Bertrand Mandico,
Living Still Life, 2012,
kaynak: MUBI
Bu Bir Rüya Olsa Dahi

Salvador Dalí 1956 yılında yaptığı natürmortta nesnelere hareket kazandırarak nükleer mistisizm temasını işlemişti. Bu temaya göre varlıklar görüngülerin ötesindeki atomlardan oluşmakta ve bu atomların enerjisiyle hareket edebilmekteydi. Sol arka planın durgunluğu ön planda kullanılan nesnelerin hareketliliğiyle, “zıtlıkların bir arada bulunuşu”yla dinamizm kazanıyordu. Cansız nesnelerin hareketliliğinin temelinde insan eli bulunmamaktaydı: şişedeki suyun serpilişi, bardağın yan yatışı, elmanın ivme kazanması… Bir hareket vardı ancak bu hareketi var eden bir el yoktu. Peki, onları hareket ettiren neydi? Bu görünmeyen elin hareketi atomdu, enerjiydi. Özetle, birbirinden farklı cansız nesnelerin atomik hareketi vardı sahnede. Tablonun başlığı da buradan geliyordu zaten: Nature Morte Vivante. Yani Living Still Life [Yaşayan Ölü Doğa]. Cansızlığın hareketle can buluşu.

Bertrand Mandico aynı başlıkla benzer bir büyülü gerçekliği yakalamıştır kısa filmi Living Still Life’ta. Kullandığı renkler, cansız hayvanlar ve yarattığı rüyavari atmosfer özelinde Dalí’nin büyülü dünyasını referans aldığına kuşku yoktur. Açılış konuşmasıyla başlayan ve aynı konuşmayla kapanan bir çember içinde, bu konuşmayı yapan kadının cansız hayvanları rastgele buluşu, buluntu hayvanları fotoğraflayışı ve bu fotoğrafları hareketli imgelere dönüştürerek onları son bir kez daha hayatta tutmaya çalışması sergilenir filmde ki bu, hareketsiz karşılaşmaların kabullenilemeyişinin işaretidir belki de.

İlk buluntu hayvanı ölü tavşan olur kadının. Karla kaplı yaban hayatın renksizliğinde rengârenk bir kadının şefkatle yerden aldığı bir hayvandır tavşan, tıpkı şefkatle bulunan bir köpek gibi. Diğer taraftan, ölümü çağrıştıracak şekilde kırmızı renk baskındır filmin bütününde de: hayvanların alınıp getirildiği odanın ışığı, kadının montu, hayvanların aldığı darbenin bıraktığı kan izi, organların rengi, korkunun, tansiyonun ve arzunun kızıllığı… İçine çeken ölümün rengi, atmaya devam eden köpek kalbinin rengidir kırmızı bu bağlamda. Her ne kadar bulundukları çorak iklimde bir renge sahip olsalar da hareketsizlikleri hareketli imgelere dönüştüğünde aynı rengi bulamaz filmdeki şeyler. Siyah beyaz imgelerdir onlar artık. Renkler ise hayata, harekete ait kalır. Ölümün fotoğraflanışı, hareketsizliğin fotoğraflanışı böylece zamanın donukluğunun, belirli bir ana sıkıştırılmışlığın resmi olur. Son bir kez daha hayata gelme imkânı verilmek istenen bedenler renklerini geri kazanamaz. Tüyler uçuşur belki, eklemler hareket ettirilebilir, bir at dahi havaya kaldırılabilir ancak ruhun eksikliği rengin geri gelmesine izin vermez.

Living Still Life, Dalí’nin ölüme ve hareketsizliğe rağmen hareket eden nesneleri, onların oluşunu taşır içinde. Hareketin hareketsiz oluşu ve hareketsizliğin harekete dönüşümünü kapsar. Bir bakıma atomun, enerjinin harekete geçirilme arzusunu yansıtır. Bir rüya olsa dahi orada bulunanları, bir şekilde var olanları görünür kılar ya da belki kaybın rüyada tekrar ele geçirilişidir. Sesin, görüntünün hareket edişi, bir atom olarak rüyada saklanışıdır. Bir rüya olsa dahi hayatta oluşudur. Rüyadan bize bakışıdır. Tekrar karşılaşma alanı, tekrar hareket alanı: Belleğimizden kazıyarak çıkaracağımız mevcudiyetlerin bizi bekleyişi. Bu bir rüya olsa dahi bize ait oluşu.

Bertrand Mandico,
Living Still Life, 2012,
kaynak: IFFR

Bertrand Mandico, Dilara Erdem, film, hareket, Living Still Life, ölüm, Salvador Dalí, sinema, yaşam