Banu Cennetoğlu, Katalog, 2009, 21 × 28 cm
SATURATED

Izgaralı selofan ile kaplı ince kapaklar kendinden çok daha ince sayfaları tutkallı bir ciltle bir arada tutuyor. Kapakta Banu Cennetoğlu’nun logosu ve altı farklı dilde yazılmış başlıklar var: Kompozisyon, Renk, Varsayım, Pazarlık, Operasyon, Gösteriş, Ayar, Gezinti, Tedbir, Aşk, Nöbet, Marifet, Rol, İstila, Yedek. Sırtında ise “Katalog 2009 Catalog” yazıyor. İç kapağı olmayan bu yayında kapağın arkası boş, elimdeki kopyadaki SATURATED damgasını kendi bastı ve kitabı kapadı, izi birinci sayfaya bulaştı tabii. Kitabı hediye olarak aldığım o an ne kadar sevindiğimi gösteremediğimden eminim. Bu kitabı edindiğimden beri yazmak için doğru zamanı bekliyorum. Nasıl oldu da bu cumartesi sabahına sıkıştı her şey…

Banu Cennetoğlu, Katalog, 2009, fotoğraflar: Onagöre

İlk açmada silme bir fotoğraf var. En sondaki dizine kadar tüm kitap bu şekilde iki sayfaya yayılmış yatay fotoğraflardan oluşuyor. Bir parkta, demir süslemeli bir çitin arkasında bir adamın yüzünü gri flu bir kütle kaplamış, sanki bir kuş. Ancak dizine bakıp da Ankara’dan olduğunu öğrendiğim ikinci fotoğrafın alan derinliğindeki genişlik bana ufak sensörlü bir makineyle çekildiğini hissettiriyor. Kitabın genelini renksizleştiren otomatik beyaz ayarı olabilir mi acaba? Banu ne düşünecek acaba bu teknik okumalarım hakkında? Sağ üst köşelerde bir fihristi andıran renk kodları var. COM12’ye kadar takılmadan ilerledim. Bir araya geleni, kompozisyonu mu arıyorum fotoğraflarda? Yoksa Banu’nun diğer işlerine olan aşinalıktan gelen beklentiyle bir hinlik, görünenin ötesinde, görünmeyen, gizlenen ve ne olduğunu bilmediğim o unsuru mu arıyorum? Yoksa bu fotoğraf bana çocukken yanından geçtiğim bir olay yerini mi çağrıştırıyor? Kitabın köşesini parmağınızla hızlıca çevirdiğinizde gökkuşağı oluşuyor ve bu kısaltmaların kapaktaki kelimelerden olduğunu anlamak mümkün. Fotoğraflardan başka, kitabın başından sonuna alabildiğimiz tek diğer veri bu kelimeler. İlginçtir ki, sona geldiğimizde, çivit beyaz sayfalarda kapaktaki kelimelerin altında listelenen ise genelde sadece “yerler”, Cennetoğlu bu fotoğrafları ne zaman çekmişti acaba?

Banu Cennetoğlu, Katalog, 2009, fotoğraflar: Onagöre

İlk “kategori” Kompozisyon; dizinden kopya çekmemeye karar verdim. Bu kategoride yapılı çevrenin fotoğrafla tek düzlemleştirilmiş katmanları arasında birtakım insanlar var. 32 fotoğraflık bu “kategori”yi, Operasyon kategorisi izliyor. Burada sadece aynı mekândan dört fotoğraf var. Mekâna ait olmayan mobilyalar ve işlevi anlaşılmayan, malzemesinden ister istemez anıtsal duran mermer bir platform. Tedbir sıradaki kategori, boş mekânlardaki malzemeler ve düzen, bazen Doğu Avrupa’yı bazen de devlet kurumlarını çağrıştırıyor. Mekânların içinde gizlenen insanlara da denk geliyorum arada. Sürekli bir hikâye arıyorum. Kendime bir nevi mail order catalog’a baktığımı hatırlatmam lazım.

Katalog 2009’da Venedik Bienali’nde Başak Şenova’nın küratörlüğünde Lapses [zaman sıçramaları?] başlığıyla Arsenale’de bir konteynerde sunulan Türkiye Pavyonu’ndaki iki işten biriydi. Banu Cennetoğlu, Babylon Lounge’daki tanıtımda ziyaretçilerin Katalog’dan seçeceği fotoğraflara indirme formunu doldurarak nasıl sahip olabileceklerine değinmişti. Sınırlı edisyonlarla fotoğraf sattığımız bir dönemde bunun demokratikleştirici bir hamle olduğu düşünülebilir. Bedava fotoğrafa kim hayır der? Peki mesela ben neden evet derdim? O sene Venedik’e gidebilseydim hangi fotoğrafları seçmiş olurdum? Onları bastırır mıydım? Çerçeveletir miydim? CAU001 bunlardan biri olabilir. COM12’nin beni neden durduğunu anlamak için onunla daha çok vakit geçirmek nasıl olurdu? Gösteriş kategorisinden hangisini seçerdim?

Banu Cennetoğlu, Katalog, 2009, fotoğraflar: Onagöre

Renk kategorisi 12 fotoğraftan oluşuyor. Işık çok az değişiyor, fotoğraflar dakikalarla ölçülebilecek bir zaman aralığında çekilmiş olmalı. Bir köyün ahalisi belki, bir fotoğrafçının önünde sırayla poz verir gibiler. Yüzlerinde huzurlu bir tebessüm görüyorum. Hüseyin Bahri Alptekin’in Instances’ına gidiyor aklım. Katalog’dan iki sene önce Türkiye Pavyonu’nda onun işleri yer almıştı. 2009’da aramızda değildi. Renk kategorisini Gösteriş takip ediyor. Gerçekten de etkileyici bir kompozisyon içinde kayıp bir sürü insan hareket ediyor. Yine dakikalar içerisinde çekilmiş olmalı; etrafta farklı karbon kristalleri, kayalar, taşlar, beton yığınları, bazıları insanlarca şekillendirilmiş, bazıları kendi halinde, iç içe ve birlikteler. Bu sahnede yine ne yaptıkları pek anlaşılmayan, aniden kendilerine ve durdukları yere yabancılaşıp durup kalmış gibi gözüken birileri. Çok ağır bir şekilde çıkıyor gibi merdivenleri. Gösteriş fotoğrafın kendisinde kanımca. Duvarlar ve kayaların oluşturduğu çapraz, birbirini izleyen çizgiler, bunları kesen gölgeler, sıkıştırılmış mekân hissi ve ancak çizmelerini seçebildiğim ve bir kadın olduğunu düşündüğüm, bu kategorinin ana kahramanı. Hâlâ bir hikâye peşindeyim. Paul Graham’in A Shimmer of Possibility’sini raftan indiriyorum. Tek bir anın yüceltilmesini sorguladığını düşünürüm bu bahsettiğim işin. Katalog’da da benzer bir tavrın olduğunu söylemek mümkün. Sıradaki kategori Aşk, meşhur Photo Quiz’den 18 kartın fotoğrafından ibaret.

Banu Cennetoğlu, Katalog, 2009,
fotoğraf: Onagöre

Cennetoğlu’nun işlerinden önce kendisiyle tanışmıştım. Ne benim ne onun istekli olduğumuz, ikimize de emrivaki bir buluşmaydı. Bir mecra olarak fotoğrafla basitçe aşk-nefret ikiliğinde savrulan ilişkisini farklı işlerinde takip edebildim. Ama sanırım ilk gördüğüm kitabı False Witness’tı. Bu acayip fotoğraf kitabını sadece bilen birisi bulabilirdi İstanbul’da kanımca. Nereden aldığımı bile hatırlamıyorum. False Witness’daki görsel tavrı Katalog’da izlemek mümkün. Yine birçok farklı şekliyle tekrar tekrar elden geçirilerek yayımlanan, bu şekilde koleksiyona-dahil-edilesiliği sorgulayan, fetiş nesnesine dönüşmesi kendi kendine engellenen Scary Asian Men’i ise ilk defa 2005’teki İstanbul Bienali’nde mi görmüştüm? Elimde üç farklı hâli olan bu kitaptaki fotoğrafları gördüğüm odayı, içerisinde dolanan yıldız projeksiyonunu hatırlıyorum. Graham, Cennetoğlu ve Alptekin’de benzer bir tepkinin var olduğunu düşünüyorum. Cennetoğlu ve Alptekin’in tepkisinde belki Türkiye’nin bir mecra olarak fotoğrafla garip ilişkisinin kısmen de olsa etkisinin olduğunu iddia edeceğim. Elimde değil, birkaç ay önce yazdığım Yeni Fotoğraf’taki enternasyonalizm ile Katalog’daki arasındaki farkları düşünmemek elde değil. Oysaki Graham ve Alptekin ile Cennetoğlu fotoğrafın farklı dönemlerinde farklı yaşlarda sanatçılar. Alptekin’in SIPA için çekim yaptığı zamanlar kültür eleştirisinde fotoğrafın medyayla problemli ilişkilerinin fark edildiği zamanlarsa, Cennetoğlu bir fotografik bolluk zamanının sonlarında profesyonel olarak çalışmış diyebilir miyim? Günümüzün internet alışverişinin öncülü mail order catalog’ları hatırlıyorum. Anneannemlerde yıllarca Almanca Bauhaus gibi bir hırdavat marketinin kataloğuna baktım. Belki o yüzden bazen pazarları sabahın köründe kendimi yapı marketinin reyonlarında gezerken buluyorum. Ya tüm o acayip still-life’ları çeken ben olsaydım? 

Banu Cennetoğlu, Katalog, 2009, fotoğraflar: Onagöre

Varsayım isimli kategori Meclis’te farklı mekânlardaki fotoğraflardan oluşuyor. Pozlama braketiyle çekilmiş görüntülere bakıyor gibiyim: Bazen bir bakışı neredeyse aynı kadrajla koyulaşan ya da açılan iki fotoğraf izliyor. Zorlu poz koşullarında daha fazla veri elde etmek için kullanılan bu teknik, burada bakan bende belki de tüm bu mekânlardaki sakil şatafatın yarattığı sıkıntıyı artırıyor. Aklım False Witness’a kayıyor. Avrupa’da düzensiz göçmenler için oluşturulmuş kampları ya da iltica talepçileriyle görüşmelerin gerçekleştirildiği mekânları andırmıştı içindeki görseller. Kitabın ismindeki “tanık” için bu fotoğrafların çekilecek olması sanki bahaneydi, sanatçı ya da fotoğrafçı kimliğinin sağlayabildiği erişim, fotoğrafın gösterilebileceğinin ötesinde tanıklıklara imkân sağlıyor.

Böylesi kitaplar hazır olda gibi dik durmakta zorlanır. Halbuki bir o kadar dayanıklıdırlar. Katalog bir taraftan fotoğrafla bitmeyen bir ilişki içindeki bir sanatçının arşivini yeniden konumlandırması olarak okunabilir. Ya da o güçlü, kuvvetli fotoğrafların karşıtı bir öneriyle manalı, keyifli, gizemli daha eşitlikçi fotoğraflarla günümüzün arapsaçı halini gösteren bir natürmort olarak betimlenebilir. Bu kitabı edindiğimden beri yazmak için doğru zamanı bekliyorum. Nasıl oldu bu cumartesi sabahına sıkıştı her şey… Biliyorum. Özgürlük çok zaman alıyor. Tüm hafta bambaşka bir iş için baktığım mail order catalog’lar ise beni bu görsel dünyaya hazırlamış olmalı. Altı saat sonunda Katalog’u daha da çok seviyorum. 

Ali Taptık, Banu Cennetoğlu, fotoğraf, fotokitap, kitap, Venedik Bienali