Bu öyle bir şey değil, hiç yanlışlara sapma.
Bu, sadece paranoya; kimsenin birbirine güvenemediği üzgün bir toplumun derin paranoyası. Üç öğün suni gündemle obezleşmiş, yasını tutmakta, yıldıza da çıksa bakamıyor bataklığa; üstümüzden temizleyemiyoruz bataklığı, ufka yansıyor.
Belki on yıl önceydi; Adalet Heykeli’nin altındaki karanlık koridordan inkârcı bir varoluşa geçerken kim vardı? Bana “İşlerin ciddiyetini anlamıyorsun” diyorlar; onlu yaşlarımda ustanın mapusluk anılarını dinlerken de anlamazdım. O gün bugün ömür geçip gitti; acı topraktan fışkırıp suyumuza yemeğimize karışır oldu. Yıl 2025. İşte böyle.
Ne zaman güzel bir şey olacak sanıversek heves kursakta; radyo kendiliğinden açılıyor. Hatay mı burası? Sus, sus, ört üstünü o mevzunun; geçmiş trendleri yüreği dağlayan dertler dağına bırakıver usulca ve yanımıza yaklaş, gel, tvit-mvit atalım.
Dört bir yanımda suç kokusuyla efsunlanan gencecik insanlar. Çadırların batırıldığı karanlıktan duvarları çatlak benzincilere teyellenen yarım yamalak medeniyet anlatıları. Ve oradan da, oradan da… oradan da akil insanlarla delilerin ittifakında boğuntular, boğuntular.
Bak duruveriyorum tak diye, çünkü mecra fark etmeksizin editörlerim “Ömer başımızı derde sokma” diyor. Ne yapayım, kalemi mi kırayım? İnanmadığım safların bayrak taşıyıcılığına mı meyledeyim. Ne yapayım, söyle? Ben senin bildiğin orta yolculardan değilim. İstibdat da babandır.
Yazmasam olmaz şimdi ama yazınca da olmuyor görüyorsun. Sağcılarla solcuların nefret dalgasında günleri günlere ekliyorum; istesem de onlardan olamıyorum ama dur bir sır vereyim sana: Zaten istemiyorum.
Hangi gün hangi doktorun muayenehanesindeyim? Ayırt edemiyorum ki. Bin yıl öncede miyiz, yüz yıl mı, on mu, bugün mü? Yetemiyorum. İnan yetemiyorum ama sırça pusulayı kırmadım. Emin ol kırık aynada hâlâ çocukluğumun gözleri.
Beni merak etme, ben hâlâ o karanlık koridordaki iyi niyetli ozan namzetiyim. Ne olursun büyümeyi becerememişliğimi hatırlatma. Ben hâlâ, hâlâ…
Tabii, haklısın, hiç fark edilmiyor artık etrafımdaki o bulutsu hayalcilik halesi ama görüyorsun, hâlimiz de ortada. Ne sevgi, ne şefkat, hangi hasleti emanet etmedik çürüyüşün girdabına?
Söyletme bana. Biliyorsun basitlikten tiksiniyorum. Şimdi böyle ironisizce konuşuverdim diye alaya alma hemen. Hâlâ onlardan değilim ve evet hâlâ seninle aynı yolda yürümüyoruz. Sen öfkenle bakıyorsun bana ve ben tüm toplumun bir arada yaşaması gerektiğini haykırmaya mecburum.
Anlayacağın aynı yerdeyiz. Memleketimize üzülüyoruz. Memleket biziz, bunu anlamıyoruz. Basitlikten tiksinmiyorum bu arada. Her şeyin bu kadar basit olmasını hazmedemiyorum. Her şey bu kadar basit ama bir adım bile yaklaşamıyoruz, ne çözüme, ne anlayışa, ne birbirimize.
“Aferin len, doğru söyledin!” mi diyorsun. Saçma saçma konuşma; bu haklılık çölünde konunun ne zaman doğru ile alakası oldu ki? Delirtme lan adamı!
