Bir Mükemmel Eskiz,
Bir Basit Egzersiz!

O çok önemli, yakalanması temel olan,
kusursuz an çoğu zaman hızla bozulmaya müsaittir.
Daha derinine inebilmek için pek az fırsat olabilir.
1
—Margaret Bourke-White, Kendimin Portresi

Hollanda’da “Altın Çağ”2 adıyla anılan dönem, cumhuriyetin her açıdan zenginleşmesiyle bu küçük coğrafyada resim alanında aşırı denebilecek sayıda sanatçı ve zanaatkârın boy göstermesine ve yine çok yüksek ölçülerde üretim yapılmasına neden olmuş. Bugün ise bu çok sayıdaki yaratıcı insandan gündelik kültür içinde belki sadece Vermeer,3 Hals4 ve Rembrandt5 gibi (sonradan) zirve kabul edilen ustalar aklımıza geliyor. Yüksek çapta üretim işlerin fiyatlarını düşürürken, değişen “modalar” da sanatçıların yaşamını zaman içinde zorlaştırmış. “Altın Çağ”ın giderek sönmesiyle Hollanda’nın siyasi/ekonomik güç kaybının resim alanındaki bu aşırı yoğunlaşmanın da sonunu getirmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yaklaşık yüz yıllık gelişme döneminde içlerinde Kalvinistlerin önemli ağırlığı bulunan Protestan cumhuriyeti bireylerinin, bu yolun tutumluluk, eğitim ve çalışkanlık prensiplerinin ciddi uygulayıcısı olduğu biliniyor. Böylece kıyıdan uzakta ve dolayısıyla kültürel/ticari gelişmelerden de uzakta kalan, arazileriyle sınırlanmış “soylular”, aşırı gelişen liman şehirlerinde kuvvetli bir üst ve orta sınıfın belirmesini ve bunların hemen altında Avrupa’nın diğer bölgelerinden çok daha iyi gelir ve yaşam düzeylerine sahip işçi kesimlerinin oluşmasını izlemek zorunda kalmış. Yine bu şartlarda büyük müşteri Katolik kilisesinin bulunmayışı, özellikle dini temalı resim ve heykelin pazarını aşırı daraltarak Hollandalı ressamları ağırlıkla güncel hayat, peyzaj ve portre işlerine yöneltmiş. Halkta da –en alt sınıflar dahil– portre yaptırma, resim veya gravür (baskı) edinme konusunda müthiş bir şevk oluşmuş.6 Yine bu dinsel/kültürel oluşum ve refah, Protestan yabancı göçmenler, azınlıkta kalmış Katolikler ve ayrıca İspanya’dan kovulan Yahudiler için güvenli şartlar yaratmış.

Bu ilginç ortamda yetişen ressamlar/çizerler bugün barok7 klasmanında tanımlansalar da zamanın teknolojisini azami kullanırken, resim ve özgün baskı alanlarında önemli yenilikler de yaratmışlar. Bugün pek çok araştırmacı Hollanda Altın Çağı büyük resim/gravür ustalarının içbükey ayna sistemleri ve çeşitli camera obscura8 ekipmanı kullandığını ve onları daha da geliştirdiğini savlamakta.

Az önce saydığım üç büyük isimden günümüzde “Selfie Kralı” gibi unvanlar da edinmiş Rembrandt’ın sürekli portre eskizlerken ya da boyarken sokağı ve oradaki gündelik yaşamı da çok sıkı gözlem altında tuttuğunu bilebiliyoruz. Doğrusu Rembrandt benim pek öyle sevdiğim, “Bir işi olsa da duvarıma asayım” ya da “Arada bir bakıp içim açılsın” diyebileceğim bir ressam değil. Bunda ustanın renk paleti kadar, boya pigmentlerinin oksidasyon/bozunma sonucu kararma ve grileşmesinin etkisi ve yağlıboya tablolarındaki –ne kadar dâhice olsa da– dönemin başka Hollandalı ustalarına da hâkim olan yoğun Caravaggio9 tekniklerinin de etkisi olmuş olabilir.

Öte yandan, kaybolmadan bugüne gelmiş, orijinal olduğu ileri sürülen 300 yağlıboya tablosunun dışında, yine ona ait olduğu düşünülen yaklaşık 2000 çizim ve 300 gravür (baskı) görsel sanatlarla ilgilenen herkesin göz atması gereken işler. (Yağlıboyalar için ise aynı şeyi söylemek zor; rüyaları etkileyebilir, bazısı psikolojiyi bozabilir.)

İşte bu eskizlerden biri var ki, kanımca yaşayan 20. yüzyıl ressamlarının en önemlisi olan David Hockney tarafından “mükemmel resim” olarak tanımlanmış.10 Bu eskiz 93 × 154 mm boyutlarında kâğıda (kâğıt değerli o zaman), kamış uç ve kayın odunu kömüründen yapılan kahve renkli bistre veya bister mürekkeple çizilmiş. İsmi “Yürüme Öğretilen Çocuk...” olarak geçen bu işi Rembrandt 1656 dolaylarında çiziktirivermiş! Eserin aslı British Museum’da. (Resim 1)

Resim 1

Rembrandt’ın aynı konuda etüdü çok. (Resim 2) (Bazıları öğrencilerinin olabilirse de.) Dolayısıyla “sokağı gözleyen” bu ustanın pat diye bir süjeyi betimlediği söylenemez. Ancak bir sokak fotoğrafçısının baka baka, çeke çeke edindiği bir kas hafızasının benzeri ve daha ilerisini bu çizimde görebiliyoruz.

Resim 2, küçük çocuklu çizimlerden

Kompozisyona baktığımızda (Resim 3) ustanın tablolarında sık kullandığı üçgenleme ve dikdörtgene yerleştirme açıkça gözlenebiliyor. Merkez figürler –kırmızı üçgen– simetriye çok yakın olarak yerleşik. Üçgenin dikdörtgeni kestiği sağda ve solda ise –mavi üçgenler– birer figür dengeyi sürdürüyor.

Resim 3

Ustanın çizimi çok kısa sürede/anında oluşturduğunu ve sonradan hafızadan çizmediğini varsayalım ya da varsaymayalım, olasılıkla sol gözünü kapayarak süjeyi tanımladığını, o anda çizdiyse de arada bir sol gözünü açıp kapayarak sağ eliyle çizdiğini düşünebiliriz.

Merkezi görüş alanımız yatayda 50-60 derece. Bunun tam kare [full frame] bir fotoğraf makinesi temelinde karşılığı 43 derece. (Fotoğraf makinesinin görüşü –lens 3D değilse– tek gözle bakmakla eşdeğer.) Sol ve sağ gözlerin görme sınırı 104-94 derece arasında.11 Merkezi görüş çizgimiz, oturuyorsak, dikeyde (-)15 ile 0 derece arasındadır. Renk ayrıştırmayı yukarı 25 aşağı 30 dereceler arasında yapabiliyoruz. Görme sınırımız ise dikeyde yukarı 50 ile aşağı 70 derecedir. Öte yandan, 50 mm’lik bir lens tam kare bir fotoğraf makinesinde 47 derecelik bir görüş alanına sahip. Resim 4’te çizim üzerinden yapılan açılandırma, üstadın süjeye tam karşıdan, tam kare bir fotoğraf makinesinden 50 mm’lik lensle bakmakla neredeyse eşit bir pozisyonu algılayıp çizdiğini gösteriyor, ister o anda ister sonradan!

Resim 4

Bir başka özellik olan derinliğe gelince; (Resim 5) Rembrandt, beş ayrı düzlem kullanarak, en asgari gölge ve üç-beş çizgiyle derinliği sağlayıvermiştir. Burada dikkat çekici iki ayrıntı: Çizimde gereksiz gibi duran en soldaki dikdörtgen cisim Düzlem 4, aslında Düzlem 3 ile 5 arasına uzaklık koymak için kullanılmıştır. Yine bu aralığı iyice netleştirmek için 5 ile 3 düzlemlerini oluşturan çizgiler birbirine değdirilmemiş/kapatılmamıştır. Gerçek bir virtüöz!

Resim 5

Üstadın bugünün üstün bir sokak fotoğrafı örneğini kamış bir uçla ışık/gölge/renk kullanmadan çözdüğü bu iş, edinilmesi aşırı zor başka yeteneklerin ürünü: Örneğin küçük çocuğun yüzünü görmüyoruz ama vücut eğiminden, iki-üç çizgiyle verilmiş eteği altına gizli bacaklarından, başının açısı ve yanaklarından endişeli bir gayret içinde olduğunu, yüzünü görüyormuş gibi sezebiliyoruz. Çocuğun ablasının sırt açısı ve sağ kolu, azami bir dikkat ve şefkatle çocuğu tuttuğunu anlatıyor. Kübizmden asırlar önce yüzü çift profille (!) çizilmiş anne hem çocuk düşmesin diye çok dikkatli, hem endişeli gibi. (Çift profil; usta o anda çizdiyse değişen bir hareketi not etmek ya da sonradan, bir deneme için yapılmış olabilir.) Diz çökmüş babaya gelince, yüzü ayrıntılı çizilmemiş, gözleri birer mürekkep lekesinden ibaret olsa da çocuğa çok sevgiyle/şefkatle baktığı bariz. Arkadan geçen sütçü kadının ise iki çizgiyle verilmiş kol ve ellerinden ve bel açısından kovanın dolu ve ağır olduğunu anlıyoruz. Başının açısı ve yüzündeki bir iki çizgi, ciddiyetini ve bir an önce işini görmek üzere yolda olsa da geçerken çocuğa bakmadan edemediğini anlatabiliyor. Grubun tamamı alt sınıf mensubu insanlar; birkaç çizgi üstlerindekilerin eski ve ucuz, kaba kumaş giysiler olduğunu gösteriyor.

Gerçekten mükemmel bir iş…

İnişli çıkışlı yaşamı, kayıpları, hesapsız yatırım ve harcamalarıyla anılsa da Rembrandt belli ki yaşamdan “yaşarken” keyif almayı da bilmiş bir deha. Resim 6’da karısı Saskia12 kucağında âlemlere akarken çektiği selfie’siyle uğurlayalım onu. Saskia’nın yüz ifadesine dikkat. O zaman Instagram yok neyse ki yoksa kimbilir ne yorumlar gelirdi!

Resim 6, Rembrandt, kucağında Saskia ile otoportre, 1637

1. Margaret Bourke-White, 1904–1971. Çok ünlü Amerikalı fotoğrafçı ve foto muhabiri. İlk Amerikan kadın savaş muhabiri ve Sovyetler Birliği sanayisini ilk fotoğraflayan (1930–1932) yabancı muhabir. Metin, İngilizceden serbest çeviridir: “That all-significant perfect moment, so essential to capture, is often highly perishable. There may be little opportunity to probe deeper.”, Margaret Bourke-White, Portrait of Myself (New York: Simon and Schuster Inc. 1963), 300.

2. “Hollanda Altın Çağı”: Yaklaşık 1588’de cumhuriyetin kurulmasıyla başlayıp 1672, Fransa-Hollanda savaşıyla biten dönemi kapsar. Bu dönemde Hollanda üstün deniz gücüyle Atlantik ve Pasifik ticaret yollarında başat güç olmuş, pek çok koloniyle ilk uluslararası şirket olan Doğu Hindistan Şirketi’ni kurmuş, köle ve deniz aşırı ticareti nedeniyle de Avrupa’nın en zengin ülkesi hâline gelmiştir. (“Lale Çılgınlığı” da bu dönemdedir.)

3. Johannes Vermeer (1632–1675), Katolik azınlığa mensup Hollandalı, barok akımından dâhi ressam.

4. Frans Hals (1582–1666), portreleriyle ünlü, fırça izlerini gösteren tekniğiyle de isim yapmış Hollandalı ressam.

5. Rembrandt Harmenszoon van Rijn (1606–1669), Hollanda dışına hiç çıkmamış olsa da İtalyan, İspanyol ve Hint-Çin-Japon sanat ürün ve tekniklerini incelemiş, sadece resim değil, gravür ve diğer baskı tekniklerinde de önemli yenilikler yapmış dâhi ressam.

6. Bu ilerleme dönemi halkta başka yeni merakları da ortaya çıkartmış. Örneğin cerrahların otopsi seansları halka para karşılığı izletilen gösterilere dönüşmüş. O irkiltici kadavralı resimler aslında bu durumun ürünü.

7. Barok: Rönesans ve Tavırcılık [Mannerism] akımlarından sonra, Rokokodan önce gelen, 17. yüzyılın ilk yarısına ait genel bir Avrupa sanat akımı. Kolonilere de yayılmıştır.

8. Camera obscura: (Latinceden), karanlık oda. Bir kanadında ufak bir delik ya da mercek bulunan ve bu sayede dışarıdaki görüntüyü diğer duvara ya da bir masaya yansıtan; oda, kutu, çadır biçimlerinde olabilen düzenek. Merceksiz düzeneklerin kullanımına ait ilk yazılı gözlemlere MÖ 500 yıllarında rastlansa da mağara resimlerinde dahi kullanıldığına dair savlar mevcut.

9. Michelangelo Merisi da Caravaggio (1571–1610): Başka isimleri de olan, İtalyan avantür/kavgacı/aykırı ünlü İtalyan ressam. Barok resmin ortaya çıkışında önemli etkileri mevcut. Gölgeciler [Tenebrossi] veya Caravvaggist diye bilinen pek çok ünlü takipçisi onun ileri taşıdığı chiaroscuro [aydınlık-karanlık] tekniğini daha da ilerletmişlerdir. Bugün de bu tekniğe, özellikle fotoğraf ve çizgi romanda sık başvurulur.

10. David Hockney: 1937 doğumlu İngiliz ressam, çizer, baskı ustası, fotoğrafçı ve set tasarımcısı. Hockney’in iddiası ve bu yazıda benzerleri geçen bazı saptamaları, Martin Gatford ile birlikte çıkardığı, A History of Pictures (Londra: Thames & Hudson Ltd, 2016) adlı kitapta bulunmaktadır. (s. 40)

11. Görme sınırı evrimsel gelişme sonucu oluşmuş bir organik yetenektir, bu yetenekle karşıya bakılırken hareket algılanır, ayrıntı görülmez. Bu da yanlardan gelecek saldırılara karşı korunmak için gelişmiştir.

12. Saskia von Uylenburg (1612–1642), doğurduğu dört çocuktan üçü kısa sürede, kendisi de oğlu Titus’u doğurduktan bir yıl sonra ölmüştür. Rembrandt’a kıyasla üst sınıftan, varlıklı ve siyaseten güçlü bir aileden gelen Saskia’yı Rembrandt sıkça çizmiş ama her seferinde farklı bir fiziki özellikle resmetmiştir!

Can Akınsal, çizmek, desen, fotoğraf, Rembrandt, resim (eser), resim sanatı, sanat