Liberal Manifesto
Alfa (Miranda Uyarısı)

Bir şirkete nasıl geribildirimde bulunursunuz? Elbette uydurma savlara ve yarı-fabrikasyon polemiklere dayanarak. Hayali tezlerinizi şirketin tepkiselliğine dahil ederseniz, onun kapalı sisteminin içinde bir hizmet döngüsü yaratırsınız. Sözde bir korunma-kapsanma talebinin hatalı hesaplanmasına neden olan bu uydurma geribildirimler, pazarın sizin refahınızı ya da “eşitliğinizi” garanti altına almaktaki başarısının asıl kaynağıdır. Elbette şirketlerin bunların tümünde daima başarısız olduğunu kabul etmek kaydıyla, kapitalizmin pek de ödüllendirici olmadığını düşünebilirsiniz. Aslında bu görüş fazlasıyla yaygındır ve neredeyse klişedir. Üretimin demokratik kontrolüne dayalı küresel bir sistem inşa etmek ve zenginliği yeniden dağıtmak mı istiyorsunuz? Bu muhtemelen sermayenin ahlaki noksanlığının karşısında yaşadığınız histerik çöküntüleri hafifletmekten başka bir işe yaramaz. Para hâlâ ufak bir azınlığın elinde toplanır ve parti gençlik kollarından meclise doğru uzanan demos’un iktidarını fonlamaya devam eder. Ama endişelenmeyin, şimdi politik sistem gerçekten parçalanıyor. Yayılma, globalleşme ve Sezarizm varyantı monopollere evirilen demokrasiler ya da doğrudan otoriter rejimler size uzaktan göz kırpıyor ve ağzıyla “klik” sesi çıkarıyor: “Her şey yolunda.” Tarihin bir parçası olduğunuz izlenimiyle koltuğunuza yapışın ve bu epik durumun tadını çıkarın. Gördüklerinizin mutlaka oyalayıcı bir tarafı bulunur. Ayrıca bu tanıtım gösterisi size pazar idealine uygun bir zaman dizimi sunar: İlerlenecek olan (kendine) uygun ideal patikanın icat edilmesi olarak tekel. Bu işleyiş biçimi kapitalizmin tepkisel niteliğiyse, tekelleşmek onun doğasıdır.1

Pazardaki bu monopolleşme eğilimi çoğunlukla sizin iş sahanızı tanımlayan sorunların kaynaşması ve çözüme kavuşması olarak yüzeye çıkar. “Vahiy yoluyla geribesleme” ya da “geribildirim” yapmak, geçmişteki davranışlarınızı baz alarak gelecekteki olası davranışlarınızı ve kaçınılmaz olarak pazarı kontrol edebileceğiniz anlamına gelmez. Yine de üretim yapısının bu geribildirimlerle verimli düzenlenebilmesi için mutlaka serbest piyasa klonu bir final solüsyonuna ihtiyacınız vardır, yani serbest piyasayı emüle eden bir yapıya; ex-ante bir monopole eklemlenen mülkiyet benzeri bir yapı, maliyetin hesaplanabilmesi için özel tekliflere alan açılmasını neredeyse zorunlu hâle getirir. Sosyalizmdeki kayyum sorununun serbest piyasadaki alternatifinin tekelleşme olduğu söylenebilir. Sosyalizme pazarı emüle edecek bir implant eklediğiniz takdirde hizmet ve alışveriş şekliniz (R.O.M.S.)2 kolektif bir anlama sahip olabilir. Kapitalist emülatör kutucukları, (katılımcıların saik görüşleri dikkate alınmaksızın dayatılan) zorunlu bir üyelik sistemiyle kıyaslandığında, meta olarak üretim-tüketim yerine meta olarak alışverişin kendisi ya da klasik anlamda meta olarak hizmet yani o üretimin ya da hizmetin şekli, sizin faaliyetinizin tanınması olarak tanınma şeklinize dönüşür. Herkesin kendi kişiselleştirilmiş algoritması olarak sermaye, kişisel olarak eğitilmiş sermayedir. Soyut ve rastlantısal sermayeden patolojik içeriği belirlenmiş ve dışarıdan varsayımsal olan sermayeye doğru gerçekleşen bu adım, özneyi etik kurallara uymaya zorlayan Žižekci parazit nesneyi tersyüz eder.

Bu noktada kendimize alternatif bir rota belirleyip hastalığın seyrini kötüleştirmeliyiz: Serbest piyasa bu emülatör-kayyumların rasyonel kullanımı açısından bir önkoşuldur. Alışveriş sırasında herhangi bir metaya tüketiciler tarafından görece daha yüksek bir değer biçilebilir ve kayyum bypass edilebilir, böylece devlet doğrudan kâr etmek gibi bir dürtü kazanmaya başlar. Normalde bir iktidarın kendisini korumak için zarardan kaçınmak gibi bir karın ağrısı yoktur ve çıkarlarını korumak için “zarar depresyonuna” başvurarak rekabet edeceği girişimleri kendisi belirleyebilir, hatta tek bir girişimin tekelleşmesini sağlayacak şekilde taraf tutabilir. Aslında bu kapitalist tekelleşmenin de dayanak formülüdür. Bürokrasi, pazarın geri besleme döngülerini kısmen bloke eder. Bürokrasilerin doğrudan kazancı-çıkarı ve tüketici memnuniyeti arasında bir bağ kurmak zordur. Bu da bizi bürokrasiyi bir arayüze dönüştürecek sermaye (ya da pazar) emülatörlerine getiriyor.

Belli türden kamu mallarını ya da güvenliği devlet benzeri bir kurum ürettiği takdirde bu malların uyarlanabilirliği kaybolur. Diğer taraftan bireysel mülkiyeti doğrudan kurumsal bir araca indirgemek de zordur. (Her ne kadar “marjinal üretim maliyeti”nin “marjinal üretim değeri”ni aşması durumunda yatırımcı –devlete kıyasla– “ilk elden” cezalandırılıyor olsa da “korumacılık” sırasında işler genelde tersine döner.) Hans-Hermann Hoppe’un bu konuda tipik bir tavrı vardır: Bir üretim faaliyeti ya da girişim, piyasayı regüle edecek yasalar çıkartmak için hükümeti (kendi korumacılığının zıt yönüne doğru) zorlayabilir. Fakat her iki durumda da tekelleşme eğilimi girişime değil hükümete has bir özellik olarak kalır. Diğer taraftan tekelleşen girişimin tekelci mi yoksa rekabetçi mi olduğunu belirlemenin de bir yolu yoktur. Yani üretilen malın miktarı elastik olmayan talepten faydalanmak adına mı kısıtlanmıştır, yoksa rekabetçi piyasanın “izin verdiği” üst sınıra mı çekilmiştir, bunun belirlemenin hiçbir yolu kalmamıştır.3 Herhangi bir üretim faktörünün kârı maksimize etmek için kısıtlanması ya da durdurulması, fiyatın tekelci mi yoksa rekabetçi şekilde mi belirlendiğini hem tekelci hem de bir dış gözlemci açısından okült (ya da derin) hâle getirir.4 Böylece şirket, tıpkı derin devlet gibi derin şirkete dönüşmeye başlar.

Ayrıca bir ürünün daha az miktarda ve daha pahalıya satılması tekelci bir koşul olsa da, yegâne tekelci koşul olmadığı gibi, sadece tekele ait bir koşul da değildir. Devletin bir üretim faktörünü dayatmasını ve vergilendirmesini tekelci bir girişimle kıyaslamak zordur: Bir üretim faktörüne tamamen sahip olduğu sürece, devlet ya da girişim olarak tekelin “piyasa fiyatı” belirlemesi imkânsızdır. Fakat tekelci (her ne kadar artık parasal maliyeti değerlendiremeyecek durumda olsa da) tekelleşmiş üretim faktörlerini gerçekten en kârlı şekilde kullandığından ya da bunları kullanmanın daha kazançlı bir formülü olmadığından emin olmalıdır. Yani burada motivasyon (kayyumla kıyaslandığında) tersine dönmüştür; çünkü faktörün kendi ticari değerini (pazarlanabilirliliğini kıstas alarak) devamlı piyasaya sunması gerekir. Kısacası tekelin sahibinin, tekelden vazgeçme hususunda bir çıkarı olduğunu devamlı piyasaya sunması gerekir.5 Daha da kısacası, tekelleşen üretim faaliyetinin daha fazla kâr getirdiği takdirde çoktan satılmış olması (ya da çoktan satın alınmış olması) gerektiği gibi bir paradoks söz konusudur; yani bir üretim faktörünün tekelleşmesi ya da devlet tarafından dayatılması yapısal olarak birbiriyle bağdaştırılamaz. Fakat bu “tekel” herkesin yegâne işvereni konumundaki bir süper emülatöre de indirgenemez.

Yani önünüzde iki senaryo vardır. Ya geri bildirimlerin kısmen sansürlendiği, keyfi ve daha az güvenli bürokrasi ve kamu malı olarak güvenlik ya da size satın aldığınız şeyin apaçık saydam olduğunu düşündüren, en azından ürünün içerik ve kalitesini kısmen geliştirebildiğinize inandığınız hizmet türü olarak güvenlik arasındaki seçim minimal olarak dayatılır. Bir rejim ya da hükümet, anayasa ve güvenlik gibi soyut malları tüketicinin menfaatine çevirecek politik bir sistemi sadece pazarı elinde tutabilmek için kanun hazırlayarak bloke eder. Yani regülatör olarak devlet, bırakın girişimi özgürleştirmeyi, yapısı gereği rekabete kapalıdır. Çoğunlukla olası başka bir şeyin kendisiyle rekabete girmesini engellemek için doğrudan pazardaki rekabete müdahale eder. Radikalleşmediği sürece demokrasi sadece tekelleşmeye vakfedilir ve sınıfsal sınırları opaklaştırır, kendi seçmenlerini değişim karşısında paranoyaklaşmış müşterilere dönüştürür, böylece (bir muhalefet türü olarak) alternatif bir hizmetin ortaya çıkmasını engeller. Üretim faktörünün kati yapısının okültleşmesi burada işleri iyice karıştırır.6

{fold içindeki imge: Serhat Yenisan tarafından Stable Diffusion 2.1 (768) yazılımı aracılığıyla jenere edilen dijital illüstrasyon, işlemsel bir çıktı olarak alınan text girdisi: “The devil is explaining the liberal manifesto”, 2023, kaynak: github}

1. Kapitalizmin kendisini yok edecek bir hareketle genişlediğini söylemek işin kolayına kaçmaktır ve züğürt tesellisidir. Burada ideolojik ayartı, akışın modern-postmodern yerine serial’den spree’ye doğru gerçekleştiğini düşünmekten geçer. Artık üretim bandının yerini “bir defada, aynı yerde ve çoklu hizmet” almıştır. Bu John Wayne Gacy ve Columbine failleri arasında farka çok yakındır ve dramatik ölçüde hız değişimi içerir.

2. Sizin iş sahanızı tanımlamak için uydurulmuş tek tek, ferden hizmetler kümesi örneğin: CHRO-Human Resources Director; Peryon Central Anatolia (People Management Association of Turkey) Board Member and a Professional Coach: Just do it on Ritalin.

3. Hans-Hermann Hoppe, Sosyalizm ve Kapitalizm: Bir Teori (İstanbul: Liberus, 2022), 248.

4. Hoppe, age, 249.

5. Hoppe, age, 243.

6. Güvenliği kâr ve müşteri hizmetleri odaklı sunabilmenin yegâne koşulu bu hizmete ihtiyaç duyulacak bir pazarın yaratılmasından geçer. Mahkum garantili infaz kurumlarını da kapsayacak bir suç pazarının garantörü olduğunuz sürece, suç tanımını genişletmek ve zanlı ithal etmek zorunda kalabilirsiniz. Ve asıl sorulması gereken soru şudur: Bu mevzu sonunda evrensel-uluslararası insan haklarına bir biçimde evrilir mi, yoksa şirket ya da devletlerden bazıları illegaliteyi mi benimser? Cevap: “Her ikisi”dir. Çünkü her ikisi de daima derin şirket ya da derin devlet olarak işe yarar ve uzun ömürlü kalabilir. İkisi de bir ayağıyla kendi derin yapısını fonlamaya bağımlıdır.

devlet, ekonomi, emülatör, geri besleme, Hans-Hermann Hoppe, ivmecilik (akselerasyonizm), kapitalizm, liberalizm, meta, neoliberalizm, pazar, piyasa, politika, Serhat Yenisan, sermaye, şirket, tekel, üretim