9. Apophenia: Birbiriyle alakasız şeylerin, (şekillerin, biçimlerin, seslerin, fikirlerin, olay ve olguların) bir uyarı olmaksızın birbiriyle anlamlı bir ilişkisi varmış gibi algılanması. İlerlemiş hâlinde psikiyatride şizofreni başlangıcı olarak teşhis ediliyor. Apophenia’nın sadece görsellere ait olmadığını, “komplo teorisi” üretimlerinde de dikkat çeken bir unsur olduğunu belirtmek gerekiyor.
10. Pareidolia: Alakasız ortamlarda rastgele algılar/uyarılar ile imaj/biçim ya da ses olarak bir algılamanın gerçekleştiği bir apophenia türü. Örneğin bulutlara veya duvar lekelerine bakıp insan yüzü görmek gibi.
