Halim Selim Bir Kasımpaşa Canavarı
“Bir canavarın peyda olduğunu ilan etmek için gerçek bir canavara kesinlikle ihtiyaç yoktur.”1
Halim, kız kardeşiyle yaşayan, minibüs şoförlüğü yapan ve hiç de ismiyle müsemma olmayan bir mahalle kabadayısıdır. Kız kardeşi Zeynep’ten yanında çalışan şoför muavinine, tıraş olduğu berberden mahallenin kahvecisine tüm mahallelinin hayatına teklifsizce müdahil olan, kişi ayırmaksızın etrafına terör saçan bir adamdır. Zeynep’in cama çıkıp örtü silkelemesi, komşu kadının çiklet çiğnemesi ya da çocuğunu sokakta oynatması, esnafın gece geç yatıp dükkânını –Halim nazarında– geç açması gibi hemen her hadise Halim’in gazabına uğramak için yeterlidir. Hâliyle devamlı diken üstünde olan mahalleli de onu daha uzaktan gördüğü gibi birbirini uyarıp kendine çekidüzen verme eğilimindedir. Günün birinde mahalleye çok daha yumuşak huylu bir karakter olan, yer yer şapşal, biraz da palavracı bir mizaç sergileyen ve kendisi de minibüs şoförlüğü yapan Selim’in taşınmasıyla Halim’in iktidarı sınav vermeye başlar. Selim’in muavininin bir yalanı üzerine, Selim’in Halim’i kavgada alt ettiğine dair dedikodular baş gösterir fakat Selim’in mahalleli gözünde efsaneleşmeye yüz tuttuğu anda herkesin gözü önünde Halim’den yediği dayak, Halim’in iktidarını o an için erozyona uğramaktan kurtarır ve süregelen iktidar ilişkileri teyit edilir. Tam da ikilinin arası sütliman olacakken Selim’in Zeynep’e âşık olup onunla evlenmek istemesi, Halim’in ise bu evliliğe şiddetle karşı çıkması yüzünden aralarında yeni bir gerilim patlak verir. Zeynep de Selim’le evlenmeye teşne olsa da bunu abisinin rızasıyla yapma konusunda kararlıdır. Bu yüzden de abisinin gönlü yapılana dek, ikili, çatılarda gizli gizli buluşup hasret gidermeye çalışır. Ne var ki bu çatı ziyaretlerinden birinde Selim’in bir sakarlığı yüzünden, damlarda cirit atan bir canavara dair rivayetin fitili ateşlenir. Çok geçmeden, dehşet saçan canavar efsanesi kulaktan kulağa yayılır ve mahalleli arasında panik havası hasıl olur. Kendi sırrını örtbas etmek isteyen Selim de bunun namlı bir canavar olduğu yalanını uydurarak canavarın isim babası oluverir: “Aaa, tamam, bu Kasımpaşa Canavarı!” Halim dışında herkes, oluşmakta olan bu mite mesnetsiz bilgilerle katkı sağlar ve tüm mahalleliyi bir korku alır. Sonunda canavarı yakalamak üzere seferberlik başlatılmasıyla sözde canavarın Selim’den başkası olmadığı ortaya çıkar, akabinde de Selim ve Halim kozlarını paylaşır. Zeynep’in, abisi ve sevgilisi arasındaki anlaşmazlığa isyan ederken çatıdan düşme tehlikesi geçirmesi üzerine mahalleli kelimenin tam anlamıyla tek vücut olarak Zeynep’i kurtarır. Selim’in Zeynep’e duyduğu aşka bu kurtarma sırasında nihayet ikna olan Halim, Selim’i ağır çekimde uzun uzadıya dövdüğü bir sekansla, kardeşi ile Selim’in evliliğine rıza gösterdiğini duyurur; böylece film “tatlı son”a bağlanır.
Senaryosunu Umur Bugay'ın yazdığı, yönetmenliğini Zeki Alasya’nın yaptığı Aslan Bacanak (1977), birçok açıdan, aşina olduğumuz “Zeki-Metin filmi” dinamiklerine sahip bir komedi filmi. Metin Akpınar tarafından canlandırılan Halim, çevresiyle tüm ilişkilenme biçimi fiziksel ve/veya psikolojik şiddetten ibaret olan, her daim kendi düzenini dayatmaya meyyal, hayli nobran bir karakter. Nitekim İyi, Kötü, Çirkin filminin tema müziğinin biraz daha Doğululaştırılmış bir versiyonunun Halim’in de tema müziği olması ve göründüğü hemen her sahnede ona eşlik etmesi, karakterinin her an –yer yer metaforik olarak, bir noktada ise ifadenin gerçek anlamıyla– silahını çekmeye hazır olduğu konusunda seyirciyi tetikte tutar. Aileden arkadaşlara, konu komşudan minibüsüne aldığı müşterilere kadar herkes Halim’in hışmına uğrama tehdidiyle devamlı karşı karşıya olsa da bu durum filmde –şaşırtıcı olmayan bir biçimde– hiç de problematize edilmez. Halim’in şiddet eylemleri, tüm mahallenin canına okuyan bir kabadayının diktatörlüğünü değil de haşarı bir çocuğun haylazlıklarını izliyormuşuzcasına, yer yer karikatürize edilerek eğlenceli bir havaya büründürülür. Halim’in “döver de sever de” mizacının makulleştirilmesi filmin finalinde hepten gerçek dışı bir noktaya varır. Halim, Zeynep ile Selim’in evliliğine rıza gösterdiğini, Selim’e dayak attığı, bir yandan da “En az üç çocuk isterim” talebini tokatlarının arasına sıkıştırdığı bir sekansta ilan ederken, bu rıza beyanı bir dans koreografisi edasıyla ağır çekimde verilir. Selim’in adeta neşeyle dayak yiyerek iştirak ettiği, kalanların da yine gülen yüzlerle seyreylediği bu şiddet gösterisi Karagöz’ün Hacivat’ı tartakladığı, akabinde ise işlerin tatlıya bağlandığı gölge oyunu hafızamızı yoklarcasına mutlu sarılmalarla son bulur. Ekranda “Son” yazısının belirmesi Zeynep ile Selim’in sarıldığı ana denk gelse de film esasen Selim’in Halim’in kucağına atlayıp bacaklarını onun beline doladığı ve ikilinin birbirini kucakladığı tuhaf bir sevgi gösterisiyle son bulur. Velhasılıkelam, gerçek hayatta olsa iktidarına başkaldıracağımız, mahallede yolumuzu kesse hakkında suç duyurusunda bulunacağımız bir karakterin, bağrımıza bastığımız oyuncularla komedi türünde icra edilmiş şiddet eylemlerini gülümseyerek seyrederiz ki bu da Yeşilçam’dan epey aşina olduğunuz bir ilişkilenme biçimidir.
Ne var ki istediği kadar güldürü türünde, komedi kisvesi altında verilsin, Halim karakterinin etrafına haddini aşan müdahilliği de şiddet konusundaki yersiz cömertliği karşısında mahallelide uyanan korku da son derece sahicidir. Filmin son yirmi dakikasında gündeme gelen “Kasımpaşa Canavarı” rivayeti/efsanesi tam da bu bakımdan, korku-iktidar/muktedir ilişkisi üzerine düşünmek için anlamlı bir fenomendir.
Mahalle Kabadayısından Muhayyel Canavara
“Evvel zaman içinde
Var imiş bir dunganga
Alırmış çocukları, atarmış sepetine
Yaparmış bir dunganga.”2
“Canavarlar gerçekten var mıdır?
Ona ne şüphe; aksi hâlde bizler nasıl var olurduk?”3
Jeffrey Jerome Cohen, editörlüğünü de yaptığı Monster Theory kitabındaki kendi yazısında, kültürleri yarattıkları canavar figürleri üzerinden okuma/anlama yöntemini önererek bu yönteme ilişkin yedi tez öne sürer. Cohen’in tezlerinden ilki canavarın sembolik yönüne işaret eder ve canavarın ortaya çıkışını “belirli bir kültürel anın tecessüm etmesi” olarak niteler ki bu kültürel an, belli bir “zaman, duygu veya mekân” olabilir. Korku, arzu, kaygı ve fantezi, canavarın bedeninde buluşarak hayat bulur. İnşa edilmiş bir figür olarak canavarın “safi kültür” oluşuna işaret eden Cohen, canavarın okunmak/yorumlanmak üzere var olduğunu belirtir. Buna göre “sayfadaki bir harf misali, canavar da kendisinden başka bir şeyin göstereni”dir.4
Kasımpaşa Canavarı’nın doğuşunu da Cohen’in çizdiği bu çerçeveden hareketle değerlendirmek bazı dinamikleri anlamak açısından faydalı olabilir. Daha önce de belirttiğim üzere, Aslan Bacanak’taki Halim karakteri her ne kadar sevdiğimiz oyuncularla bezeli bir komedi filminde5 yine sevdiğimiz bir oyuncu tarafından canlandırılıyor ve kabadayılığı bir komedi unsuru kisvesinde, sorunsallaştırılmadan, hatta yer yer sempatikleştirilerek veriliyor olsa da karakterin, mevcut etki alanı içerisinde uyandırdığı korku da uyguladığı psikolojik ve fiziksel şiddet de yadsınamaz. Tam da bu yüzden mahalleli, Selim’in muavinince uydurulanlara inanmaya adeta dünden razıdır. Mevcut kabadayılarının baskısından, ondan daha dişli bir kabadayı vasıtasıyla kurtulmayı bekler gibidirler. “Ee, Halim abimizi de döven çıktı sonunda. El elden üstündür” diyerek sigarasını tellendiren kahveci de bir bakıma bu beklentiyi söze döker. Fakat mahallelideki bu kısa süreli gevşeme hemen akabinde Selim’in Halim’den kahvede herkesin gözü önünde dayak yemesiyle sonlanırken, Halim’in kısa süreliğine sarsılmaya yüz tutmuş otoritesi de mahallelinin zihninde tazelemiş olur.
Kasımpaşa Canavarı rivayetinin çıkış noktası da basit bir sakarlıktan başka bir şey değildir. Selim, Zeynep’le damlardaki gizli kapaklı buluşmasından dönerken boştaki bir kiremiti kazara düşürür ve kiremit o esnada çamaşır asmakta olan bir kadının başına isabet ederek onu bayıltır. Ne var ki bu kaza, kadının kocası Raif abinin –ki kendisi, Halim’in hürmet ettiğine şahit olduğumuz tek kişi olmasının yanında, onun zorbalıklarına göz yummayı adeta görev bilmiş bir karakterdir ve canavar mevzusuna kadar Halim’le arasında hiçbir sürtüşme yaşanmaz– birinin, karısına kasıtlı olarak saldırdığı, kiremitle vurarak kadının kafasını yardığı yönündeki renkli anlatımıyla mahallede dilden dile dolaşmaya başlar. Yaşanan durumun bir saldırganın ya da “canavarın” eylemi değil bir kaza olduğunu savunan, kiremitin uçtuğu ya da bir kedi tarafından düşürüldüğü savında ısrarını koruyan tek kişi Halim’dir. Ne var ki Selim’in Zeynep’i başka bir ziyaretinin ardından, yine çamaşır asan bir kadının damda Selim’i görünce canhıraş bir biçimde “Canavar!” diye bağırıp bayılması söylentileri daha da renkli hâle getirir ve ansızın canavarın eşkaline dair asılsız tarifler peyda olur. Hâlâ bu söylentilere itibar etmeyen Halim’in esasen yerinde bir tespitle, “Size hikâye lazım. Tutturdunuz bir canavar. Kediydi kedi” şeklindeki karşı çıkışları da söylentilerin önünü alamaz. Bayılan kadının kocasının “Canavar, canavar bizim eve geldi!” diye kendini feryat figan kıraathaneye atarak anlattığı hikâyeye bakılırsa canavar, evlerine kadar girip karısının üstüne yürümüş ve karısı da onu “gözleriyle görmüş”tür. Adamın, karısının gözleminden hareketle aktardığı eşkal ise epey spesifiktir: “Çok uzun boyluymuş. İki metre falan. Pala bıyıklı, dazlak bir herifmiş. Gözleri kanlıymış, kazma gibi dişleri varmış.” Bu tarif üzerine de Selim, “Kasımpaşa Canavarı” diye (sözde) namlı bir canavarı uyduruverir.
Jean-Jacques Courtine canavar figürünün edebiyattaki tezahürlerinden söz ederken, canavar kurgularının inşasında iki basit ilkenin geçerli olduğunu öne sürer. Bunlardan biri, canavarın peyda oluşunu ilan etmek için gerçek bir canavara gereksinim olmamasıdır.6 Aynı şekilde, Kasımpaşa Canavarı’nın peyda olduğu asıl yer de mahallelinin muhayyilesidir. Mahalleliye “hikâye lazım” olur ve bu hikâye, gerçekliğe hiç de bağlı kalmaksızın, elbirliğiyle inşa edilir. Canavarı gördüğünü iddia edenler çeşitli nitelikler atfederek onu betimler ama ilgi çekici olan, bu sözde canavarı doğaüstü bir varlık gibi değil de heybetli herhangi bir eril figür formunda tarif etmeleridir. Kaldı ki bu eşkalin, sözü edilen niteliklerin tamamıyla tersi görünüşe sahip olan Selim’den hareketle oluşturulması da canavar mitine başlı başına nüktedan bir nüans katar. Selim damlarda gezdiği sahnelerde kılık değiştirmez, yani mahalledeki görünüşünden hiç de farklı olmayan “sıradan adam” görünümündedir. Damlarda dolaşan birinin varlığı çok alışıldık olmasa da bir mahalle sakinini damda görenlerin, onun, örneğin çatıyı onarmaya ya da televizyon antenini düzeltmeye çıkan birisi olduğunu varsaymak yerine terör saçan bir canavar olduğuna daha baştan kani olması tuhaftır. Öte yandan canavar eşkali tam da mahalledeki süregelen iktidar ilişkilerine ışık tutar niteliktedir.
Aslan Bacanak’ta, bildiğimiz üzere mahalle sakinlerinin ödünü koparan ve devamlı diken üstünde durmalarına neden olan bir dehşet faktörü hâlihazırda mevcuttur. Mahalleli, birleşerek Halim’in saltanatına karşı koymak yerine devamlı onun suyuna gitme yolunu benimser. Örgütlenerek kolaylıkla alt edebilecekleri bir zorbayı, ona biat ederek güçlendirirler. Halim tarafından dayatılan iktidar ilişkileri mahallelinin korku ve itaatle bu ilişki biçimine uyumlanması yüzünden durmadan yeniden üretilir. Kasımpaşa Canavarı’nın sözde eşkali, mahalle sakinlerinin hem korkulu rüyalarını hem de kurtarıcılarını tasvir eder gibidir. Canavar sıfatıyla betimlenen kişinin sadece yapılı, muhtemel ki güçlü kuvvetli bir erkek birey olarak kurgulanması, kültürleri inşa ettikleri canavarlar üzerinden anlamaya çalıştığımız bir metodolojide, mahalleliye dair bize önemli şeyler söyler. Mahallelinin damdaki canavardan hem korkan hem de hakkında hiçbir emare bulunmamasına rağmen onu var kılmak için adeta çırpınan tavrı, ancak hakiki zorbaları ile muhayyel canavarları arasındaki paralellik göz önüne alındığında anlamlı bir zemine oturur. Mahalle halkı, Halim’den sebep muhatabı oldukları eril şiddet karşısında nasıl ki daha önce Selim hakkındaki yalana tutunma istekliliği gösterdiyse, damlarda dolaşarak dehşet saçan, kabadayı formundaki bu canavara inanma yönünde de o denli aceleci davranır. Hâl böyle olunca Kasımpaşa Canavarı, Halim’in şiddetini ondan daha kudretli görünen bir başka kabadayı vasıtasıyla savuşturma gayretinin bir tezahürü hâlini alır. Canavar belki mevcut bir iktidara tepki olarak ortaya çıkar fakat bir dayanışma ya da meydan okuma barındırmadığından, bunun mahalleliyi özgürleştirecek bir tarafı yoktur. Kaldı ki Halim’in mahalleli üzerindeki etkisinin ne kadarının kendisinden kaynaklandığı, ne kadarının kendi kahraman ve canavar anlatılarını kurgulamaya epey hevesli olduğu anlaşılan mahalle sakinlerince ona atfedildiği hususunu da ayrıca düşünmek gerekir.
Öte yandan canavar efsanesine pabuç bırakmayan tek kişinin Halim olması da onun, iktidarını muhafaza etmedeki gayretiyle ilişkilendirilebilir. Başlarda Selim’in mahalleye taşınmasıyla iktidarı ilk darbeyi alan Halim, Selim karşısındaki gücünü kanıtlayarak o sınavdan muzaffer ayrılmıştır fakat hemen akabinde patlak veren canavar efsanesi bu kez Halim’in iktidarını muğlak bir varlıkla karşı karşıya bırakır. Bu söylentiye cevaben durmadan “Kedidir kedi” diye sayıklaması, mahalleliden çok kendisini ikna etme çabası gibidir. Nitekim başlarda bu söylenti karşısında alaycı bir tutum sergilerken, tavrı zamanla daha öfkeli ve tehditkâr bir tona ulaşır. Mahallelinin, işi “canavar avına” kadar götürdüğü galeyan aşamasında artık Halim, canavardan dem vurmayı yasaklayacak ve bu yasağını tehditlerle güvenceye alacak noktaya gelmiştir. Mahalleli ise Halim karşısında sergileyemediği dayanışma ve meydan okumayı bu namevcut canavar karşısında sergiler. Mahalleli, Halim’e rağmen bir araya gelip sözde canavara karşı seferberlik ilan eder ve beraberce onu yakalamaya çabalar. Belki de mevcut zorbaları karşısında gösteremedikleri iradeyi bu sembolik mücadele üzerinden göstermeyi denerler; lakin sembolik bir başkaldırı, gerçek bir muktedir karşısında başarıya ulaşamaz ve Halim, muhatabı baştan hatalı belirlenen bu canavar avından da iktidarı yara almadan sıyrılır.
Mevcut olan ile olmayandan bahsetmişken, Aslan Bacanak’ta namevcutun mevcudiyet kazanmasının, bir nevi, var olmayanın buradalığının, muzip bir tarafı olduğunu iddia etmeden geçmeyeyim. Şayet filmin adının ardında bilmediğim bir hikâye yoksa (ki varsa da ortaya çıkan sonuç bakımından bunun ne derece önem taşıdığı tartışılır), filmde yokların varlığının bir bakıma birbirlerini aynaladığını söylemek mümkün görünüyor. “Bacanak”, hele de “Aslan Bacanak” diye hitap edilebilecek kimsenin bulunmadığı Aslan Bacanak filminde (ki “bacanak” ifadesini akrabalık kurumundan ayrı düşünüp dostane bir hitap biçimi olarak ele alsak dahi filmde kime karşılık geldiğini ve neden bu hitabın seçildiğini saptamak çok güç), var olmadığı baştan beri aşikâr bir canavarın mahalle sakinlerince hikâye edilişini izleriz. Hem de bu hikâyenin hem doğuşuna hem de doğruluğunun sorgulanmasına kapı açan tek kişinin, külhani mizacıyla alay edercesine Halim diye adlandırılmasındaki ironi, filmdeki yok-kişiler ile yok-vasıflar arasında manidar bir paralellik yakalanmasına olanak sağlar. Dolayısıyla, nobran bir karakterin ortaya çıkışını “Halim abi geliyor!” feryadıyla duyurmanın yarattığı tezatla mahallelinin dizlerinin bağını çözen “canavar”ın esasen Selim gibi nahif mizaçlı biri oluşundaki espri, filmin adındaki yok-bacanakla bize daha baştan duyurulmuş olur. Bu noktada, peyda olmanın kendisi kadar bu paralelliklerin ne kadarının kasıt barındırdığı da bir teferruat hâlini alır.
{fold içindeki imge: Aslan Bacanak’tan bir kare üstüne çizim, Damla Karadeniz izniyle}1. Jean-Jacques Courtine, “Gayri İnsani Beden”, Bedenin Tarihi, 1. Cilt (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2008).
2. Aaahh Belinda (Atıf Yılmaz, 1986) filminde, Güzin Özipek tarafından canlandırılan babaanne karakterinin, uslu durup uyusunlar diye torunlarını korkutmak amacıyla söylediği tekerleme/şarkı/ninni.
3. Jeffrey Jerome Cohen, “Monster Culture (Seven Theses)”, Monster Theory: Reading Culture (Minneapolis: University of Minnesota, 1996).
4. Cohen, age.
5. Filmdeki yan rollere hayat veren birbirinden kıymetli oyuncuların adlarını burada tek tek zikretmek ne yazık ki mümkün görünmediğinden, bu dev oyuncuların kapsamlı bilgisine filmin künyesi incelenerek ulaşılabilir.
6. Courtine, age.