fotoğraf: Ömer Altan
Salyangoz

“Her şey harika olacak” derken kabuğunda küçük dere yatakları akıyormuşçasına ışıklar dolanıyordu.

“Her şey mi?” diye sordu genç adam altın sarısı kâküllerini üfleyip. Nefesinde kar havasının şekilleri akıyordu.

“Her şey ama her şey” diye fısıldadı yağmur renkli salyangoz. “Derdi olanı yanındaki gözetecek. Fikir ayrılıkları nezakete dökülecek. Tüm canlılara özen gösterilecek. Her şey harika olacak” der gibi kıpırdattı dört anteninden üstteki büyücek çifti.

Salyangoz ile genç adam sokağın köşesine sıkışmış, hafriyat kamyonlarının geçmesini bekliyordu. Sağanakla titreyen saçakları seyrediyor, gökyüzünü delip geçen kış mızraklarından korunmak için birbirlerine yaklaşıyorlardı.

“Sizler böylesi iklim koşullarında beliriyor, aceleyle uçtan uca yerküreyi kat ediyorsunuz. Biz insanlar da sizler gibiyiz. Öylece doğduğumuz ömürde zorluklardan zorunluklara sürüklenerek heba oluyor, o telaşla da sizleri eziyoruz” dedi genç adam. Acı seslerle kırılan milyonlarca kabuğun içinden yaşam sıvısı akıyordu sanki. Gökyüzü öfkelenmişti.

“Bizi çiğnediğiniz gibi, kurduğunuz kurumlar da sizin posanızı çıkarıyor” dedi salyangoz.

Şehrin dar yolları devasa araçların namümkün manevralarıyla sarsılırken uçuk kırmızı montunu sımsıkı fermuarlamış genç adam da salyangoz da titreye titreye ilerliyordu. Canlılığın boy atmasını, coşup taşmasını engelleyen bir kuraklık örtüsü kaplamıştı şehir habitatını. Gölgeler köşelerde ölmeye yatıyordu.

“İlkelin vahşetine dönmemek için tek şansınız böylesi dar gömleklere hapsolmak mı? Bunu düşünmelisin” dedi salyangoz. Seri yağmur damlaları şehrin can ayıklayan gürültülerini soğuk beyaza boğmaktaydı. “Düşünmelisin” dedi salyangozcuk, “çünkü her an ele geçirilebilir varoluşun. Kitlelerin dogmalarında yitiriverirsin biricikliğini.”

Hızla geçen arabalar çamur yağdırdı üzerlerine. Genç adam tökezleyip çöp kutusuna çarptı. Yere yuvarlandı. Kalkmaya çalışırken inşaatlardan arta kalan bir demire takıldı montu. Salyangoz çamur kaplı bedenini silkelerken, genç adamın montu yırtılmaya devam ediyordu.

“Her şey, her şey harika olacak” dedi salyangoz gecenin zifirinde parıldayan antenlerini sallayarak.

“Donuyorum” dedi genç adam. Mora çalan dudakları titriyordu. Gece ayazı olduğu yerde mahpus kılmıştı tüm yaşamları. İlerleme şansı yakalayamadan her şey ittirildiği dip noktada çürümeye yatmıştı. Genç adam yutkundu. Olduğu yere çöktü. Belki de boğuluyordu soğuktan. Sakladığı sırlarla birlikte buz mavisine çalarak yitip gidecekti belki de. Neden ve nasıl bilemeden. Nefes almaya çabalarken kaybolacaktı.

Salyangoz izliyordu. Doğumların ölümlerin içinden geçtiği sonsuz kütlede birbirlerine kilitlenmişlerdi. Karanlığı kesen ak noktalarla perdeleniyordu genç adamın gözleri. İnsan karındanbacaklıya, karındanbacaklı insana bakıyordu. Aradaki mesafe varoluşun uzaklığında büyürken rüzgâr fısıltıları sürüklüyordu. Temenniler tehditlere karışmaktaydı, iyi dilekler çaresizliklere.

“Haydi kalk” dedi salyangoz. Genç adamın yanından geçip kaldırımların içine doğru hücum ediverdi. Şehrin unutulmuş mıntıkalarına, yüz binlerce türdeşinin okyanuslaştığı rutubetli derinliklere süzülüyordu.

Genç adam hamle etti ama kalkamadı yerden. Bakakaldı yeraltına çekiliveren salyangozun arkasından. Kafasının içi allak bulaktı. Kelimelerin neyi işaret ettiğini unutuyordu artık. Soğuk öylesine gerçekti ki, buradaydı ve düşünmek zul geliyordu şimdi. Kalbe zar zor pompalanan kan, düşüncelerin oluşmasına imkân tanımıyordu. Gerek yoktu bir başka cümleye. Kapanmaya başlayan gözler gecenin ebediyetini getirmek üzereydi.

Aşağıda salyangozlar minüskül bedenleriyle bitmeyen eziyetin etkisini dengelemeye çabalıyor. Yukarıda insanlar habersiz, tabiatın yüklendiği sıkletten. Yankılar, feryatlar, yankılar, hepsi sonsuz bir sessizlikle zarflanmış, süregeliyor, süregeliyorlar.

“Anladım” dedi genç adam. “İşitiyor musun? Anladım, an-laaa-dım.” Sokaklarda, binalarda, duvarlarda dolanan çağrılar. “Buradayım. İşitiyor musun? Kalkacağım ayağa.” Yanıt yok. Genç adam tutuna tutuna çöp kutusuna, ayağa kalkmayı başardı. Silkelendi. “Anladım dedim ya.” Genç bağırdıkça yankısı şehrin ücralarında başkalaştı. Genişlemedi alanlar ve anlamak beklenen coşkuyu saklandığı yerden çıkaramadı.

Salyangozlar sonsuzca çok ve hepsi de hicret hâlinde. Nerelerden nerelere iletiyorlar minik bedenlerini. Ölecekleri bilgisine teğet geçiyorlar, öncesiz ve sonrasız. Her şey harika olacak. Zıtlaşma yok. Sevgi var. Ortak yaşamak. Anlayış. Mütevazı mimiklerle güzelliğe biat. Öyle mi.

“Her şey harika olacak” dedi, kabuğunda küçük dere yatakları akıyorcasına ışık dolanıyordu.

“Her şey” dedi genç adam, gülümseyerek. “Her şey, her şey yoluna girecek, akışın deviniminde temizlenecek.”

Genç adam yalpalaya yalpalaya yürürken cadde ışıkları karanlığa batıyordu. Müstakbel sabahın umutları tan vaktinin buğusunda salamuraya yatırılıyordu. “Biriktiremiyoruz yaşamı. Zamanı çalıyor, çarçur ediyor, yerine rastgele serzenişler bırakıyoruz.”

“Değil mi?” dedi salyangoz. Yan yana ve birlikteydiler. Renkler açılıyordu. Dünya bir gün daha doğuyordu.

“Türün hayallerinden geriye kalan sefilliğin etrafında çemberler çiziyoruz. Sen. Ben. İnsanlar da salyangozlar da. Başka ne bulacağız diye sorarak ikrah ede ede voltalamaktayız kirlilikle yunmuş alanları. Tamamına tanıdıklaşmışız. Aşina devinimin kölesi olmuşuz.”

“Değil mi?” dedi salyangoz. Kıvrımlarından dirilik taşıyordu.

“Hepimize ihanet edip, nükleer canavarlığın kenarına kālo'smi lokakṣayakṛtpravṛddho lokānsamāhartumiha pravṛttaḥ cümlesini iliştirdiler. Dayanamıyorum. Daya-na-mıyorum.” Genç adam sarsak sarsak sallanmaya başladı. Soğuk artıyor muydu? Azalıyor muydu? Her canlı kendince hissediyordu bunu. Tek bir yaşam fakat milyarlarca deneyim vardı.

“Ölüme dönüştüm, dünyaların yok edicisine” dedi salyangoz. “Sanırım böyleydi tercümesi. İnsanlar.”

“Her şey mi?” diye sordu genç adam.

“Sanırım” dedi salyangoz, bejimsi çizgilerle çevrelenmiş vücudu sele karışacak kırıntı demeti gibi eğilip bükülürken.

“Sanırım buydu büyük yanlış. Cehaleti gülünçleştirmenin doğru bir iletişim penceresi sunacağını varsaymak. Bu tamamıyla geçersiz. Kimse duymak istemiyor. Acı yokmuş gibi yapmak istiyorlar. Bunun istisnası yok. Umut dolu günler geliyormuş. Gelirse o da hızla akıverecek ve kimse yanaşmayacak dinlemeye. Taşını taşı. Döngünün özündeki gizi ele geçir. Taze sulanmış çimen kokusunda uzat akşamüstlerini. Yitmekte olduğunu unutma. Saldırganlaşacak bir sokak köpeğini kaç adım önceden kestirebilirsin? Kafa yor buna. Ne zaman muntazamdı ki şimdi olsun.”

Kim konuşuyordu? Yutkundu. Kim susuyordu? Bekledi. Kim anlamıştı? Kim çabalıyordu? Kim kabullenmişti? Güneş açtı.

Salyangozun yavaştan da yavaş kımıldanmalarla yolun karşısına geçmeye çalıştığını fark etti genç adam. Ses havada yankılanmaktaydı. “Bir gün hepimiz birlikte mutlu yaşayacağız.”

Arabalar katediyordu yolu. Hayvancık devam etti. Çitlerin altından görünen yeşilliğe ulaşmak ister gibi sümüksü bedeni tabiattaki yaşama çekiliyordu. Ağır ağır ilerleyen salyangozun devinimini seyretmek zamanın duruşuna şahit olmaya benziyordu. Durağan bir karede tüm varoluş donmuş gibiydi. O kadar yavaştı ki ilerleyiş... Yokmuşçasına yavaştı. Yine de devam ediyordu. Mesafe azalıyordu.

O tek lahzaya sabitlenmişlerdi. Salyangoz ve insan. Arkadaşlıkla düğümlenmişlerdi. Gezegen ile yaşam bağlıyordu yüreklerini. Milimetrelik hızıyla karanlıkta parlayan çalılığa, çalılıktaki yoğun canlılığa yaklaşan kara yumuşakçasının sebatı mukavim kılıyordu genci, aklına cüretli düşünceler taşıyordu.

Vasıta yolunu geride bırakan salyangoz uzaktı hedefine fakat çok yaklaşmıştı. Bir kımıltı daha. Tekrar. Tekrar. İleri.

Köşeden koşarak döndü çocuklar. Akça pakça yüzleri. Bağıra çağıra koşuşuyorlardı. Anlamadan. Öylesine hareket hâlindeydiler. Kollarını sallaya sallaya durdurulamaz bir çığ gibi akıyorlardı sokaktan. Güle eğlene. Birbirlerine çarpa çarpa koşturuyorlardı.

Bağırmak istedi genç adam. Ses çıkmadı. O parıltılı antenler anlayışla titreşti. Çocuklar fark etmeden geçiverdi altınla karışık bej rengi bilincin üzerinden. Kuvvetli kabuk ayaklar altında çıtır çıtır unufaklaşıverdi. Yeşil sarı yapışkan bir sıvı bulaştı kaldırıma. Çocuklar neşeyle hızlanıyordu. Her şey harika olacak.

Ömer Altan, Pentimento