Siyah ince bir kartondan bir kılıfı varmış ama ben ilk karşılaştığımda kitap çıplaktı. Sert kapaktaki siyah beyaz fotoğrafın üzerinden gökkuşağı renkleri yansıyordu. Karanlık içinden çıkacak renkler gibi. Siyah beyaz fotoğraf üzerine klişe bir metaforla, kapağın etkisine haksızlık ediyorum. Ön ve arka kapağa yayılan gökdelenli bir kent manzarası, bu sedefli renkler kitabın ağzında da devam ediyor. Ne fotoğrafçısını ne de türünü tahmin edebildiğim ve merak ettiğim bir kitap. İlk sayfa bir haiku ile açılıyor; ardından bir tereddüt anına, sanki bir açıdan bakıyorum, sıklıkla dik bu fotoğraflar Uzakdoğu’da bir yerlerden olmalı. Japonya mı acaba? Ben Japonya’ya hiç gitmedim ki…
Siyah ince karton kılıf fotoğrafçının ve kitabın ismini taşıyor. Ekin Küçük’ün FAR isimli kitabı 2019’da yayımlanmış. Kelimeleri tutumlu kullanan bir fotoğrafçı Küçük, baştaki haiuku’dan başka kitap üzerine pek bir şey bulmak mümkün değil. Tokyo’nun belli bir yerinde, daha da egzotik ve merak uyandıran bir yerinde değiliz. Sadece belli tip insanlarla da takılmıyoruz. Sokakta anonim olmanın görece daha kolay olduğu çok çok kalabalık bir şehirde, duvarlar ve kokular ve biraz herkesten farklı giyinmiş olanları gösteriyor. Yoğun siyahlar kentin karmaşasının üstünü örtüyor. Takıntım tabii; acaba kimseyle tanışacak mıyız, merak ediyorum. Çok fazla insanla göz göze gelmesek de, ender de olsa kitapta yerini bulmuş karşılaşmaları düşünüyorum. Sokak fotoğrafı diye basitçe bir sepete koyulan bu janrın iyi bir temsilcisi elimdeki… Bu janrın kendisiyle bir alıp veremediği yok, neden olsun ki?
Acaba Tokyo’da ilkbahar mıydı bu fotoğraflar çekilirken? Megapol imgelemlerinin en önemlilerinden Tokyo; bana göre oryantal, beni bir oryantalist durumuna sokan bu şehir ve bu ülke hakkında ne biliyorum ki. Belli isimlerden bildiklerim dışında elimdekiler çok ama çok sınırlı ve bunlardan biri de Daido Moriyama. Moriyama bu janrın en önemli ismi, sınırlarını sonuna kadar ittiren ve özgürleştiren isim. Neden mi? Bresson’un üstü kapalı bir sezgiselcilikle resimden özgürleştirmeye çalıştığı bu alanda belki de kendi teknik ve üslupsal uniformality hırslarını göz ardı etmesinden bahsedebiliriz. Tokyo benim Moriyama’dan, [Eikoh] Hosoe’den bildiğim bir kent. [Patrick] Zachman’ın fotoğraflarında daha az gördüğüm bu his kendini sürekli yeniden üreten bir temsil mi? Nasıl bilebilirim, ben hiç Tokyo’ya gitmedim.
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre
Küçük’le Tokyo’yu gezmek ne demek peki? Beni çok fazla kişiyle tanıştırmıyor, işaret ettiği insanları onunla beraber gizlice takip ediyorum. Ekin ya insanlarla yüzeysel bir şekilde ilgilenmiyor ya da göz göze geldiği kişilerle yaşadığı iletişimi bizden saklamayı tercih ediyor olabilir mi? Sokaklarda görünenden ve bir anlık beliriverenden ötesiyle ilgileniyor mu? (Sana ne, ayrıca bunu buradan nasıl anlayacaksın?) Bazı fotoğraflarda Küçük’ün hayretini mi görüyorum acaba? Ya da olmayan Tokyo deneyimlerim üzerinden kurduğum bu cümlelerle haksızlık mı ediyorum acaba fotoğrafçıya?
Üsluptaki bütünlüğün ön planda olduğu, böylesi kendi içine kapalı projeler hakkında daha önce de yazmıştım. Destination fotoğrafçılığı diyebileceğimiz bu tarz kitaplarıyla dikkat çeken başka bir isim Bahadır Aksan, Dandofil ve Porto isimli kitaplarında fotoğrafların paleti onları bir arada tutarken, kentin havasını da aktarıyor. Silva Bingaz’ın Japonya kitabını da anmamak yanlış olur. Büyük kentten uzakta bir Japonya’ydı Bingaz’ınki, hem belki alışılmış imgelemden uzaklığı hem de Bingaz’ın yeni tanıştıklarına yakınlaşmaktaki cesareti ile Japanese Coast, alıştığımız Japonya değildi. Alıştığım Japonya mı, o kadar fazla manga bile okumuyorum emin olun.
Bir son yargıda bulunmak zor, aslında bir taraftan da kolay. Kendi alanında iyi, yaptığı ile arasına bir mesafe koymayan bir set fotoğrafla insanların birbirine fiziksel olarak çok yakın ama belki de kalabalıktan içsel olarak bir o kadar da uzak olduğu bir coğrafyada dolaşmak keyifli bir deneyim olabilir. Bu deneyimi daha da keyifli yapan bu çekici nesne… Kitabın ‘şekli şemali’ne kendisinin karar verdiğini söyleyen Ekin Küçük’ün Tokyo’da kullanılan neon ışıklarına gönderme yapan holografik kaplama tercihi bu kitabı benzerlerinden ayırıyor. Japonya hakkında sizi şaşırtacak bir kitap değil ama Küçük’le Tokyo’da gezmek hayli keyifli.
{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}