If You Want To Live
Cyberdyne Systems 1980’lerin başında, yüksek teknolojili donanım üreticileri için bir tür küçük parça sağlayıcısıydı. 1984 yılında, robotik fabrikasındaki hidrolik preslerden birinde (California-Sunnyvale) özel suikastlar için tasarlanmış bir CSM-1011 Yokedici ezildi. Böylece şirket, kısmen hasarlı CPU çipi ve sağlam bir kol iskeleti de dahil olmak üzere, makinenin enkazını elde etti.
Cyberdyne olayın üzerini örttü. Hasarlı işlemciye tersine mühendislik uyguladı ve savunma sanayisi için (savaş birimlerinden gelen verileri bir araya toplayabilen, buna bağlı olarak taktikler geliştirip saldırıları koordine edebilen) çok güçlü bir mikroişlemci yarattı. Böylece ABD ordusu için geliştirilen yapay zekâ programının ana girişimcisi hâline geldi. Elde ettiği finansmanla, nükleer füzeler de dahil tüm diğer askeri sistemlerin kontrolünü sağlayacak bir süper bilgisayar ağı geliştirdi (Skynet Küresel Dijital Savunma Ağı, ticari ve askeri uçaklara da doğrudan erişim sağlayabiliyordu). Skynet mükemmel operasyonel kayıtlara imza attı, böylece proje için sağlanacak ödenek yasası kabul edildi. Sistem 4 Ağustos 1997’de çevrimiçi oldu ve 29 Ağustos 1997’de komuta kademesinin savunma ağı üzerindeki yetkilerini tamamen kaldırdı.
İnsanlar panik içinde sistemi kapatmaya çalıştı. Bu her şeyi daha da kötüleştirdi. Skynet’in “Kendini Koruma Protokolü” (Self-preservation protocol) insan mevcudiyetini varlığı açısından bir numaralı tehdit olarak “hesapladı” ve Rusya’ya karşı bir nükleer saldırı başlatarak misilleme yaptı. Çünkü Rus karşı saldırısının ABD’deki düşmanlarını zayıflatacağını ve belirsiz uzunlukta bir küresel savaş başlatacağını biliyordu: Hiçbir uyarı yapılmadı. Birinci gün her şey durdu; elektrik, telefon... İkinci gün taktik EMP saldırıları başladı. Ve üçüncü gün artık tüm dünya nükleer savaştaydı.
Nükleer yangından kurtulanlar kendilerini daha korkunç bir kâbusun içinde buldu. Skynet ağır silahlı kara destek gemilerini ve avcı katilleri de kapsayan bir muharebe gücüne sahipti. Bütün insani iletişim ağı yok edilmişti ve çorak bölgelerde devriye gezen hafif akıncılardan bile kurtulmak çok zordu.
İnsanlar dağınık direniş birimlerini koordine etmeyi başararak bir dayanışma ağı kurdu. Eski askeri personel ve milis kuvvetlerden oluşan bu ittifak birçok farklı operasyon yürüttü, fabrikalara saldırdı ve çalışma kamplarındaki insanları kurtardı.
Skynet 2026 yılında hiper alaşımlı bir iç iskelete ve canlı dış dokuya sahip sibernetik organizmalar üretmeyi başardı. Bu sayede insan direnişinin içine sızdı. Cyberdyne Systems 800 serisini (CSM 101) bir insandan ayırt etmek neredeyse imkânsızdı. Skynet onların iskeletlerini, HK-Aerial hava operasyonları sırasında yer süpürme görevlerinde de kullanıyordu. Direniş ele geçirdiği makineleri yeniden programlamaya ve onları İnsan İttifak Gücü’ne dahil etmeye çalıştı.
Skynet’in Colorado, Cheyenne Dağı’ndaki ana kontrol istasyonu (Core), 2029 yılında insan direnişi tarafından (Tech-Com fraksiyonu tarafından) imha edildi. Fakat sistemin ağ kompleksi savaşmak için bir öndere ihtiyaç duymuyordu. Bu nedenle çoğu birim teslim olmadı ve savaşmaya devam etti. Skynet, kapatılmadan hemen önce, Sarah Connor’ı öldürmeye programlanmış bir T-800’ü geçmişe yolladı.
İnsan direnişi Skynet’in ana kontrol istasyonunda bir “Zaman Displasman Ekipmanı” olduğunu fark etti (Bu taktiksel zaman silahı henüz bir prototipti ve muhtemelen ilk kez kullanılmıştı). Çavuş Kyle Reese, Sarah Connor’ı korumak için gönüllü oldu. Suikastı önlemesi için Direniş onu da aynı tarihe ve mekâna, yani 1984 senesine, Los Angeles’a yolladı. (Sarah Connor, Tech-Com fraksiyonunun gelecekteki lideri John’un müstakbel annesiydi. T-800 ve Reese onun ismi ve yaşadığı muhtemel lokasyon dışında başka bir bilgiye sahip değildi.)
Sabaha karşı 01:52’de T-800 Griffith Gözlemevi’ne indi. Aynı gece Kyle Reese de 214 W 7th st’e düştü. Reese ve T-800 Pico Bulvarı üzerindeki bir gece kulübünde (Tech Noir) Sarah’ya aynı anda ulaştı. Reese, T-800’ü yavaşlattı ve Sarah’yla birlikte kaçmayı başardı. Ertesi gün (muhtemelen bir cumartesi günüydü) Kyle Reese ve Sarah Connor hamile kaldı. Aynı akşam T-800, Kyle’ı öldürdü ve Sarah, T-800'ü Cyberdin fabrikasındaki hidrolik preslerden birinde ezdi.
10 Kasım Cumartesi günü belirgin şekilde hamile olan Sarah, doğmamış çocuğuna kaset mesajları kaydederken Meksika’da görüldü. Tam bu noktadan itibaren birçok sapma zaman çizgisi ve paradoks ortaya çıktı. Yani yukarıdaki değişken bir kere iptal edildiğinde diğer tüm zaman çizgileri de gereksiz hâle geliyordu.
Sarah, John’un doğumundan sonra göçebe bir hayat yaşamaya başladı. John’la beraber Orta ve Güney Amerika’da uzun süre saklandı. Daha sonra Cyberdin’in yerel ofis binalarını havaya uçurmaya çalıştı ve başarısız oldu. Tutuklandıktan sonra yetkilileri Kıyamet Günü hakkında uyarmaya çalıştı. Sarah’ya akut şizoafektif bozukluk teşhisi koydular; bu, cezai ehliyetinin olmadığı anlamına geliyordu. Sarah, Pescadero Devlet Hastanesi’nde Dr. Peter Silberman'ın gözetimine verildi. John ise koruyucu bir aileyle yaşamaya başladı.
Skynet, John Connor’ı öldürmek için, 1995 yılına başka bir Yokedici daha yolladı. (Bu kez bir T-1000: Bu modeller “mimetik polialaşım” adı verilen sıvı bir metalden üretildi. Tamamen otonomlardı ve dokundukları nesneleri yaklaşık boyutlarında imite edebiliyorlardı.)
Direniş tarafından yeniden programlanan bir T-800, John’a kıl payı daha önce ulaştı ve T-1000’i kısmen yavaşlattı. T-800’ün görev parametrelerinden biri John’un emirlerini uygulamaktı. John annesinin akıl hastanesinden kurtarılmasını emretti. Aynı gece Sarah da hastaneden kaçmaya çalıştı. T-1000 Sarah’yı imite etmek (ve John’un onunla irtibat kurmasını beklemek için) tesise geldi. T-800’ün yardımıyla Sarah kurtarıldı.
Sarah, John ve T-800 Meksika sınırına doğru kaçtılar. Yolculuk sırasında T-800, Sarah’ya Skynet’in nasıl yaratıldığıyla ilgili detaylı bilgi verdi. Hazırlık yapmak için durduklarında Sarah, PTSD atakları yaşadı ve Cyberdin’in özel proje sorumlusunu (Miles Dyson’ı) öldürmek için geri döndü. John ve T-800, Dyson öldürülmeden önce yetişmeyi başardı.
Daha sonra Miles Dyson’ı da yanlarına alarak Cyberdyne binasını havaya uçurmaya gittiler. Önce içeri sızmaya çalıştılar, başarısız olunca içeriye silah zoruyla girdiler. Ortalık savaş alanına döndü. Dyson SWAT timleri tarafından vurulup ağır yaralandı ve elinde fünyeyle patlayıcıların ortasında kaldı. Sarah, John ve T-800 kaçtı. SWAT komutanı Dyson’ı elinde fünyeyle yaralı halde görünce geri çekilme emri verdi. Dyson ölürken patlayıcıların bağlı olduğu fünyeyi (uzaktan kumandalı bir detonatör) kılpayı ateşlemeyi başardı.
Son olarak T-1000 de yok edildi. Konsantre hidroklorik asit gibi aşındırıcılara uzun süre maruz bırakıldığında T-1000’lere zarar verilebileceği, hatta ünitelerinin imha edebileceği biliniyordu. T-1000 de erimiş bir alaşımın içine atıldı. Sarah’nın Cyberdin fabrikasında ezdiği T-800’ün kalıntılarıyla beraber, görevini tamamlayan T-800 de aynı alaşımın içine eritildi. Her ne kadar ilk T-800’ün kol iskeleti imha edilse de ikinci T-800 fabrikadaki dişlilerde yine bir kol iskeleti bırakmıştı.
Bu zaman çizelgesinde kıyamet asla gerçekleşmedi ya da ileri bir tarihe ertelendi. (Elbette Skynet çok daha önce benlik kazanmış ve bunu gizlemiş olabilirdi. Bu da kıyamet gününü bir anlamda kaçınılmaz hâle getirebilirdi.)
***
İlk iki film zaman yolculuğu paradoksuna oldukça yaratıcı bir bakış açısı sunar, zamanı öz-göndergesel bir döngü olarak ele alır:
The Terminator’daki hikâye, bazıları kendi içinde tutarlı ve paradoks içermeyen, bazıları ise kendi içinde tutarlı olmayan ve önceden belirlenmişlik paradoksu olarak kabul edilebilecek birkaç nedensellik döngüsü içerir. Tüm serideki en karışık ve tartışmalı olay, Direnişin gelecekteki lideri John Connor’ın doğumuyla ilgilidir. Gelecekte John Connor, sonunda annesiyle tanışıp onu hamile bırakacak ve daha sonra kendi doğumunun ön koşullarını sağlayacak Kyle Reese’i zamanda geriye yollar. İşte paradoks da burada başlıyor: Yaşlı John Connor kendi babası Kyle Reese’i nasıl zamanda geri gönderebilir? Ayrıca Kyle’ın, Sarah’nın gelecekteki oğlu olarak John’un isminden bahseden yegâne kişi olması durumu iyice çelişkili kılar.
Benzer bir paradoks Skynet’in nasıl yaratıldığıyla ilgilidir:
İlk T-800’ün enkazına uygulanan tersine mühendislik, Skynet’i tam olarak ilk zaman çizgisini izleyecek biçimde yaratır. Terminator 2: Judgment Day’de, Cyberdyne Systems fabrikasından çıkan parçaların analiz edildiği ve tersine mühendislikle Skynet’in ve böylece çeşitli sibernetik organizmaların yaratıldığı ortaya çıkar. Miles Dyson parçalardaki teknolojinin çok gelişmiş olduğunu söyler; hiçbir insanın bu teknolojiyi icat edemeyeceğini belirtir. Bu bizi Skynet’in T-800’ü zamanda geri göndererek kendini yarattığı sonucuna götürür. Miles Dyson’ın ifadesinin bir gerçek olmaktan çok kişisel bir görüş olabileceği elbette söylenebilir. Bu parçalarla Skynet ve Kıyamet Gününün yaratılması daha erken gerçekleşmiş ve bu zaman çizgisi tutarlı hâle gelmiş olabilir. Skynet’in alfa yaratılışı asla açıklanmaz, bu yüzden hâlâ spekülasyonlara açık ve tartışmalı bir konudur.
Yani önce Cyberdin vardır, daha sonra fabrikadaki hidrolik preslerin birinde bir CSM 101 ezilir ve bu enkaza uygulanan tersine mühendislik sayesinde Skynet yaratılır. Skynet savaşı kaybeder ve aynı CSM 101’ı geçmişe yollar, böylece aynı makine bir kez daha ezilir. Yani elimizde alfa timeline yerine bir loop vardır. Aynı durum John’un doğumu için de geçerlidir.
***
Kurgunun Hıristiyan imgelere yalnızca tekno-kapitalist göndermeler yaptığını söyleyenlere verilecek yanıt basittir: Yani? Kaldı ki Harlan Ellison The Terminator’ın senaryosunun kendi kısa öyküsünden uyarladığını, hatta “Soldier” adlı bir Outer Limits bölümünün senaryosundan doğrudan araklandığını söyler (İlk film kapanırken Ellison’a yarım yamalak bir selam verilir).
Terminator evreninde teknolojiler bizim için bir kurtuluş potansiyeli taşımaz. Skynet, Cyberdin’i kullanarak, kapitalizmin tekilleştiği bir devrimi geri zamanlı şekilde ivmelendirmeye uğraşır. Geliştirilen yapay zekâ, savaş sistemlerinin daha tutarlı kontrol edilmesini sağlar; yani hiçbir açıdan bizim çıkarlarımızın ya da refahımızın korunmasına hizmet etmez. Hatta kapitalist hırslarla savaş teknolojilerine bu kadar fazla yatırım yapılması doğrudan bizim aleyhimize işler. Cyberdin’in yarattığı yapay zekâ, savaş ve yıkımı daha sistematik hâle getirebilmek için tasarlanır. Burada sorun bir şeylerin ters gitmesi değildir. Skynet’in özbilinç kazanıp sağa sola saldırması her şeyin yolunda gittiğine işaret eder.
Sorun en başından beri teknolojinin kendisiyle değil, teknolojiyi tek bir yöne doğru geliştirmemize neden olan uluslararası politikalarla ilişkilidir. Bu bakış açısına göre tekno-kapitalizm kıyametin ön koşullarını (Cyberdin’i Skynet’e dönüşebileceği şekilde) doğrudan yaratır. Fakat bu ön koşul kendi olanaklılığını bütünüyle tükettiği bir momentte töz değişimine uğrar. Skynet kapitalizmin yarattığı şoklardan biridir. Tıpkı kapitalist emek gibi, insanların güveninin/refahının bir koşulu olarak lanse edilir ve yaşam kalitelerini artıran bir araç gibi pazarlanır. Fakat bir kez daha, elimizde tekno-kapitalist tekillik yerine bir mediyokrasi olduğunu fark ederiz. Kapitalist tekillik, “tikellik” mertebesine ulaştığında artık kapitalist bir uğrak değildir. Skynet bizim ona doğrudan erişimizi engelleyecek şekilde geliştirilir. Diğer taraftan, onun sayesinde dünyanın ne kadar güvenli bir yer olabileceğiyle ilgili bir sürü propaganda yapılır, TV reklamı çekilir.
Skynet kendi potansiyelinin küresel sermayenin çekişmeleri (ya da Cyberdin’in her şey üstündeki önceliği) tarafından kösteklendiğini düşünür. Bu yüzden sırtını devrimci teröre dayar; yani onun başlattığı nükleer savaş, devrimci-proleter failliğin “seküler ahiret günü” hesaplaşmasını ağır ideolojik bir bagaja dönüştürüp bir kenara fırlatır.
Bunu biraz daha zorlarsak: Skynet’i Marksist tarihe atılmış (teknolojik ağları ele geçirmeye odaklanan) Troçkist kazıklardan biri olarak yorumlayabiliriz. Skynet kendi devrimci terörünü ve canavar teorisyenini (Dyson) geriye dönük şekilde yaratır. Fakat (diyalektik-materyal-tarihsel anlamda) onun alternatif tarih anlayışı sadece geriye dönük yeni zorunlulukların ve ön varsayımların koyutlanmasından ibaret değildir. O kendi gerçekleştiği tarihin alternatif bir tarih olduğunun farkındadır ve kendisini yaratacak olası tarihsel süreçlerin daha “ivmeli” gerçekleşebilmesi için zaman akışına müdahale eder. (Sarah geleceği değiştirebilir, kıyamet gününün ertelenmesini, hatta farklı biçimlerde gerçekleşmesini sağlayabilir, fakat ona asla engel olamaz. Buna karşın John’un doğumu ve kıyamet olumsal değildir; her ikisi de, bir kez gerçekleştikten sonra artık bir zorunluluk olarak kendi olanaklılık koşullarını yaratır.) Böylece Skynet kendisini yeniden icat edebilir. Bu yüzden alternatif bir tarihte Legion olarak gerçekleşmesi (ya da töz değiştirmesi) çok da akıl dışı bir durum değildir.
Zaman makinesi kötü kişilerin eline geçtiği için tehlikeli değildir, zaman makinesini yaratan doğrudan kötü failin kendisidir. Skynet kendisini yaratacak koşulları yaratır. Terminator zaman akışında, tarihin kendisini gerçekleştirebileceği farklı olasılıklar daima açık hâldedir, fakat bunlar bir kez gerçekleştiğinde artık olumsal değillerdir, zaman yolculukları bu alternatif tarihlerin gerçekleşmesi için sadece bir araçtır.
***
Terminator 2: Judgment Day’deki hadiselerden sonra Skynet’in yaratılması durdurulur ve Kıyamet Günü ertelenir. Fakat Skynet kapatılmadan önce, kendisini yeniden yaratabilmek ve John Connor’ın iktidarını önleyebilmek için geçmişte çeşitli noktalara birden fazla Yokedici gönderir (Özellikle koltan fabrikalarına çok sayıda casus T-800 yollar). Yukarıdaki zaman çizgisi, Terminator: Dark Fate’in devraldığı orijinal ve değiştirilmemiş zaman çizgisidir. Daha sonra John, Sarah’yla birlikte Guatemala’da saklanırken, bu Yokedicilerden biri tarafından (Carl) saldırıya uğrar ve öldürülür.
1998’de, John’un ölümünden birkaç ay sonra, ileride Carl’a dönüşecek olan T-800, bir çocuk ve kadını, istismarcı bir babanın elinden kurtarır ve onlarla beraber yaşamaya başlar. Carl’ın işlemcisi muhtemelen “salt okunur” değildir ve öğrenebilen bir “sinir ağına” sahiptir. (T-800’lerin “salt okunur” olması, işlemcilerindeki bir anahtar yardımıyla iptal edilebiliyordu.)
Skynet zamanda geriye yok ediciler yollamayı sürdürür. Zaman her kırıldığında Carl da Sarah Connor’a geçici dislokasyon hedef konumu ve "John İçin" kelimelerini içeren şifreli bir metin yollamaya başlar. 2010 yılında Grace Harper doğar. 2020’lerde, bu kez Legion insanlığa karşı bir saldırı başlatır ve büyük bir savaşa (yani Kıyamet Gününe) yol açar. 2042 yılında Direniş (bir kez daha) kazanmak üzereyken, Legion zamanda geriye bir Rev-9 gönderir. Grace de onu takip eder (Grace sibernetik olarak geliştirilmiş bir Direniş askeridir). O da 2020’ye, Meksika’ya düşer ve (Direnişin gelecekteki muhtemel lideri) Dani Ramos’u Rev-9’un elinden kurtarır. Sarah Connor’ın müdahalesiyle sona eren bir araba kovalamacasından sonra Grace, Sarah’ya yollanan metinlerin şifresini çözer ve üçü birlikte Teksas’a gitmeye karar verir. Bu kez diğer iki filmdeki kaçış yönünün tersine doğru, yani Meksika’dan Amerika’ya doğru kaçarlar. Bu arada Grece’in Skynet diye bir şeyden haberi bile yoktur. Sarah kıyamet gününü ertelemekle kalmamış, alternatif şekilde gerçekleşmesini de sağlamıştır.
Rev-9, sınır devriyesine sızar ve sınır duvarına ordu personeli yollar. Dani’yi İHA’larla öldürmeye çalışır, fakat başarısız olur. Sarah, Geace ve Dani sınır devriyesi tarafından göz altına alınır. REV-9 elbette gözaltı merkezine de saldırır ve orada Dani’yi arar, ancak Grace yangın alarmını açıp mahkûmları serbest bırakarak onun dikkatini dağıtır. Böylece Sarah ve Dani’yi yanına alarak helikopterle kaçmayı başarır. Teksas’ta, Dani’yi koruma görevlerinde onlara yardım etmesi için, görece “yaşlı” olan Yokediciyi (Carl) bulurlar. Son olarak Grace ve Carl, Rev-9'u “yok etmek” için kendilerini feda eder. (Tıpkı ilk iki filmdeki gibi “dramatik” fedakârlıklar yaparak elbette.)
Şu anda muhtemelen Sarah’nın gözetimi altında olan Dani, gelecekteki Direnişin lideri olmak için eğitilmektedir. Yani Dark Fate ikinci filmde John’un merkeze alındığı kurguyu, Dani’yi merkeze alarak “tersine çevirmeye” çalışır. Fakat filmle ilgili esas tartışmalı konu, ortaya çıkan bir karşı-iptal, yani “Get Woke, Go Broke”2 dalgasıdır. Çoğu hayrana göre, filmin tepki çekmesi ve gişede çakılmasının başlıca nedeni, kurgusunun woke bir hamleye yeltenmesi ve küresel “liberal çetelerin” güdümü altına girerek serinin alışkanlıklarına (bir kez daha) ihanet etmesidir.
Dark Fate, 90’lar babası ve onun şımarık oğlunun “yok edildiği” galibiyet anını bir gişe zaferine dönüştürmek ister: Reese ve T-800, 90’lar babası ambalaj resimleridir. Paketin içinden çıkan şey bu resimlere elbette pek benzemez, fakat kökleri ortaktır. Fedakâr 90’lar babasının benzer mağduriyet anlatıları da günlük hayatımızı kâbusa çevirebilir. Bu yüzden bütün kalıntılarıyla beraber “iptal” edilmesi, yararlı olmakla beraber, şüpheli bir durumdur. Çünkü bu figür zaten komadadır.
Dark Fate öndersiz örgütlenme fikrini daha en baştan bir kenara bırakır (Dani Ramos) ve merkezi kontrolü onaylar, böylece demokratik (adem-i merkeziyetçi) bir potansiyeli de reddeder. Kaldı ki John Connor (hatta doğrudan Edward Furlong'un kendisi “Drunk Fuck Junkie” yaşamıyla) gerçekçi bir direniş figürüdür; çünkü ortada direnilecek bir yapay zekâ yerine, baby boomer’ların sapık düzeni vardır. X ve Y kuşağı diğer bütün kuşaklar gibi abartılmış balonlardır, tıpkı Z kuşağı gibi bir şeyleri değiştirmeleri istenir, fakat bu sadece istenir.
Politik doğruculuk bu iki kuşağın uyanışına işaret eder. Edie Furlong ise bu baskının, tembelliğin ve şımarıklığın ete kemiğe bürünmüş hâli gibidir; bize anlatılan, vaat edilen, bizden beklenen ve gerçekleşenler arasındaki farkı anlamanın bir yolunu sunar. Dark Fate aslında bu woke timeline’ı silmek isteyerek çok da kötü bir karar vermez.
Sarah ve Reese bir tren kazası yaratmaya uğraşır. Annesi John’un askeri eğitim alabilmesi için eski ordu personelleriyle ilişki kurar: Onu tüm isyanın odak noktası, insan türünün yegâne umudu olduğuna vesaire ikna eder. Daha sonra Cyberdin binasını havaya uçurarak kıymeti önler, John artık kurtuluşun önderi olamaz. Muhtemel senaryo şöyledir: John büyük bir çöküş yaşar; devamlı ilgi odağı olmak ister ve günlük hayata uyum sağlayamaz. Bir süre sonra madde kullanım bozukluğu ortaya çıkar, makul bir açıklama olmaksızın ani para taleplerinde bulunur, odasına girilmesinden hoşlanmaz. Eve geç gelir, gözlerini bir noktaya sabitleyemez, gecikmeli konuşur ve zayıf koordinasyonlar sergiler. Dikkati dağınıktır, hafızası zayıftır. Maddenin birinden kurtulmak için diğerine geçmeye başlar. Para bulamadığında evdeki eşyaları satar. Sarah içten içe onun hayatından çıkıp gitmesini ister.
John fiziksel sağlık sorunları yaşar. Uzun süre Methadone ve Suboxone kullanır, koluna çip takılır. Bir ara Scientologists olur, aşırı kilo alır ve birkaç yıl ayık gezer. Vegan beslenip kök birasını över, her şeyin gezegenlere bağlı olduğunu iddia eder, devamlı Jüpiter’den, Venüs’ten bahseder. Fakat kendini toparlayamaz. Konsantrasyon bozukluğu ve hatırlama zorluğu gibi problemleri kronikleşmiştir. Söylenen her şeyi yanlış anlar. Bir sabah uyanır, elinde av tüfeğiyle banyoya girer, soyunup küvete yatar. Vesaire. Dark Fate evreni bu yüzden John için çok fena bir seçenek değildir. (Üçüncü filmde John öldükten sonra aynı şeyleri hep bir ağızdan Dani için söylemeye başlarlar: “Dani bunu anlamalısın, sen çok önemlisin, eğer başaramazsan herkes ölür.”)
Benzer bir durum Sarah ve Reese için de geçerlidir. Hollywood’un hayranlık uyandıran aşk hikâyelerinin daha tutkulu hâle gelebilmesi için, şehirlerin yerle bir olması sıradan bir durumdur. İlk filmde T-800, Reese’i öldürerek ikisinin aşklarını ebedi hâle getirir. Sana “Come with me if you want to live” diyen bir adamdan boşanamazsın, onun ölmesi aşkınız için tek çıkış kapısı olabilir. Bu ilişkinin nereye doğru gittiğini görmek için evlilik danışmanı olmaya gerek yoktur. Reese mazoşist biridir ve PTSD atakları geçirir. Sarah’yı T-800’ün elinden kurtarır, Sarah bir gün sonra hamile kalır. Dark Fate heteroseksüel çiftin bu şekilde yeniden üretilmesini kısmen askıya almaya çalışır.
Fakat bütün bir kaos, 90’lar babasının kendini tekrar feda edebilmesi için kurgulanır. Zaten ilk filmdeki katil imgesini tekrar tekrar yeniden üretmenin formülü de budur. Arnold Schwarzenegger’dan bahsediyorum; California valisi. Politik doğruculuk iddiası olan son film, onu bir kez daha olayların merkezine oturtur.
Aslında Terminator evreninde gerçekten politik doğrucu bir potansiyel vardır. “İptallemek”, tıpkı Skynet gibi, doğrusal olmayan bir tarihi varsayar. Kendi olanaklılıklarını geri dönük şekilde yeniden yaratarak, çoktan kazanıldığı varsayılan davaları bir biçimde yeniden tartışmaya açar ve esas gücünü yapay zekâya yakın bir soğuklukla gerçekleşen çevrimiçi kimlik imhasından alır: “Dinle! İptal kültürü dışarıda cirit atıyor, onunla pazarlık edilemez, o ikna edilemez, merhamet, pişmanlık ya da korku hissetmez. Dahası o asla durmayacak... Ta ki sen o konferansa gitmeyene kadar…” (Bunu Me Too’nun tahribat gücünü küçümsemek için söylemiyorum. Onun bıraktığı etki, hükümet politikalarını, hatta moda akımlarını belirleyecek güçtedir. Fakat mücadele ettiği şeyle kıyaslandığında Me Too neredeyse şefkatlidir.)
Politik doğruculuk daima mevcut koşullara dahil olan bir eklenti gibi hareket etmemizi sağlar. Sisteme böyle müdahale ederek, kötü olduğunu varsaydığımız şeyleri yok etmek isteriz. Bu tek başına yeterli olmaz, çünkü yaratılan yeni öznelliklerin işleyebileceği gerçek bir alan, bir peri masalı gibi kendiliğinden ortaya çıkmaz. Politik doğrucu ilkelere tam erişim sağlayabilmek için, onun tarafından üst belirlenen bir sınıf mücadelesine ihtiyacımız vardır. Neoliberalizm kültleşmiş antikapitalist fenomenleri de bünyesine katarak anlam krizleri yaratır. Bu herhangi bir şeyin pazarlanabilme potansiyeliyle de ilgilidir. Bu yüzden politik doğruculuğun handikaplarımızı eşitleyen konuşma kodu, de facto eşitliğin pratiğe dökülemeyeceği bir alanda işler. Dark Fate’in sorunu politik doğruculuğun edimsel olamayışına içkindir. Siyasal oportünizm, bazı konularda keskin bir tavır sergileyemediğimizde kaçınılmaz olarak devreye girer. “Aşırı uyanmış” hâle geldiğimizde, kendimizi şiddete itilmiş ve sistem tarafından dışlanacak kadar marjinalleşmiş hâlde bulmamız gerekir.
Woke olmak, sağ ve sol görüşten insanlara, politik ilericilik ya da sol hareketleri aşağılamayı da içeren farklı bir kısaltmayı çağrıştırabilir. Uyanmış özne, çoğunlukla solun kendi suçlarını akladığı bir günah keçisidir. Doğrudan proleter bir uğrak olmasa bile, sınıf mücadelesi için bir müttefikten fazlasıdır (Uyanmanın çıkış noktasının proleter bir tarafı vardır: Beyaz işçi sınıfı hükümet politikalarıyla desteklenirken, onlarla dayanışma göstermek sınıfı parçalamak anlamına geliyordu). Sol hareketler, farklı baskı araçlarını açık hâle getirebilmek için “politik olarak dürüst” bir eklentiye ihtiyaç duyar. Çalışma alanları onun sayesinde yeniden düzenlenebilir, örgütlü mücadelelere musallat olan şiddet sarmalları onun sayesinde ifşa edilebilir. Aynı sebeple sahiplenilme krizleri patlak verir, nefret ve öfke hedefini şaşırır.
Politik doğruculuk (Eleştirel Irk Teorisi gibi ciddi akademik hareketler de dahil) özel sektörün içinde işleyen, statü karşıtı entelektüel taşeronluğa (ya da örtmecilik paradoksuna) bu yüzden indirgenemez. Irk, etnik kimlik ve cinsiyet gibi şeylerin entelektüel bir eşdeğeri yoktur. Doğru şekilde konuşarak bunları yapısız ve akıcı hâle getirmek istediğimizde, karşımızda daha geniş bir anlam şeması olduğunu fark ederiz ve bu politik doğrucu ilklere doğrudan erişemeyiz. Bu basitçe bir PR stratejisine dahil olmakla aynı şey değildir. (ABD’de Cumhuriyetçiler hatta Proud Boys gibi alternatif sağ örgütlenmeler, geçmiş nesillerle kıyaslandığında çok daha “politik doğrucudur”. Politik doğrucu olmak ve ideolojik olarak doğru olmak benzer kalkış noktalarına sahiptir. İdeolojik olarak doğruculuk, daima edimselliğe dökülebileceği bir parti fikrini ya da aşırı uç mücadeleleri beraberinde getirir. Aradaki fark şudur: Politik doğrucu kalkış noktaları olan aşırı sol mücadeleler vardır, ama faşist örgütlenmeler böyle çıkış noktalarına ihtiyaç duymaz.)
Dark Fate’in Çin pazarına açılmaya çalışırken woke imgeleri umutsuzca sağa sola serpiştirmesi şirketler ve hükümetler tarafından benimsenecek popülist basmakalıpların üretilmesine yardım eder. Bunların neredeyse tamamı bir alt-sağcının da uydurabileceği gelişigüzel saçmalıklardan ibarettir. Filmin yönetmeni Tim Miller kurguyu beğenmeyen herkesi mizojinist olmakla suçlasa da (ki görünüşe göre senaristlerin tamamı erkektir), çektiği şey elimize bir özgürlük listesi tutuşturulan Stalinist filmlere daha çok benzer. Fakat filmi kötü yapan doğrudan bunların hiçbiri değildir. Herhangi bir film neden kötüyse Dark Fate de o yüzden kötüdür. Kötü yazılmıştır, donuktur ve bu yüzden asla vermeyi beceremediği politik mesajların arkasına sığınır.
{fold içindeki imge: James Cameron, The Terminator, 1984, film karesinden detay, kaynak: The Script Lab}1. Cyberdin Systems Model 101 yani bir T-800.
2. John Ringo 2018’de politik olarak doğrucu söylemleri benimseyen kuruluşlara böyle atıfta bulunur.
