Sanatçı kitapları günü bu hafta sonuna alındı. Bu arada yayımlanan kitaplardan bihaberim, eylül her zamanki gibi yıpratıcı bir aydı. Bu ay yazacağım kitaba karar vermek zor, etraftaki kitapçılarda ilgi çekici bir şey yoktu. D&R’da hiçbir şey yoktu, sanat kitapları hobi başlığında yemek kitaplarıyla birlikteydi. İşin komiği, acaba yemek kitaplarına fotoğraf kitabı diye bakan bir yazı mı yazsam diye düşündüm. Remzi’de benim üzerine yazmak isteyeceğim bir kitap yoktu. Pandora’da da buradan bir kitap yok. İlgi çekici bir şekilde bu ay çıkmış iki kitap, daha önce kitaplarını ele aldığım fotoğrafçılardan, bir kitap daha yolculuğunun başında; talihsiz bir sene biraz. O yüzden yine buradaki kategorimizin sınırlarını zorlayacağım. Daha önce zine’ler üzerine yazdım. Neden bir kere daha olmasın.
Gri bez karton kapaklı, kalın çok kalın bir kitap Z-One. Adı sırtında yazıyor. Kapağında ise bulanıklaşmış harflerle dizilmiş isimleri okuyamıyoruz. Z-One fotoğrafçıların isimleri ve bu külliyata nasıl gelindiğini kitabın editörünün samimi bir dille anlattığı metinle başlıyor. İsimler alfabe sırasına göre dizilmiş. Telefon rehberi hissini yaratıyor bir anlamda; bunu pozitif bir şey olarak söylediğime sizi nasıl inandırabilirim...
Diğer zine ise ufacık. Kapağında bir illüstrasyon var, adının Gözaltı olduğunu ve sekiz sayısı olduğunu kapaktan öğrenebiliyorum. Karşıma daha öne çıkmış mıydı acaba? Kapak içinde kendini tanımlıyor. Arka kapağın içinde ise arada oluşan sekansta yer alan fotoğrafların sahipleri var. Ücretsiz bu zine’nin elimdeki kopyasında her sayfasında farklı bir şekilde sayfaya konumlandırılmış, bazen iki sayfaya açılmış fotoğraflar bulunuyor. Ben bisikletleri takip ediyorum. Kapağın içinde “AğaçTree” yazıyor.
Zone Magazine’e aslında dergi olarak konumlandırılmış bir külliyat desek daha doğru olabilir. Zone, Ali Beşikçi’nin derlemesiyle Instagram’da ve kendi sitesinde büyüyüp genişliyor. Manifestosuna referansla seçtiği ve bir araya getirdiği işlerde ortak bir özellik görmek mümkün mü diye düşünüyorum. Bu kadar fotoğrafçının çalışmalarını tek tek inceleyip, web sitelerindeki hâllerini karşılaştırmam lazım. Böyle bir şeyle uğraşmak istemiyorum. Burada bazen limitli bir seçkiyle temsil eden fotoğraf serilerinin yine de bir ortak yönü olmalı; acaba buna bir 2000’ler sonrası fotoğrafın enternasyonal üslubu denebilir mi? Eklektik olmaktan çekinmeyen, teknik özellikleri mükemmel bir fotoğraf elde etmekten çok, fotoğrafla belli bir hissi mükemmel bir şekilde aktarmaya çalışan işler mi demeliyim acaba? İstisnalar var, fotoğrafla dalga geçenler, bulunmuş görüntü kullananlar. Beşikçi’nin manifestosu fotoğrafın concrete ve uçucu olan yönleri arasındaki çatışmayı sahiplenen “iş”lere işaret ediyor. Fotoğrafa dair bazı ikilikleri “ya bu ya o da” değil, “hem bu hem o, belki şu da” ile açıyor. “İş”ler bu kitabın ana yapı taşını oluşturuyor. Belki de belli bir janr altında toplanabilecek işler bunlar. Şahsi dev bir playlist gibi, tartışabilir isimleri de bir araya getiren ve derleyerek düşündüren.
19,5 × 25 cm, 372 sayfa, 2020,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre
Gözaltı’nda ise bir zine etrafında buluşan altı fotoğrafçıyla karşı karşıyayız. Sınırlı sayfada bir tema etrafında bir sekans oluşturmaktaki kritik niyetin, izleyiciye bir fikir ya da hissiyat aktarmaktan çok, fotoğrafçıların birbiriyle muhabbetlerini pekiştirmek olduğunu düşünüyorum. Web sitelerindeki tanıtım da bana çok farklı bir şey söylemiyor. Siyah beyaz fotoğrafların baskıları maharetsiz bir mükemmellikte, sıralanışları ise akıcı… Z-One şahsi yüzlerce şarkının olduğu bir playlist ise belki Gözaltı da –ya da en azından sekizinci sayısı– bir mixtape’e benzetilebilir. İncelikle çalışılmış bir karışık kaset.
“Bisiklet”, imece,
(Elif, Martin, Omar, Taylan, Tolga, Simon) 2020,
fotoğraflar: Ali Taptık / Onagöre
Z-One’ın tasarımcısı Bülent Erkmen, bu yalın nesnede fotoğrafların konumlanışlarındaki ince tercihle kitaba bir akışkanlık sağlıyor. Yatay fotoğraflar sayfa kenarına değerken, dikey kareler sayfa içinde çerçeveleniyor, yatay hareketi devam ettirmek istiyor insan. Gözaltı’nda ise tasarımı, yayında fotoğrafları da yer alan Martin Hinze üstlenmiş. Her fotoğrafın sayfadaki düzeni o fotoğrafı en iyi gösterecek şekilde tercih edilmiş. Bu yüzdendir belki, sayfa numaraları kitabın ağzına doğru, birçok yatay fotoğraf yayın yan tutulduğunda düz gözüküyor, bunların ritmini aralarda kare fotoğraflar ve silme açmalar kırıyor. Her bir fotoğrafa tek tek gösterilen bu ihtimamın bana düşündürdüğü çok net. Gözaltı ekibi bunu web sitesinde de söylüyor. Bu yayın “hak eden” fotoğrafları göstermek için yapılıyor.
Z-One ve Gözaltı hakkında tek müellifli kitaplara kıyasla net bir yargıya varmak daha zor. Çevrimiçi mecrada doğmuş Z-One’ın neden basılı bir yayına ihtiyaç duyduğu daha uzun bir yazıda irdelenmesi gereken bir mesele. Ücretsiz dağıtılan zarif tasarımlı Gözaltı’na ilişkin benzeri bir soruya yanıt verebilmek için ise ancak tek sayısına denk gelebilmiş olduğumdan daha çok araştırmalı, soruşturmalıyım. Yine de çok farklı sıkletlerdeki bu iki yayının üretilmesinin temel nedenlerinden biri ortada: Fotoğrafçıların alışılmış yayın pratiklerinden uzak bir basılı yayıncılığa ihtiyacı var. Yoksa kendileri yapıyorlar.
