“Eğer şimdi ölmek zorunda olsaydım şunları söylerdim: ‘Hepsi bu mu?’, ‘Pek anlayamadım’ ve ‘Biraz gürültülüydü.’” —Kurt Tucholsky1
Kuru Otlar Üstüne karakteri Samet bugün ölseydi benzer sorularla ayrılırdı muhtemelen hayattan. Onun için de hayat “bu kadar” mıydı? Anlayamadığı, alelade tantanalarıyla gürültülüydü belki. Kimin hangi savaşı ne uğruna verdiğinin bir önemi yoktu onun için; çünkü yılgın bir kayıtsızdı artık, verecek nefessiz cevapları olduğundan hiçbir soru ona erişemeden boşluğa savruluyordu ister istemez. Konuşmak bir hayli gereksiz, temaslar nafileydi; içsel sessizliğe itilmiş o köy yerinde kimsenin ona dokunabileceği yoktu. Bundandır ki uzakları arayan kaçamak bakışlara sahipti. Hayat onun için orada değildi, başka bir yerdeydi fakat gitmeyi sayıkladığı yerde tutunabildiği tek şey Sevim’in ilgisi ve neşesiydi. Sevim’in gülüşüyle hayat William Blake’in kaleminden dökülen Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları olarak ikiye ayrılıyordu. Sevim çocukluğuyla bu şarkının masumiyetini, Samet ise toplum deneyimiyle tecrübesini temsil ediyordu. Sevim bu şarkının kuzusu, Samet ise kaplanıydı.2 Karlarla kaplı doğanın ortasında insan doğasının tecrübesini yaşamamış olan ile yaşamış olanın, akıl ile enerjinin ikilemiydi söz konusu olan.
Küçük Kuzu seni kim yarattı
Bilir misin seni kim yarattı
Kim hayat verdi, ırmak kıyılarında
Ve çayırlarda yiyecek sundu sana;
Sana sevinç giysisini kim verdi,
Tüylü, parlak, yumuşacık;
Sana kim verdi bütün vadileri
Şenlendiren böyle tatlı bir sesi:
Küçük kuzu seni kim yarattı
Bilir misin seni kim yarattı3
Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları’nın ilk bölümde kullanılan “ırmak kıyıları”, “çayırlar”, “vadi” ve “güzel giysi”, “yumuşacık bembeyaz yün”, “tatlı ses”, “sevinç vadisi” gibi imgeler mutluluğun, saflığın habercisidir ve çocuklukla ilişkilidir. Sevim de karanlık köy okulu koridorlarını tatlı sesi ve sevinçli hareketleriyle aydınlatır. Samet’in dünyasını da aydınlatabilen onun bu enerjisidir. Masumiyet Şarkıları’nda Blake’in kendisi de bu şiirindeki gibi çocuk bakış açısından bakabilme yetisini korur ve şiirlerinde tecrübenin karanlık dünyasında yol gösteren bir ışık gibi kalabilmek için bir çocuğun hayal gücüne ve basitliğine sahip olmak gerektiğini savunur.4 Samet’in de kendi karanlık dünyasının bataklığından çıkmasının yolu Sevim’in sesinden geçer. Ancak Sevim’in sesindeki enerjinin değişimi, saflığının ürpermesi ve tecrübe dünyasına çarparak ışığının sönmesi uzun sürmez. Hayal evrenine, saflığa, çocuk dünyasına ait olan mektup kendi hayatlarının bedbahtlığına sıkışmış, hayatı tecrübe etmiş yetişkin insanların eline geçince içeriye ait bir duygu alenen görünür kılınır ve tecrübe şarkıları çalmaya başlar; çünkü saflık bir günaha dönüştürülmüştür, bakışlar uysal kalamayacaktır. Masumiyet temsili kuzunun karşısında dehşet verici kaplan yer almaya başlar. Mektupla birlikte Tecrübe Şarkıları çalar ve kaplan sahne alır.
Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabildi o korkunç simetrini?
[...]
Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?
Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el? ayaklar ya da
Neydi çekiç? ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna?
Gün ışığında çocukların şen kahkahalarının birleştiği karla kaplı oyun alanı çayırlar gece kaplanın yalnız başına yürüdüğü bir savaş alanıdır. Samet aidiyetsizliğinden kaynaklanan öfkeyle yürür, kendiyle savaşır, o coğrafyayla savaşır, beyni bir fırın içinde yanar, ruhu tökezler, bir kapıdan içeri girer, içer, dinginleşeceği yerde yine içe bükülür. Kaçıp kurtulmak istediği yerde zincirlenen bir kaplan gibi yanar gözleri. Peki, onu yaratan hangi cüretle onu buraya sürüklemiştir? İçindeki ateşi söndürmeyecek uzaklara tabi kılmıştır… Demir dövülür gibi dövülerek orada kalmıştır Samet, başına vurula vurula. Kendini kaptırdığı masumiyetin o coğrafyada ziyan olacağını bilir, bozulduğunu görür. Bir tehlikeye dönüşür kuzu, onu köşeye sıkıştırır. Hayatın değişeceğini, bozulacağını bilir, ondandır ki sonlara doğru Sevim’e de karlar yağacağını, baharı göremeyeceğini söyler. Sevim de solup gidecektir nihayetinde. Tecrübenin kaçınılmaz olduğu hakikattir; döngü böyledir. Hayatı idame ettirmenin kuralı kuzu kalınamayacak olmasıdır; herkesi bir yırtıcıya dönüştürür tecrübe. Görünüşte karlarla kaplı bir yerdir oysa. Basit ve yalın. İnsanın gazabı bulaşır sonra karlar üstüne. Kendi oyunlarını oynar insan, duygularına hükmedemeyince. Kıskançlığını, hasetliğini vurur su üstüne. Bundandır ki Kuru Otlar Üstüne bir Kuzu ve Kaplan hikâyesidir. Kuzunun kaplana dönüştüğü, kaplanın kuzudan kaçmaya başladığı ama yine de ona muhtaç düştüğü. Kuzunun ağzından çıkacak iki kelimeye razı olduğu.
Bir İnsan Yüreği var Kıyıcılığın
Ve Kıskançlığın bir İnsan Yüzü
Dehşetin Tanrısal İnsan Sureti
Ve Gizliliğin İnsan Giysisi
İnsan Giysisi Dökme Demirdir
Kızgın Dökümhane İnsan Sureti.
İnsan Yüzü damgalanmış bir Ocak
Onun aç Gırtlağı İnsan Yüreği.5
{fold içindeki imge: Nuri Bilge Ceylan, Kuru Otlar Üstüne, 2023, film karesinden detay, kaynak: MUBI}1. Alıntılanan yer: David Le Breton, Sessizlik Üzerine, çev. Zeynep Turan (İstanbul: Sel Yayıncılık, 2021), 1.
2. Kuzu ve Kaplan [The Lamp and The Tiger], William Blake’in Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları’ndaki şiirlerin adıdır. Kuzu masumiyet kısmını temsil ederek ilk kısımda yer alır, Kaplan ise tecrübeyi temsil eder ve ikinci kısımda yer alır.
3. William Blake, Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları, çev. Selahattin Özpalabıyıklar (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019), 6.
4. Nazan Tutaş, “William Blake’de Masumiyet ve Tecrübe: Kuzu ve Kaplan”, Folklor/Edebiyat 20/78 (2014): 83-90.
5. Blake, age, 17.
