Bizim kitaplar ya da dergi için matbaaya girerken ya da çıkarken kapıda Ali [Beşikçi] ile karşılaşıyorum. Birimiz çıkıyorduk bence, yoksa ben iş yetiştirme derdinde Ali’ye merhaba bile diyemedim mi? “Bak sana kitap vereyim” gibi bir söz hatırlıyorum. Kendisinin son hâlini merakla beklediğim kitabı mı acaba? Değil! Bu yeni bir kitap: Acaba feed’lerden haberim var mıydı? Ali yazıyı okuyunca hatırlatır bana. Bence biliyordum, ya bir e-posta ya da sosyal medya iletisinden. Hafızam gitgide kötüleşiyor. Sonunda.
The Halcyon Days, Zone, editoryal konsept
ve sayfa düzeni: Ali Beşikçi,
kitap tasarımı: Bülent Erkmen,
88 sayfa, 16,5 × 24 cm, karton kapak,
baskı ve cilt: Ofset Yapımevi
Beyaz karton kapak düz bir karakterle kitabın ne olduğunu açıklıyor, birinci sayfa ise Ali’nin samimi önsözüyle dolu, atlamam mümkün değil, Bülent Erkmen atlamamamı sağlamış iç kapağa o şekilde yerleştirerek. Aslında kitaba neden olan soruyu paylaşan bu yazı, bir şekilde diğer fotoğraflar için de bir araç öneriyor. Bir soru soruyor. İzleyen sayfalarda her “günü” simgeleyen daireler sağ sayfalarda yavaş yavaş doluyor. Her gün bir referansla başlıyor. Parça, albüm ve müzisyenin isminden oluşan bu referansları deşifre etmek için Google’a ihtiyacım var. Belki bu janrları biraz daha sevsem tanıdık olurdu referanslar. Ne önemi var? Hem ben metinleri atlamıyor muydum? Napoli’den bir azizin ceset fotoğrafını, sigara içerken koltuğa serilmiş çıplak bir erkek görüntüsü izliyor, onu da yerde bırakılmış bir tomar fotoğraf. Tomarda renkli minilab baskıları ile el baskıları karışmış bir ailenin hikâyesinden parçalar ahşap zeminde duruyor. Devam eden sayfalar aslında deşifre ve yoruma dair karmaşık bir oyun olarak tanımlanabilir. Fotoğraflar eğilip bükülüp yeni görüntülere dönüşüyor. Suratlara genelde çok zalim davranılıyor. Daha ifadeli oldukları, başkalarından çok konuştukları için mi? Yoksa saklıyorlar mı bu insanları? Peki onlar kim? Acaba birinin elinden çıkmış bir görüntüye mi bakıyorum yoksa bir cevaba mı? Ali bu diyaloğun sessiz tanığı, kulüpte gecenin sonunda insanlar eve gitmeyi reddederken çalmaya devam eden DJ mi? Arada Nitto ve Baioni’nin masasına uğruyor mu? Onlar için bu soruların cevapları daha önemsiz sanırım, hangi görüntüyü kimin ürettiği belli değil, çünkü onlar için önemli değil.
Fotoğraflarla diyalog çok heyecan verici bir mesele. 2004 yılında bir atölyede dil olmayan bir gelecekte birbirimize ikon ve görüntüler göstererek konuşabileceğimizi hayal etmiştik. Sonra akıllı telefon sağ olsun, bunun milyon çeşidinin içinde yaşamaya başladık. Bu arada fotoğraflarla diyalog, bazılarımız için bir oyun oldu. Joan Fontcuberta ona spam gönderen ve Nijerya cumhurbaşkanının yeğeni olduğunu iddia eden dolandırıcılarla sohbet etti, fotoğrafın palavracılığıyla dalga geçti. Yine de fotoğraflarla konuşmak zor, “fotoğraf evrensel dil” değil, ama yine de kabul ediyorum, heyecanlandığımızda büyüyen göz bebeklerimizin diliyle aynı dili konuşuyorlar. Zaten oksimoron da burada: Tüm bu hissiyatı dil üzerinden tanımlamak. Benzeri oyunları sergi ya da belli bir konu etrafında görmek mümkün. Murat Gülsoy’un İstanbul'da Bir Merhamet Haftası da hem oyun hem de yapısal olarak andırıyor The Halcyon Days’i; temel fark Merhamet Haftası’nın kurgusal bir hikâye olmasında.
Kitabı, çözümleme ve yorumlamaya ilişkin bir oyun olarak gördüğümü söylemiştim. Sayfalardaki görüntüler üzerinden iki fotoğrafçı arasındaki bir pinpon maçını çağrıştırsa da emin olun çok daha kompleks bir oyun sizi bekliyor, eğer oynamak isterseniz. Kolay bir oyun değil, cevap için tüm aradıklarınızın bu kitapta olup olmadığı konusunda birçok okurun farklı düşüneceğine eminim. Kitaba birkaç kez baktıktan sonra, bir playlist açıp bir daha bakacak okurları hayal edebiliyorum. Sayfaları eşleştirmeye, imgelerin kaynaklarını anlamaya çalışacak ve tekrarlayıp tekrarlamadıklarını hemen fark edecek olanları da. Bir tarafta başka kitapların altına girip üstüne çıkan kitaba bakan, hemen yanında Instagram’da Isabella Nitto ve Luca Baioni imgelerini scroll edenler de vardır herhalde benim gibi. Ekranda açık sayfalardan birinden Aeolus’un kızının hikâyesini anlamaya çalışıyorum. Kitabın ismini anlamamıştım. Ansiklopedik bilgi bana fırtınadan önceki sessizliği çağrıştırdı, halbuki Ali’nin niyeti ve deyimin anlamı başkaymış. Geçmişteki mutlu günleri düşünüyorum. Keyifli bir acı veriyorlar.
{tüm fotoğraflar: Ali Beşikçi}
