Orhan Cem Çetin bana Karakutu Cep Fotograf Albümleri’nin tüm setini hediye etti. Bu aldığım en güzel hediyelerden olabilir. Seneler önce, 2005 civarı olmalı, ona Lunapark serimi gösterdiğimde “Devam ediyor olsam yayımlamak isterdim” demişti. Ya da ben öyle hatırlıyorum. Hafızanın mekanizmaları gizemli ama gündelik koşturmada unutkanlık sadece sıkıcı bir karın ağrısı. Hâlbuki neyi unuttuğum, neyi hatırlamak istediğim, neyi unutamadığım ve tüm bunlar arasındaki ilişkileri anlamlandırmaya çalışmak için psikanaliz yerinde bir araç olabilir. Sanat da oldukça yararlı. Peki 1995-2000 yılları arasında Orhan Cem Çetin editörlüğünde Hezarfen Fotografya tarafından yayımlanmış 14 kitap neyi hatırlatabilir? Bir şeyleri unutturmuş mudur? Kitap ya bunlar, ne hatırlatıp unutturması, sanki kendi niyetleri varmış gibi…
Serinin tamamına sahip olmak benim için bir av meselesiydi belki de. İnternette aramalarımı kasten detaylandırmıyor, serinin listesini bulabileceğim yerlere bakmıyordum. Sahaf avlarımda denk geldiğimde alıyordum, yeni bir tanesi olduğunu duyduğumda dalgınlığıma kaybolmadan hemen sahaf sitelerinde aratıp sipariş vermeye çalışıyordum. Akademik örnek ya da numune toplama hâli gibi efektif değil, daha dikkati dağınık ya da maymun iştahlı olarak nitelendirilebilecek bu yöntemin farklı kapılar açtığına hep inandım, “akademik”ler için önemli kapılar dahil olmak üzere. Tüm seti en tepedeki fotoğrafta görüyorsunuz. Bu albümler üzerine bir yayının da en az bir yüksek lisans tezi seviyesinde olması lazım, sanat tarihi bölümlerimizi göreve çağırıyorum. Bu setteki isimlerin fotoğrafçılar ağına, kümesine mesafeleri de apayrı bir konu.
Karakutu Cep Fotograf Albümleri’nin1 ilk 12 tanesinin tasarımı aynı: Dik dikdörtgen albüm genelde 24 sayfalık, tek zımbayla tutturulmuş. Birinci hamur kapağında fotoğrafçının isminin altında daha küçük bir şekilde, parantezde kitabın2 ismi yer alıyor. İkinci yaprak, yani son sayfalarda takip edecek şekilde daha kalın kuşe bir kâğıtta seriyi ve fotoğrafçıyı tanıtan bir metin içeriyor. Bu yapı kitabın son sayfalarında tekrarlıyor ve bir nevi kabuk yaratıyor. Fotoğraflar farklı biçimlerde sayfalarda özgür; yanlarında herhangi bir metin yer almıyor. İki tanesi ise kare formatta ve ciltleri de farklı bir yöntemle yapılmış. Bu ikisini ayrı bir yazıda incelemeliyim.
Ceplerinizi Boşaltın, Eylül 1995,
editör: Orhan Cem Çetin,
tasarım danışmanı: Bülent Erkmen,
grafik tasarım: Ferit Yantur,
fotoğraflar: Beyza Bayrak & Gökçe Zaloğlu, Onagöre
Pemra Erginoğlu Yüce’nin 1995 yılında yayımlanmış Ceplerinizi Boşaltın isimli kitabına bakıyorum. Şimdi etraftaki reklam kampanyalarında gördüğüm karşıt renklerin doygun kullanımıyla aydınlatılmış nesneler, bedenlerin kökeni olabilecek bir görsel üslupta, incelikle basılmış renkli fotoğraflara bakıyorum. Öğleden sonra Ofset’e gitmem gerekiyor. Bilgisayardan kalıba pozlandırma sistemlerin (CTP) ancak 2000’lerde yaygın kullanımda olduğunu düşününce bu işin özellikle de renk ayrımı ve gradyen sürekliliği gibi keyifli detaylarının, günümüz baskı süreçlerine göre ne kadar daha yavaş ve meşakkatli bir süreci olduğunu hayal ediyorum. Teknik heyecanlar bir tarafa, makro fotoğraflara abstrakt bir set olarak bakmanın mümkün olduğu kadar keşfedilecek bir hikâye olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Biliyorum bu benim genel bir sorunum.
Sokak Fotoğrafları 1975-1977, Mayıs 1995, editör: Orhan Cem Çetin,
grafik tasarım: Bülent Erkmen,
fotoğraflar: Beyza Bayrak & Gökçe Zaloğlu, Onagöre
Sıradaki kitap Nazif Topçuoğlu’nun: Sokak Fotoğrafları, 1975-1977. Tasarımını Bülent Erkmen’in üstlendiği bu kitabın baskısı da Ofset Yapımevi’nde gerçekleşmiş. Topçuoğlu’nun sokak fotoğrafları derli toplu olduğu kadar oyuncu; yakalanmış olan hep ufacık bir detay sanki, kitabın sunuş metninde yer alan Winogrand alıntısını en son Erdem’den duymuştum. O tarihler arasında 12 fotoğraftan fazlasını üretmiştir herhalde. Resimci (piktoresk?) fotoğrafın özel bir isminin sokak fotoğrafları… Peki bu üslup değişiklikleri beni neden bu kadar heyecanlandırıyor?
Özportreler, 1983-1985, Eylül 1995, editör: Orhan Cem Çetin,
grafik tasarım: Bülent Erkmen,
fotoğraflar: Beyza Bayrak & Gökçe Zaloğlu, Onagöre
Bu kitabın varlığını daha önce haber almıştım, hatta görmüştüm; lisedeyken kursa gittiğim ve sonrasında istifa edene kadar yönetim kurulunda görev yaptığım İFSAK kütüphanesinde görmüştüm. Ama hiçbir izi yok. Nuri Bilge Ceylan’ın fotoğrafçı geçmişinin sinemasına etkisi hakkında atılıp tutulduğunu çok duyarım, sonuçta sinemasında da fotoğraflarında da titiz ve geniş kompozisyonları tercih ediyor, renklendirmede bir fotoğrafçı gibi davranmaktan kaçınmıyor. Bu dizi fotoğraf ise tüm diğer fotografik işlerinden daha ilgi çekici. Karanlıkodada üretilmiş kompozit görüntülerle bir yola çıkamayış hikâyesini bir otoportre olarak sunuyor. Yüksek, karlı bir tepeden görünen genç adam kendisi mi? Öyle olmalı. Gilbert Garcin veya Robert Doisneau’yu çağrıştıran Ceylan fotoğrafları olduğunu hatırlıyorum, en meşhurları da sanırım burada.
Duvar Yarası, Haziran 1995,
editör: Orhan Cem Çetin,
grafik tasarım: Bülent Erkmen,
fotoğraflar: Beyza Bayrak & Gökçe Zaloğlu, Onagöre
Seriden bu yazının konu edeceği son kitap Mesut Güvenli’den. Neredeyse sanatçı kariyerim boyunca tanıdığım bir meslektaşım da bu serideymiş ve haberim yok. Pentür röprodüksiyonu konusunda uzman Güvenli, Cep Albümleri için duvar detaylarına odaklanmış. Renkli detay fotoğrafları bana özlediğim kimyasal fotoğraf niteliklerini anımsatıyor. Peki bu fotoğraf acaba hangi yıkımdan? Hani şu 1989’daki meşhur yıkımdan olmasın bunlar? Ne mi fark eder? Hatırlatıyor işte.
Aramis Kalay’ın Gölge serisi, Ufuk Duygun Kent Varoşları ya da Cem Çetin Renk’arnasyon’u daha uzun bir çalışmayı bekleyecek. Books on Books gibi bir işe girişmeye niyetlenmek üzereyiz ama belki de erken… Peki acaba bu nadir albümler, bir anda ortaya çıktıklarında müellifleri ne hissediyor? “Keşke hiç yapmasaydım” ya da “Nereden çıktı bu!” diyen var mıdır? Biyografilerden silinen kitaplar var mıdır? Ne fark eder? Bu albümler Türkiye’de ancak derlemelerde var olan fotoğrafçılara çok biricik bir dönemde, standartlaşmış bir kapağın arkasında öznel bir çizgiyi sunma şansı vermiş. Çok teşekkürler Cem Abi.
1. Fotoğraf ğ’sinin yumuşamaması için bir direnç vardı, ben de o taraftaydım, kaybettiğimiz için üzgünüm.
2. Albüm mü kitap mı tartışması görece önemli bir konu olsa da şu anda hiç derdim değil.

