Bir süreliğine buradaydık. Gidecek olmamızın bilinciyle. Bunun mecburiyetiyle. Kabullenilmesi zor gidişlerin düşüncesinde yatan sancıların, ah’ların uzandığı temasların nafileliğinde yatan hatıra oluşların, hiçbir işe yaramayışların var olduğu yerdeydik. Burada öylece bakakalacaktık birbirimize. Gidişatın engellenemez oluşundaki çaresizlikle bakakalacaktık. Bir daha göz göze gelemeyecek olmanın ihtimalindeydik. Bir son ihtimalinin bilinciyle ayrılırken, son gülüşün, son bakışın, son sözün acısında yer bulacaktık kendimize. Ne ilk ne de son olacaktık biz. Bir süreliğine buradaydık sadece. Bizden önce bulunanlar gibi. Gidenler gibi.
Gidecek olmanın bilinciyle ya canını acıtacaktık birbirimizin ya da sarılacaktık birbirimize. Bir kimse oluşun kimsesizliğe yerini bıraktığı yerde bulacaktık birbirimizi. Uzaklardan gelenin bizi hiç bulamayacak oluşundaki yalnızlıktan bakacaktık birbirimize. Buraya hiç gelememiş olmanın yabancılığında kucaklayacaktık birbirimizi. Bir biz oluşun ihtimalinde olmayarak gelecektik yan yana. O ihtimalin peşine bile düşmeyerek.
Bekleyişin tereddüdünde olacaktık. O tereddüt ki tüm sakinliğiyle geldiğinde korkutacaktı bekleyeni. Ne fırtınalar kopacaktı ne de dünya yıkılacaktı. Olağanlığıyla belirecekti olabildiğince. Hep olduğu gibi. O sakin sessizliğin içinde korkunun kendisi küçülecekti. Sakinliğin kendisiydi korkuyla bekleyeni sarsacak olan. O kısa anın sessizliğinde belirecekti gidenin sessizliği.
Ne bir an olacaktı gidenin gelmeye yakın olduğu ne de henüz gitmemiş olanın gideni unuttuğu. Zamanın kırıldığı o anın akışında yer bulunamayışın askıda kalışıydı kalanın üstünden atmaya çalıştığı şey. Ne istemler ezilebilecekti gidenin yattığı yerde ne de kalanın mağlubiyeti doğurabilecekti yeni bir istem. Bir son buluştu burada bulunuş. Bir süreliğine de olsa yokmuş gibi davranılan, oyunlaştırılan. Bir süreliğine buradaydık o gelene kadar. Gideni geri getiremeyecek olan.
