Ne yapayım, söyle? »
Yazmak mı?
Dünyaya baktığımızda görülen şu ki çizgi roman kabuğunu yırttı, küçümsenen konumunu geride bırakarak filmlerle dizilerin temel içerik sağlayıcısına dönüştü. Bu süreçte hem özdeğeriyle takdir edilir oldu hem de sağladığı ifade özgürlüğüyle farklı sanatlardan isimler için cazibe merkezi hâline geldi.
Memlekette karikatürcülükle iç içe gelişirken biraz gölgede kalmış olsa da yeni nesiller çizgi romanı kendi yörüngesine taşımaya başladı. Çocukluktan beri kıyısında dolandığım çizgi romancılık ortamı halen tam anlamıyla yek vücutlaşamadı fakat yurtdışına süperstar çizerler ihraç eder konuma geldi.
Ali Çetinkaya’yla ürettiğimiz süper kahraman çizgi romanı Korku: Pandemi henüz yayınevi bulamamış olsa da basılı hâlde sunulan yerli albümler hız kesmiyor. En yenilerden biri Öner Tavtay ile Bora Arslanbulut güç birliğinden doğan Gerçeklik Düğümü.
Dil engelini aşmayı başararak küresel çapta bir çizgi roman yazarı çıkarabilirsek sektörü sonraki aşamaya taşıyabileceğimizi düşünüyorum. “Öner Tavtay bu işe talip mi?” diye merak ettim ve yazarın kapısını çaldım.
Yurtdışında çizgi romancılık genelde bir ekip işi fakat ülkemizde daha çok tek kişilik bir şov gibi vuku buluyor. Bu anlamda görselleştirmeyi yapabilen kişilerin yazarlığı da üstlendiği bir ortamdayız. Siz ise salt çizgi roman yazarısınız. Çizgi roman yazarlığının ayrışması neden önemli sizce? Çizgi roman yazarı, çizemeyen biri olarak, çizerlerde olmayan ne katmayı vaat eder çizgi romancılığa?
Çizgi romancılığımızdaki en büyük yanlışlardan biri, çizgi romanın edebi boyutunun es geçilmesi. Özellikle de karikatür kökenli üreticilerin bu durumu idealmiş gibi yeni nesle aktarması en büyük sorun diye düşünüyorum. Bu söylediklerimden esas alanı çizerlik olan biri iyi hikâye anlatamaz gibi anlam çıkmasın ama ülkemiz çizerlerinde edebiyat bilgisi çok zayıf; bu yüzden birçok yerli eserin yurtdışındakine oranla düşük kalitede kaldığına inanıyorum.
Çizgi romanı sadece çizgi roman okuyarak yazabileceğini düşünmek temeldeki sorunu ortaya koyuyor. Dünya çapındaki en önemli çizgi roman yazarlarını düşünürsek çoğunun edebiyat temeli var. Bu yüzden kendi çizgi roman yazarlarımızı yetiştirmemiz gerekiyor ve bu kişilerin edebiyattan ciddi anlamda beslenmeye ihtiyacı var. Dolayısıyla çizgi roman yazarının anlatım açısından katabileceği çok şey varken ne yazık ki ülkemizdeki eserlerde bunları yeterince göremiyoruz. Ben de artık yazar/çizerin tek kişi olma sürecinin bitmesi gerektiğini ve insanların ikili şekilde çalışması gerektiğine inanıyorum ki sektörümüz yeterince gelişsin.
Çizgi roman yazarlığını edebiyatın neresinde görüyorsunuz? Tüm hikâye anlatıcılıkları edebiyattan mı türer yoksa “edebi” denene dokunmadan da çizgi roman yazarlığı yapılabilir mi? Edebiyatın çizgi romanla ilişkisi vazgeçilemez midir yoksa göz ardı edilebilecek seviyede mi?
Elbette edebi dil kullanmadan da güzel çizgi roman yapmak mümkündür, bu konuda başarılı olmuş yazarlar da mevcuttur, fakat yaptığı işte sürekli kendini geliştirmeyi düşünen bir yazarın edebiyattan beslenme ihtiyacı mutlaktır.
Çizgi roman edebiyattaki gibi uzun, süslü cümleler kullanmaya imkân tanımaz ama bunları kısa ve vurucu şekle çevirmeyi ancak oradan öğrenebiliriz. Ben aralarındaki ilişkinin vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum; en kaliteli eserleri yazan kişilerin mutlaka edebiyat bağı bulunuyor.
Son yıllarda çizgi roman uyarlaması dizi ve filmler sürekli çoğalıyor. Bunlar içinde çok bilindik gişe canavarı işler olduğu kadar az okunan, bağımsız çizgi romanlardan türetilmişler de var. Sizce çizgi romanın sinema için bir çeşit özgün hikâye deposuna dönme sebebi nedir? Ülkemizde de böyle bir trend başlayacağını düşünür müsünüz?
Ülkemizde böyle bir trend başlayacağını sanmıyorum: Biz her zaman “önce en düşük bütçe” dediğimiz için kolay kolay kimse elini taşın altına koymayacaktır.
Amerikan sinema sektörünü düşündüğümüzde ise bu gelişme çok doğal. Hızlı tüketim çağında o kadar çok film çekmek zorundalar ki senaryo kıtlığı yaşanması şaşırtıcı değil. Böyle durumlarda çizgi roman gibi eserlere sarılmaları gayet olağan.
Yalnız Hollywood hikâye anlatımı çizgi romana göre zayıf kalıyor. Yapımcılarla senaristlerin ana materyali okumamaları, okusalar da bağlı kalmak yerine kendilerini gösterme çabasına girmeleri, uyarlamaların yeterince başarılı aktarılamamasıyla sonuçlanıyor.
Bununla birlikte tam tersi durumlara da rastlanıyor. Captain America: The Winter Soldier’da da Infinity War I ve II’de de çizgi romandan daha güçlü hikâyeler gördük. Özellikle Infinity War filmlerinde Thanos’a verilen motivasyon çizgi romandakinden çok daha güçlüydü.
Çizgi roman yazarlığı dendiğinde esasında sanatçılar tarafından görselleştirilecek bir senaryo üretiyorsunuz ki burada temel nokta yazılanın görselleştirilebilme niteliğine sahip olması. Burada konu yine sinema patikasından geçiyor elbet. Yazdıklarınızı en görsel hâle getirirken nasıl bir düşünce haritası kullanıyorsunuz, nelere dikkat ediyorsunuz?
Yazacağım sahneyi tıpkı bir film/dizi sahnesi gibi kafamda oynatıyorum, o sahneyi olabilecek en iyi karelerde durduruyorum ve bu kareleri panele çevirmeye çalışıyorum.
Özellikle açılara ve mimiklere önem veriyorum. Eğer mimik gösteremeyeceksem paneldeki açının önemi daha da artıyor, çünkü panelde mutlaka bir odak noktasının bulunması gerekiyor. Benim gözümde her panel bir çeşit ipucu barındırıyor.
Kendinizi çizgi roman yazarı olarak yetiştirmenizde kilit önemde sayabileceğiniz yazar, çizgi roman yazarı ya da senaristlerden bahsetmenizi istesem, kısa kısa detaylandırarak kimleri söylersiniz?
Özellikle bu işin zirvesinde gördüğüm çizgi roman yazarlarından bahsetmek isterim. Çizgi roman yazarı olmak için en anlamlı yolun bu anlatım biçimini en iyi anlamış olanları incelemek olduğunu düşünüyorum. Elbette bu isimlerin de kimisi modern zamana uyum sağlayabildi, kimisi sağlayamadı.
Ustalardan Alan Moore, 2000 sonrası anlatım tarzına uyum sağlayamadı diyemiyorum, muhtemelen sağlamak istemedi. Daha metot bir yazar olduğu için tarzından ödün vermedi. Warren Ellis ise uyum sağlayabildi. Alan Moore’da daha çok işin edebiyatını öğrenirken, Warren Ellis’te hikâyenin hem eski hem de modern usulde nasıl anlatıldığını öğrendim. Ellis’in hikâyeye göre değişen bir anlatım tarzı var ve bunu yakalayınca ciddi anlamda kolay kavrama şansınız bulunuyor.
Daha yakın zaman isimlerden Rick Remender ve Jeff Lemire örneklerini verebilirim. Rick Remender özellikle monolog anlatımlarında çok başarılı. Müzik göndermelerini sıklıkla kullanması da ekstra hoşuma gidiyor. Jeff Lemire ise duygu yoğunluğuna çok iyi odaklanan bir yazar. Dramayı, sulandırmadan ve ajitasyona çekmeden, en iyi yansıtabilen modern çizgi roman yazarlarının başında geliyor.
Gerçeklik Düğümü isimli çizgi roman albümünüz geçen yıl Marmara Çizgi yayınevinden çıktı. Bu albümde görselleştirmeyi Bora Arslanbulut üstleniyordu. Senaryonuz göreceli ve katmanlı kurgusuyla öne çıkarken Bora Arslanbulut da dinamik kadrajları ve güçlü etkiyi kaybetmeden denediği farklı mizanpaj yaklaşımıyla stilinden bahsettirmişti. Hem Gerçeklik Düğümü’nü hem Bora Arslanbulut’la çalışma sürecini nasıl anlatırsınız?
Gerçeklik Düğümü’nün gelişme süreci Bora Arslanbulut’la beraber oldu, çünkü ben bölüm bölüm yazdıkça Bora’yla konuştuk. İkimiz de karmaşık hikâyeleri sevdiğimiz için Gerçeklik Düğümü’nü adeta düğümlere boğdum. Açıkçası son bölümde her şeyi toparlamaya çalışmak zor olduğu kadar keyifliydi.
Bora’nın eklediği gizli detaylarla hikâye iyiden iyiye bir görsel bulmaca hâlini aldı. Yayıneviyle baştan anlaşmanın verdiği rahatlık, sürecin son kısmındaki gerginliği erkenden sona erdirdi ve ortaya ikimizin de çok memnun kaldığı bir çizgi roman çıktı.
Dünyada çizgi romanın hâli nasıl görünüyor, memlekette çizgi romanın hâli nasıl görünüyor; ne dersiniz?
Dünyada çizgi roman derken bölgesel bazda düşünmek lazım.
Amerika’dan bahsedelim: Süper kahraman kültürü belli yaş grubu üstü için ölmüş durumda. Sektördeki en büyük iki firmadan Marvel tamamen genç kitleye yöneldi, DC ise kendini Batman ve Superman karakterleri üstünden çevirmeye çalışıyor. Marvel ile DC’deki şartlar, özellikle de editöryel zorunluluklar sebebiyle pek çok iyi yazar bu iki yayınevinde çalışmaya eskisi kadar istekli değil. Bence Amerikan sektörü için en kötü şey DC’nin daha bağımsız ve özgün çizgideki yan yayın kuruluşu Vertigo’nun ipini çekmesi oldu. Ciddi anlamda kalite kaybı yaşadılar ve yerine kurdukları Black Label, Vertigo’nun tırnağı kadar dahi etki yapamadı. Image, Dark Horse, Boom ve benzeri daha bağımsız yayınevleri ise kaliteli işler çıkarmaya devam ediyor.
Avrupa hakkında çok şey diyemem ama Avrupa çizgi romanında düşüş yaşandığını düşünmüyorum. Hikâye anlatımında seviyeyi sürekli yukarı çekmeyi başarıyorlar.
Uzakdoğu’ya gelince: Kore, Webtoon’la, Japonya da manga kültürüyle üretim konusunda altın çağını yaşıyor. Belki mangalar eski kaliteden uzaklar ama inanılmaz bir satış grafiğine sahip olduklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Hızlı tüketim kültüründen en iyi faydalananlar kanımca Uzakdoğulular.
Türkiye için ise durum pek parlak değil. Ekonomik sıkıntıların ortaya çıkardığı psikolojik sorunlar insanları okumaktan iyice uzaklaştırıyor. Çizgi roman fiyatlarındaki artış sektörün gelişmesine ket vuruyor, dijitalden okumayı sevmeyenler okumaktan tamamen mahrum kalıyor. Konvansiyonel araçlarla çalışan çizerlerin artan maliyetler nedeniyle dijitale zorunlu kalması da başka bir problem. Ne yazık ki ülkemizde hem üretenler hem de okurlar acı çekmekte ve bu durum en az on sene daha sürecek gibi görünüyor.
Özellikle Avrupa çizgi romanı ile Amerika çizgi romanı arasında ciddi bir ekol farkından söz edilir. Siz bu ekolleri nasıl tanımlarsınız? Memleket çizgi romancılığının bu ekollerle ilişkisini nasıl görürsünüz?
Ben hikâye anlatımı konusunda Amerikan ekolünün takipçisiyim fakat Amerikan ekolü insanların düşündüğü gibi sadece Marvel ve DC ile sınırlı değil. Amerikan çizgi romanını standart süper kahraman hikâye anlatımıyla eşleştirerek küçük görüyorlar, oysa Amerikan bağımsız çizgi romanını da hesaba katmalılar. Bağımsız akımdan, daha konu odaklı, daha hızlı, daha geniş hikâye anlatımları öğrenmek mümkün.
Avrupa’daki ekoller de öğretici: Özellikle Frankofon ekol durağan hikâye anlatımlarımda mükemmel örnekler çıkartıyor. Ülkemizdeki çizgi roman daha çok Frankofon kültürle bağdaşıyor gibi gözüküyor ama ben anlatım açısından o seviyede bir kalite göremiyorum. Edebi açıdan çizgi roman camiamız çok eksik durumda; o yoğun ve güçlü anlatımı çok az eserde görebiliyorum. Bence ülkemizdeki eserler Fumetti’ye daha yakın bir anlatım ekolünde.
Çizgi roman tarihimiz sizin için nasıl bir yolculuk? Memleket çizgi romancılığını bugünlere taşıyan hangi isimler (yazar, çizer, yayınevi) ve eserlerden bahis açmadan olmaz? Yeni isimlerle geleceği parlak mı?
Memleket çizgi romancılığını ileri taşımayı başaran çok fazla sanatçı olduğunu düşünmüyorum, özellikle de işin yazarlık boyutunda bahsedebileceğimiz isimler az.
Benim için yazarlık kısmında en öne çıkan kişi Levent Cantek’tir. Hakan Tacal’ı da bu kategoriye ekleyebilirim, çizerliğinin yanında hikâye anlatıcılığı da çok başarılı. Devrim Kunter de hikâye anlatımı konusunda ülkedeki seviyeyi yukarı taşıyan yazar/çizerlerden.
Salt çizer kısmında ise Mahmud Asrar, Yıldıray Çınar, Sümeyye Kesgin, Berat Pekmezci ve Tolga Hırsova en başta aklıma gelen isimler. Hikâye anlatımı konusunda Tolga Hırsova’dan çok şey öğrendim, bunu da eklemek isterim.
Ülkemizdeki çizgi romancılık şu an üretim yapan harika yazar ve çizerlerle gelişmeye çok müsait: Yazarlık kısmında özellikle Yiğit/Yigilante Kocagöz’ü söylemek istiyorum. İnanılmaz donanımlı bir isim ve bence sektöre verebileceği harika hikâyeler var. Bir yerden sonra yılmazsa ve kendini geliştirmekten vazgeçmezse Kamil Lofçalı’yı da yazarlıkta ciddi bir potansiyel olarak görüyorum.
Yazar/çizer kısmında Orhan Umut Gökçek inanılmaz potansiyel vaat ediyor, bunu Tuş eseriyle ciddi anlamda hissettirdi. Ege Avcı kesinlikle sektörü ileri taşıyacak kişilerden. Eseri yeni çıkmasına rağmen iddialı işler yapacağına inandığım diğer bir isim de Oytun Yılmaz. Erişcan Türk de Ruhsuz’daki hikâye anlatıcılığıyla bu işi tek başına yapabileceğini bizlere kanıtladı, çizimlerinin güzelliği yanında hikâye anlatıcılığındaki başarısı da göz ardı edilemez. Muzaffer Gümüşsu’nun ilk uzun metrajlı işini görmek için sabırsızlanıyorum, bu donanıma kesinlikle sahip.
Genç çizer kategorisi de yüklü, aklıma gelenleri söyleyeyim; şu an aklıma gelmeyen herkesten özür diliyorum: Deniz Ozan Coşkun, İlker Gazioğlu, Alper Geçgel, Faruk Cabadağ, Yarkın Sakarya, Ozan Bilaloğlu, Yağmur Saylan ve Göktuğ Özgül. Bizleri şaşırtacak farklı isimlerin yolda olduğuna da eminim.
Yerli eser basan yayınevi çok yok açıkçası: Marmara Çizgi, Baobab, Arkabahçe, Karakarga, Flaneur ve Presstij dışında pek göremiyorum.
Gelecek demişken Öner Tavtay buradan nereye gidecek? Bora Arslanbulut ile yeni bir proje var mı? Genel anlamda önümüzdeki yıllarda nasıl bir üretim rotası hayal ediyorsunuz?
“Öner Tavtay nereye gidecek?” sorusuna dair her şey bulanık ama hedefim kesinlikle Amerikan çizgi roman piyasasına atılmak. Hedeflediğim çizgi roman firmaları Marvel ya da DC’den ziyade Image, Boom ve Dark Horse. Bundan sonraki projelerimin kimisini yerli piyasaya, kimisini de İngilizce piyasaya hazırlayacağım.
Bora Arslanbulut’la bir one-shot üretiyoruz ama hayalini kurduğumuz antoloji benzeri bir proje de var. Bora’yla uzun yıllar çalışmak isterim çünkü kafamız çok iyi uyuşuyor.
Yazma konusunda şu ara yaşadığım sıkıntıları aşabilirsem önümüzdeki bir iki sene çok yoğun geçecek ve alandaki geleceğimi belirleyecek. Niyetim ise hep aynı: Kendi hikâyelerimi üreterek birkaç eserle dünya çizgi roman piyasasında iz bırakabilmek.
Röportaj için teşekkürler.
Bu harika sorular için ben çok teşekkür ediyorum. Herkesle yeni eserlerde buluşmak dileğiyle!
{tüm fotoğraflar ve Gerçeklik Düğümü detayları Öner Tavtay izniyle}