Korkmayın Orhan Bey!
Akkor Ampulleri Unutacağız,
Nasıl Gazlı Lambalar da Unutulduysa

Turuncu, bir gün kargo görevlisi tarafından teslim edildi. Gelme ihtimalinden haberdardım. İçinde bir not, kimin gönderdiğine dair bir işaret arasam da bulamadım. Çobanoğlu’nun New York Subway’ini yazmadan önce gelmiş olsa da senenin son ayına kaldı. Önümüzde yazacak merak ve sıkıntı yaratan kitaplar var.

Hastalıklı bir turuncu bez cilt üzerine gömülmüş tek bir fotoğraf, Orhan Pamuk, Turuncu ve YKY logosu; Steidl versiyonunda aynı yerde Steidl yazıyor olacak. Barkodun üstünde minicik detay: Alman üretimi. Kitabın bana gönderilmesine önayak olan Kevser’e sormuştum, hâlâ balkondan mı diye, gün batımı ve Turuncu ismi bende başka bir çağrışım yapmıştı. Kitabı araladım, birkaç sayfayı çevirdim, ilk cümleyi okudum. Her şey belli. İçimde uyanan yersiz öfkenin adını koymak lazım, kıskançlık, mutluyum ki bu hisleri kabul etmeyi, gerekliyse ifadeye dönüştürmeyi öğrendim. Kitap, kapağı kapalı bir şekilde tezgâhın üstünde durdu bir ay kadar, yazımı yetiştirmem gereken günler matbaada çalıştığım günlere denk geldi. Gözlerim yorgun ve bu çamur gibi görsellere bakarak İstanbul’da gezmek istemiyorum ama bir söz verdim Manifold’a, bilet de ayağıma kadar gelmiş. Bazılarımızın çalışması gerekiyor sevgili Orhan Bey, bazılarımız “bazen” çalışmayı tercih ediyor, bazılarımız ise hafta sonu nedir bilmiyor. Çalışmaya gerek yok. Acaba sizin için bu kitabı üretmek nasıl bir şey? İş mi, yenilik mi?

Orhan Pamuk, Turuncu, 190 sayfa, 17 × 24,5 cm, YKY, 2020, fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre

Orhan Bey, akkor ampullerin ev içi kullanımı Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde 2009 yılında yasaklandı, aslında özel amaçlarla hâlâ üretilebiliyorlar. 2000–3000K arasındaki renk sıcaklıklarını siz turuncu olarak adlandırıyorsunuz demek, sarı diye adlandıranlar da çokçadır. Yeşil ve titreyen ışıklarıyla floresan tüpleri de günümüzde giderek daha az tercih ediliyor. Bunları yeniye doyamayan ama küçük hesaplar peşinde uyanık, çalışkan bir zümrenin tercihi olarak görüyor olabilir misiniz? Peki, 2000’ler Alex Webb fotoğraflarında gördüğümüz yeşil-mor hâkimiyeti niye sizin seçkinizde yok? Floresanların yeşil ışığına beyaz demişsiniz. Turuncu sizden geliyor olmasın biraz da?

Size haksızlık etmek istemem Orhan Bey, akkor ampulleri ben de severdim, floresan tüplerinin yeşil ışığı da bir o kadar zengindi. Şimdi 5500K civarında bir ışıktan bahsediyorsunuz, beyaz sanırım, LED ampullerde sık görülen bir standart, tabii onların da turuncu olanı var. Turuncu ışığın sevenleri az değil yani. Peki sizi korkutan nedir? Tasvir ettiğiniz sokakların tanınmayacak olması mı? O yüzden mi bu fotoğraflar? Şu Canon dijital değil mi Orhan Bey? Ya da bir Leica bahsi geçti, onun da dijital olduğu belli. Beyaz ayarınız nasıl peki Orhan Bey? Otomatikte olmasın? Öğrencilerime hep söylerim “Neyi beyaz gördüğünüz önemli” diye. Bilirsiniz, eminim yaşınız elverir, çünkü eskiden iki tip film kullanırdık gün ışığı ve tungsten diye, akkor ampulleri tungstenle çektiğimizde bembeyaz oluverirlerdi.

Geçen bir yazar arkadaşımla telefonlaşıyorduk Orhan Bey, bir taraftan pandemi üzerine kitabınızı bu garip zamanda yazmanın zorluğundan bahsettik. Bizim için sözlerle boğuşarak geçen bir günün sonunda başkalarıyla konuşmak istediğimizden yakındık, bu dönemde sorumlu bir şekilde evde dururken düşüncenin ifadeye dönüştürmenin acısını başka canlarla buluşarak atıyormuşuz ikimiz de. Siz de çıkıp fotoğraf çekiyormuşsunuz. Güzel, rahatlatıcı bir etkinlik ama o da çok yalnız, özellikle fotoğraflarınıza da yansıyor bu yalnızlık. Kalabalık sokakların ortasından esip geçerken tam anlamıyla bir flanörsünüz, korumalı, mesafeli bir flanör. Fotoğraflarda göstermeyi tercih ettiğiniz bir ilişki yok başkasıyla, onlar sizi uzaktan kesiyor, siz de onları.

Orhan Pamuk, Turuncu

Böylesi fotoğrafları çekerken [Eugène] Atget’den ilham almanıza çok şaşırdım. Atget’nin fotoğrafla spektaküler olmayana getirdiği o ihtişam ya da Paris’in her köşesini belgelerken kafası sizden çok başka bir yerde Orhan Bey. Bu Atget meselesine ben çok takıldım Orhan Bey; Atget’yi çok severim çünkü neden sevdiğimi ifade etmekte hâlâ zorlanırım. Yoksa mesela Ara Güler deseniz, Todd Hido deseniz hadi bağlamınız öyle olsa da Brassaï deseniz bu kadar takılmayacağım. Ama ikinci sayfada adeta bir Change.org kampanyası başlatmak istediğiniz bu konu aslında oldukça mühim Orhan Bey. Belki dikkatinizden kaçmıştır, çok az işi yaşam süresinde yayımlanmıştır. Atget’nin fotoğraflarını neden seviyorum, bu yazıyı yazarken sizin için ifade etmeye çalıştım Orhan Bey. Atget sadece fotoğraf çekmek için fotoğraf çekiyor, sizin ise başka amaçlarınız var Orhan Bey.

Sokaklarımızda kullandığımız çok çok çok daha az elektrik harcayan LED ampullerin –ki çoğu Çin’de üretiliyor– renk gösterme yetenekleri çok düşük, hayatı renksizleştiriyorlar aslında ama bunu basılmış bir fotoğrafta görmek çok zor tabii Orhan Bey. Malum kâğıdın üzerine basılmış olan turuncu Gerhard Bey ile sizin turuncunuz; hepimizin değil.

Son olarak kitabınız bir albümü andırıyor Orhan Bey, fotoğrafları eş boyutlarda yan yana dizmişsiniz. Bu geçen kitabınızda da bir mevcut bir özellikti, bu sefer Alman olduğunu düşündüğüm bir tasarımcı da size yardım etmiş, albüm biraz daha kompleks bir hâle gelmiş, fotoğraf sayısı da artmış. Peki taşlardan, betondan yansıyan o turuncu ışık neden sayfanın kenarlarına sızmıyor? Buradaki yavan ritimden çok daha fazlasına kabilsiniz kurguda, fotoğrafı hakikatle gereğinden fazla ilişkilendirdiğiniz için olabilir mi? Neden bu yarım ansiklopediye bakıyoruz Orhan Bey? Mesela sizin en azından sokakları listelemenizi, bu takıntılı dökümünüze nesnel unsurlar eklemenizi beklerdim ama uğraşmamışsınız adeta. Ampullerin detaylarından uzunca bahsederken size bu fotoğrafları bu şekilde çekmenizi sağlayan diğer teknolojilerden neden bahsetmiyoruz? Çünkü elinizde son model dijital makineyle yitip giden bir rengin peşinde koşarken nostaljinin biraz da hüzünlü bir biçimini bizlere sunuyorsunuz. Hatıralarınızdaki kentin değişmesini istemiyorsunuz. İncelikle bahsettiğiniz köşelerin yavaş yavaş dönüşmesi sizi korkutuyor değil mi? Balkon yalnızlıkla ilgiliydi kanımca, iltihap rengi Turuncu bence ölüm korkunuzla alakalı Orhan Bey, o yüzden köktenci bir şekilde geçmişe tutunmuş bir İstanbul’da, 19. yüzyıl sınırlarının içindeki akşam yürüyüşlerinizi bizimle paylaşmışsınız. Korumanız acaba arkanızdan fotoğraf çekmiş midir? Öyleyse yayıncı olarak ilgileniyorum Orhan Bey.

{fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre}

Ali Taptık, fotoğraf, kitap, Orhan Pamuk, Turuncu