fotoğraf: Oleksandr Rakushnyak (CC BY-NC-ND 2.0)
Hibrit Mekânlar: Ukrayna’nın
Telegram Şehirleri

Şehirlerin ister ütopik olsun ister distopik, gerçekten fantastik mekânlara dönüştüğü tek bir fiziksel durum vardır: Savaş. Bugün siber mekân ile fiziksel mekânın kaynaşması bu durumu gittikçe daha da görünür kılıyor. Fakat savaş gibi acı olaylardan daha trajik bir şey varsa bu, trajedilerin temaşa hâlinin tekelinden kurtarılamamasıdır. Sorun acı olayların gittikçe daha da şeffaflaşıyor olmasında değil, boş zamanı dolduracak bir parça video kaydına ya da fotoğraflara dönüşmesinde yatıyor. Ancak bu deneyimler, bayatlamış etik problemler ile küçük ahlaki sorumlulukları bize sürekli olarak hatırlatmanın ötesine geçiyor. Artık savaş meydanlarındaki kahramanca salvoları günler sonra tabloid gazetelerden okuyan kederli 19. yüzyıl vatandaşlarının konumunda değiliz. Bugün muharebe alanlarını kontrol altında tutan yalnızca ordular değil ve düşman pozisyonlarını da sadece fiziksel topçu taburları ateş altına almıyor. Savaş durumlarında, özellikle kent savaşlarında şehir yönetiminin gölge bir iktidar tarafından yürütüldüğünden ve artık profesyonel/seçkin işgal yönetimlerinin esamesinin okunmadığından bahsetmek mümkündür. Eski öznelerin yerini savaşın seyrine yön veren dijital kitleler alıyor. Bugünlerde Ukrayna’nın kent savaşlarının Telegram kanalları üstünden sürdürüldüğünü, hatta bu kanalların operasyonel anlamda çeşitli sorumluluklar aldığını sanıyorum kimse inkâr etmez.

Şehirlerin olağanüstü koşullarda dijital mekânların idari yapısıyla bütünleştiğini yakın tarihte çokça deneyimledik. Bunlar kentlerin kapasitelerini aşan suni ya da doğal felaketlerdi. 6 Şubat depremlerinin, Doğu Avrupa kentlerinin günaşırı bombalanabiliyor oluşunun ya da Gazze şehrine dönük terörün ikincil sebepleri vardır. Bu sebepler, son çeyrekte yaşanan her bir olayın başarılı bir felakete dönüşmesinde azımsanmayacak bir etkiye sahip. Rusya devletinin Ukrayna şehirlerindeki askeri kazanımları, yalnızca ordunun askeri kapasiteleri, teknik yeterlilikleri ve teknolojik envanteriyle mümkün olmamıştır. Bu ilerleyişi tek başına Ukrayna ordusunun yeteneksizliğiyle açıklamak da akıl kârı görünmüyor. Büyük siyasi ajandaların ve ticari gayelerin muvaffakiyetlerine kavuşmalarında ya da büyük yenilgilere uğramasında, bir araç olarak mekânın (topos) rolünü göz ardı edemeyiz. İnsan etkinliklerinin topografik niteliği şaşmaz bir biçimde belirleyicidir. Sayısal teknolojiyle donanmış günümüz toplumunun “yerler”le kurduğu iletişim, topos’u bir metafor, bir zihinsel mekân olmaktan çıkarıp gerçek olaylarla örtüştürüyor.

“Hibrit mekânlar”ın varlığını inkâr edemeyiz. Dijital etkinlikler fiziksel mekânları şüpheye yer bırakmayacak şekilde etkiler. Manuel Castells, hibrit mekânı1 her ne kadar yeni toplumsal hareketler bağlamında ele alsa da bu kavram gündelik hayatın içerdiği tüm durumları sarıp sarmalayan hakiki bir olgudur. Dijital kamusal alanlar, insan etkinliklerini neredeyse tek boyutlu bir biçimde yönetir ya da yaratır. Burada tek boyutluluktan kastım, siber mekân ile fiziksel mekân arasındaki ikiliğin gittikçe kayboluyor olması. Elbette bu, simüle edilmiş alternatif bir evrende yaşamaya başladığımız anlamına gelmiyor. Burada sözünü edilen şey siber yapının fiziksel olaylarla kaynaşmaya başlamasıdır. Tıpkı siber mekândan kontrol edilen ve kullanıcıları için zor arazi koşullarını ortadan kaldıran drone’lar gibi.2

Savaş kentleri, hibrit mekânların somut ve güncel tezahürleridir. Çoğumuz için yeni mekânların sürdürülebilir akıllı şehirlerden değil de yıkıntılar arasından yükselişi şaşırtıcıdır. Fakat asıl şaşılacak şey, kapitalist modernlik tarafından kavrandığı hâliyle başarısızlığa uğrayan “sürdürülebilirlik” olgusunun yalnızca olağandışı koşullarda başarılı olmasıdır. Kapitalist sürdürülebilirlik, istikrarlı bir felaket yaratma konusunda ustadır, buna binaen bu çağın toplumu da sürdürülebilir kent savaşlarında ustalaşmaktadır. Sahada gördüğümüz üzere, başarılı addedilebilecek ilerlemeler gelişmiş ülkelerin “sürdürülebilir şehirler”inden ziyade sürdürülebilir savaş kentlerinde ifadesini buluyor.

Doğu Avrupa’nın Telegram şehirlerinin geleceğin akıllı meskûn mahal savaşlarının kilometre taşlarından biri olduğu söylenebilir. Başka birçok sosyal medya ortamının varlığına karşın, şehirler ve savaşlar konusunda Telegram’ın niçin böylesine etkin olduğu sorgulanmaya değer. Burada, meseleye dair bilimsel yöntemlerden yoksun bir genel çerçeve çizmeye çalışacağım. Mimari yapısının hem sivil hem de askeri yönetimsel yapılarla olan benzerliği, Telegram’ın neden sıklıkla savaş coğrafyalarında tercih edildiğinin cevabı sayılabilir. Türlü enformasyon ve bilginin akışta olduğu dijital mekânlar, fiziksel yapılardaki gibi belirli bir mimari düzene sahiptir. İletişim bilimci Zizi Papacharissi bu mimari yapıların kullanıcıların belirli bir düzende etkileşim kurmasına olanak tanıdığını ve kullanıcılara içeriklerin kimler tarafından düzenleneceği, görüntüleneceği, dolaşımların nasıl gerçekleşeceği gibi konularda sınırlılıklar koyduğunu söyler.3 Bu kısıtlılıklar genel biçimiyle “ağ mimarisi” olarak tanımlanır. Telegram’ın söz konusu ağ mimarisi tanımına tamamen uyduğu da çıplak gözle görülebilir.

Ukrayna’nın Telegram kanallarının askeri işgali bütünüyle durduramasa da onun seyrini değiştirebilecek ölçüde etkisinin bulunduğunu söylemek mümkün.4 Yöneticilerinin tam kontrolü altında olan kanalların hiyerarşik yapısına rağmen, sıradan vatandaşların da (dolaylı da olsa) video ve fotoğraflarla askeri istihbarat sağlayabilmesi itibarıyla bu böyle. Rusya ordusunun Ukrayna topraklarını fiili işgalinin ilk haftalarında şehir sakinlerinin akıllı telefonlarıyla silahlı çatışmaları kayıt altına aldığını ve bu kayıtları çeşitli sosyal medya ortamlarında paylaştığını biliyoruz. Kiev çevresindeki yerleşim yerlerinde yaşanan tank savaşlarından, sivillerin evlerinin pencerelerinden onları kayda almaları sayesinde haberdar olmuştuk. Belki de bu kitlesel yoğun gözetleme sayesinde birçok askeri manevra önlenmiş oldu. Telegram da bu önlemenin unsurlarından biriydi kuşkusuz. Böylece mesajlardan ve geribildirimlerinden ibaret olan, yalnızca dijital izleme ve dijital tepki vermeyle sınırlı siber mekân aşılmış oldu. Şehirlere düşen neredeyse her bir mermi kayıt altına alınıyor, askeri birimler de bu enformasyon akışını etkin bir biçimde kullanıp ona göre hareket ediyordu.

Artık “muharebe” ile “muhabere” sözcüklerinin birbirine karıştırılmasının hiçbir önemi kalmadı. Bu hibrit mekânın bir başka özelliği, resmi askeri birimlerin, örneğin her bir taburun veya paramiliter grubun kendilerine ait Telegram kanallarına sahip olmasıdır. Bununla birlikte neredeyse her bir Ukrayna kentinin kendine ait bir Telegram kanalı olduğunu da eklemek gerek. Bu yolla Telegram, sivil ve resmi kurumların bir yerde toplanmasına imkân tanıyan kentsel bir organizma olarak iş görür. Kişiler arası ve kitlesel iletişime fırsat sunması, kullanıcıların duruma göre açık veya gizli bir biçimde iletişim kurmasına olanak tanıması ve (en önemlisi) kurulmasına alan açtığı iletişimin içeriği ve amacı onu diğer mecralardan ayırır. Doğu Avrupa’nın Telegram şehirlerinin, Instagram ya da YouTube’dan görece daha az eğlence merkezli bir enformasyon ağını oluşturmayı başarabildiğini söyleyebiliriz. Buradaki işlevsellik (sosyal medyanın acılar temaşasını göz önünde bulundurduğumuzda) fazlasıyla etkileyicidir. Elbette Doğu Avrupa’nın coğrafi ve kültürel karakteristikleri bu tip soruşturmalardan dışlanmamalı. En nihayetinde bu hibrit mekânlar savaş kentlerinin pratik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak şekil alıyor.

Tekrar etmek gerekirse: Telegram şehirleri, hibrit mekânlar ya da akıllı savaş kentleri, bize fiziksel mekânın siber mekânla kaynaşmasına dair bir fikir verir. Ama siber mekânın, sürdürülebilir kentlere olduğu gibi sürdürülebilir meskûn mahal savaşlarına da hizmet ettiğini not etmek lazım. Teknik ve teknolojik her bir gelişme acının sürekli yeniden üretimine alet olmaktan başka bir işe yaramıyor. Felaket dolayımlı ilerlemeyi aşan bir gelecek tahayyülünün ise böylesi bir ortamda yeşermesi mümkün görünmüyor. Fakat yine de güncel örneklerde gördüğümüz üzere hibrit mekânlar, alternatif bir dünyayı inşa etmeye en yakın mekânlar. Tarihsel bir perspektiften baktığımızda, bütün alternatiflerin felaketlerden türediğini görürüz. Ancak köklü bir sosyomekânsal dönüşüm bu tarihsel zorunluluğu aşabilir.

{fold içindeki fotoğraf: Oleksandr Rakushnyak (CC BY-NC-ND 2.0)}

1. Manuel Castells, Networks of Outrage and Hope: Social Movements in the Internet Age (Cambridge: Polity Press, 2015).

2. Bu araçlar hibrit mekânların varlığını kanıtlar niteliktedir, çünkü iki mekânda da aynı anda var olurlar. Böylece yazılım araziyle bütünleşir. Hangi mekânın hangisine daha fazla etki ettiğinin bu bağlamda bir önemi yok. Fakat drone’ların işlevselliğini (gözetleme ve yok etme) tetikleyen şeyin onların iletişimsel niteliği olduğunu vurgulamak elzem duruyor. Drone’un fotogrametrik özelliğini yani dağları taşları sayısal verilere dönüştürme yeteneğini önceleyen şey bir iletişim tekniği olarak fotoğraftır. Bu perspektiften fotoğraftan drone’a gelene dek var olan tüm mecraları en nihayetinde tekil bir sonuca hizmet eden bütünleşik bir makinenin parçaları olarak görebiliriz. Şeylere ve olaylara hem araçsallıklarını hem de mekânsallıklarını aynı anda teslim eden medium kavramının tam olarak karşılığını bulduğu nadir olgulardan birisidir drone.

3. Zizi Papacharissi, “The Virtual Geographies of Social Networks: A Comparative Analysis of Facebook, LinkedIn and ASmallWorld”, New Media & Society 11, sy. 1-2 (2009): 199-220.

4. Anastasiia Shevchenko, “Mapping of Telegram Channels in Ukraine, a Year Into the Full-scale War”, The Fix, 21.04.2023.

Burak Can Baknali, drone, hibrit mekân, iletişim, kent, Manuel Castells, medya (mecra), mekân, savaş, şehir, siber uzay, sosyal medya, Telegram, Ukrayna, yeni medya, Zizi Papacharissi