Monte Hellman
“Mesele, okuduğunu anlamak sadece.”
Metnin ilk bölümü “Büyüleyici Sokak’taki Goril: Çizgi Roman Üzerine Bir Söyleşi” başlığıyla, 19 Ağustos 2023 tarihinde yayımlandı.
Murat: Çizgi roman olduğu için görselliğin de hikâye kadar ön planda olması gerekiyor. Bu nedenle gerçekten görmeye değer veya bizi bakmaya ikna edecek bir şeylerin olması gerekiyor hikâyede. Belki fantastikliğin önemi burada ortaya çıkıyor. Ben aslında fantastik ve bilimkurgu sevmem. İstisnadır sevdiğim örnekler, sinemada veya edebiyatta. Bu istisnalardan üçü, okuduğum üç çizgi roman. Onun dışında Batman severim ama Killing Joke dışında Batman hikâyesi okumadım.1 Zaten 1939’dan beri hikâyeleri yayımlanan bir karakter… Nereden başlayabilirim ki?.. Bu aralar düşünüyorum başlasam mı diye ama nereden başlayacağıma bir türlü karar veremiyorum. Batman: The Animated Series’i tekrar izliyorum bu ara. Neyse… Çizgi romanların bizi görsel olarak ikna etmesi gerekiyor. Gündelik hayata daha yakın bulduğun için mi Avrupa çizgi romanları daha yavan geliyor sana?
Berkay: Sanırım evet. Yani fantastik bile olsa… Fantastik değilmiş gibi desem de şimdi çok fantezi çizimler yapan insanlar var. Hem Western hem de bilimkurgu çizgi romanları çizen, Mœbius diye bir adam var mesela, Jean Giraud diye biri. Kovboy çizerken Jean Giraud, bilimkurgu çizerken Mœbius ismini kullanıyor. Mœbius inanılmaz bir bilimkurgu çizeri. İnanılmaz bir dünya burası, hakikaten çizdiği dünyayı merak ediyorsun. Ama mesela onun yazdığı hikâyelerde bile, en ünlüsü Arzach’tı galiba,2 bir adam var, dinozorla uçuyor diyeyim… Dinozor uçuyor, bir şey görüyorlar… Bir aksiyon oluyor, kuşu görüyor, kuş ölmüş, babası zaten Mœbius’un çocuğuymuş… “Sana muhteşem bir şey sunuyorum; bununla yetin” der gibi. Amerika’nın o şaşaası, o hareketliliği, tuttuğunu koparan insan tipleri çok görülmüyor bu işlerde. Süsleme ihtiyacı duymuyorlar bile diyebilirim. İlla kötü bir şey değil bu.
Murat: Bir yandan Amerika’daki her örneğin de iyi olduğunu söyleyemeyiz sanırım. Çok örnek var ve bizim bildiklerimiz, en meşhur olanları. Neil Gaiman ve Garth Ennis bildiğim yazarlar; ama bunlar en ünlü çizgi roman yazarlarından zaten. Superman’in veya Batman’in ilk yazarlarını bilmiyorum.3 O mevzuya ufaktan girelim madem, çizgi roman âleminin meşhur karakterlerine. DC’nin bir alt-markası [imprint] olan Vertigo, 2020’de DC Black Label adını aldı ama hikâyeyi başa saralım: Galiba Vertigo’nun kurulma nedeni Sandman. Bildiğim kadarıyla Sandman, DC’den çıkmaya başlıyor ama sonra onun yayımlanması için ayrı bir alt-marka oluşturuluyor.
Berkay: Ya Swamp Thing ya da Sandman için kurulmuştu ama emin olamadım. Sandman’di sanırım. 1990’larda, bir noktada, halihazırda çıkan başlıklarla beraber Vertigo’ya taşıyorlar.4
Murat: Vertigo veya DC Black Label ile DC arasındaki farkı nasıl tanımlayabilirsin? Vertigo/Black Label’ın biraz daha yetişkinlere yönelik olduğu belli ama…
Berkay: Direkt yetişkinlere yönelik.
Murat: Bunu kesin olarak söyleyebilir miyiz?
Berkay: Tabii.
Murat: Sonuçta çizgi roman olduğu için bu ayrımı yapmak zor değil mi? Hangileri çocuklara, hangileri yetişkinlere göre…
Berkay: Mesela Sandman’de birileri birilerinin derisini yüzüp, üstüne giyiyor… Sadece karanlık bir atmosferden fazlası var. Rahatlıkla 18 yaş ve üzeri için diyebileceğin hikâyeler. Vahşet, cinsellik… DC hikâyelerinde tek tük, bir iki kere uyuşturucuya yer verilmiş, “Yapmayın çocuklar” demek için ama aslında uyuşturucu da pek yoktur.
Murat: Preacher da pek çocuklara göre değil tabii. İçine tanrısal bir varlık giren bir vaiz, dünyadaki adaletsizliğe kızıp, hesap sormak için tanrıyı aramaya başlıyor, eski sevgilisi ve vampir arkadaşıyla birlikte. Bu arayış esnasında yaşananlar ve yan hikâyeler de cabası.
Berkay: Salt fikir olarak bile çocuklara yönelik olmadığı belli. Zaten Britanya’dan Amerika’ya göçen yazarlar sayesinde kurulduğu için Vertigo’nun hikâyelerinde anarşik bir tavır var.
Murat: Bunu bilmiyordum! Vertigo’yu neden sevdiğim şimdi anlaşıldı. Ben İngiliz absürt ve kara mizahını çok severim. Eskiden hiç dizi izlemezdim, sonra tesadüfen bir diziye denk ve geldim ve –bazı istisnalar dışında– sadece İngiliz dizileri izlemeye başladım.
Berkay: Mesela Black Books.
Murat: Evet. Ama asıl önemlisi Spaced. İngiliz mizahıyla tanışmamı sağlayan dizi buydu. Sen izledin mi?
Berkay: Galiba iki bölüm izlemiştim.
Murat: Hadi ya… Lafı bir şekilde Spaced’e getireceğimi biliyordum en başından beri. Seversin diye düşünmüştüm.
Berkay: Ama çok umursamadan da izlemiş olabilirim.
Murat: Orada Simon Pegg’in canlandırdığı Tim karakteri henüz ünlü olamamış bir çizgi roman sanatçısı; bir çizgi roman dükkânında çalışıyor, sonra işlerini yayımlaması için büyük bir yayıncıyla anlaşmayı başarıyor. Tekrar aklına gelirse izle derim. Baş karakteri geek sonuçta.
Berkay: Aklımda bulunsun madem.
Murat: Peki, Marvel ile DC’yi kıyaslamak doğru mu? Sence aralarındaki fark nedir? İzlediğim videolardan, DC işlerini pek sevmediğini anladım.
Berkay: Doğrudur. Sevmemek değil aslında; kötüler. Kuruluş tarihlerini bilmiyorum. Atlas Comics’miş de 1912’de kurulmuş da sonra Marvel olmuş da sonra DC çıkmış da... Marvel mı daha önce kuruldu, DC mi, bilmiyorum ama aşağı yukarı aynı dönemde kurulduklarını biliyorum.5 Aralarındaki en büyük fark, karakterlerinin niteliği. DC karakterlerinin hepsi tanrı gibi. Başlarda bir tek Batman öyle değildi; o da zamanla başımıza tanrı kesildi. Flash da tanrı, Wonder Woman da tanrı, Superman zaten tanrı; artık Batman de tanrı.
Murat: Bu kadar çok tanrının olduğu yerde de iyi hikâye anlatmak zor. Bu kadar güçlü karakterlere kim karşı çıkabilir, hikâyeler hangi çatışmalar üzerinden devam edebilir?
Berkay: Kesinlikle! Ayrıca, bu kadar güçlü süper kahramanların kişisel hikâyelerini anlatmak da zor. Superman, tamam Clark Kent kimliği altında gizleniyor… Burada, koca Superman’in gizlenmek için kılkuyruk biri gibi davranması hoşuma gider. Ama Superman inanılmaz derecede güçlüdür. Dolayısıyla onun zor durumda kalacağına inanma şansım yok. Halbuki Peter Parker geri zekâlının biridir, Mary Jane’le olan ilişkisini yürütemez, işsiz kalır…
Murat: Ben eskiden Spider-Man’i DC karakteri zannederdim bu arada. Sanırım Batman’e yakın bulduğum için, sıradan insana yakın bulduğum için yani.
Berkay: Evet, olabilir. Ama Batman de artık insana yakın bir karakter olmaktan çıktı. Bence çok önemli bir detay: Wonder Woman boş vaktinde ne yapıyor? Sevgilisinden ayrıldığı için üzülüyor mu? Merak bile etmiyorsun.
Murat: Wonder Woman’ı hiç okumadım, merak da etmedim. Supergirl’ün çizgi romanı var mı, bilmiyorum.
Berkay: Var, hepsinin var.
Murat: Süper kahramanların hepsi erkek olduğu için onların hikâyelerini okuyanların ezici bir çoğunluğu da erkekti, daha fazla kadın okur kazanmak için kadın süper kahramanlar gerekiyordu, bunun için de Superman’in kadın versiyonlarını yarattılar gibi geliyor bana. “Bayan Superman yapalım!” diyerek yaratılmış karakterlere benziyor Wonder Woman ile Supergirl.
Berkay: Hem o yüzden bağlanamıyorsun DC serilerine hem de Marvel serilerinin kalitesi nedeniyle. Marvel her dönemde mesela yirmi iki seri yayımlıyorsa, bunların üçü çok iyidir; biri de hiç ummadığın bir yan karakterin inanılmaz derecede iyi bir çizgi romanıdır. Hakikaten, yaptıkları işlerin küçük bir kısmı çok çok iyi olsa da bir anda Hawkeye’a çok güzel bir seri yazmışlar mesela, çok etkileyici. DC de sürekli vasat işler yapmaya devam ediyor. Yan karakterlere güzel hikâyeler yazmaktan da aciz DC.
Murat: Kendini pazarlamayı iyi beceriyor ama içerik zayıf yani.
Berkay: Evet. Bir şekilde ticari başarıyı sürdürüyorlar. Tişört yaparak… Güzel Batman, Superman hikâyeleri yok demiyorum tabii.
Murat: Herkes tanrı olduğu için özgün bir hikâye yaratamama sorunu Marvel’da yok mu peki? Oradakiler tanrı değil mi?
Berkay: Değil, vallahi değil.
Murat: Hiç Marvel okumadığım için bir şey diyemiyorum.
Berkay: Thor, belki evet ama drama yaratabiliyor Marvel’dakiler. Örümcek Adam’a bak mesela. Eve gidince hakikaten parasız olduğu anlaşılıyor, dünden kalan bir dilim pizzayı yiyor…
Murat: Doğru. Adamın becerisi ağ fırlatmak, duvarlara tırmanmak, bu sayede bazı suçları açığa çıkarmak ama bu beceriyi ekmeğe çeviremiyor sonuçta.
Berkay: Zor. Ama Superman tahminen bir ömür yemek yemese ölmez. Kimse de bunu yadırgamaz. Kriptonitten etkileniyor ama onunla insan olarak bağ kurmanı sağlayacak bir zaafı yok. Örümcek Adam’ın para kazanıp yemek yemesi lazım.
Murat: Vertigo serilerinin karanlık ve en fantastik anlarda bile gerçekçi olabilmesinin nedenlerinden biri, Britanya göçmeni yazarlar olsa gerek, öyleyse. Yani DC serileri anlattığın gibiyken, DC’nin bir alt-markası olan Vertigo’nun böyle olmasının nedeni bu yazarlar olmalı. Preacher’daki Cassidy de İrlandalıydı zaten.
Berkay: Garth Ennis İrlandalı zaten, hem de İngiliz sevmeyen İrlandalılardan. Öyle bir sürü kitabı var. Beş-altı tane iç savaş çizgi romanı var adamın.
Murat: Bunu da bilmiyordum! Taşlar yerine oturuyor gerçekten. Demek ki mesele Britanyalı bakışının ve mizahının etkisi.
Berkay: Aynen öyle.
Murat: Vertigo bu yazarları toplamış…
Berkay: Amerika’nın sunduğu rahatlıkla Britanyalı anarşisi ve rahatsızlığı birleşmiş.
Murat: Güzel bir bileşim olmuş. Amerikan zihniyeti yine kendini göstermiş ama: “Yetenekli misin? Güzel. Al sana para, al sana rahat çalışma ortamı. Hem sen kazan hem bize kazandır.”
Berkay: Evet. “Bize para kazandırabilir misin? Yap o zaman ne istiyorsan.”
Murat: Güzel. Az önce Örümcek Adam’dan bahsettiğimiz için olmalı, çocukken çizgi roman okumaya nasıl başladığımı hatırladım. Biz çocukken gazeteler, gazete kâğıdına basılmış fasiküller verirdi promosyon olarak, hatırlarsın mutlaka.
Berkay: Evet.
Murat: Ben de bazen Batman ve Spider-Man fasikülleri aldığımı hatırlıyorum. Takip ederek, bilinçli bir şekilde okumuyordum da o gün gazete ne verdiyse, onu… Bizim mahallede Mini Market diye bir yer vardı, oranın standında alakasız sayılar olurdu ayrıca. Oradan Spider-Man’ler aldığımı da hatırlıyorum. Hatta Morbius’un ortaya çıktığı sayıyı almıştım oradan, defalarca okumuştum. Arkabahçe’den çıkan, güzel bir baskıydı. Ama o hikâyenin devamını bulamadığım için hep burukluk hissetmiştim. Şimdi CBR formatında bulabiliriz tabii. Ama o zaman vereceği hazzı vermez!
Berkay: Vermez! Ben de vaktiyle çok aldım ama serileri tamamlama derdim hiç olmadı. Bir sayıyı okumuşum, başını bilmiyorum, sonunu bilmiyorum ama anlamakta da sorun çekmedim çocuk olduğum hâlde. Şu anda herkes, “Peki bundan önce ne oldu?” diye soruyor. Sonu yok ki…
Murat: Stars Wars’a benzedi. Malum: 4-5-6’yla başladı, sonra 1-2-3 geldi. Tamam, hikâyenin bütünlüğü ortaya çıktı ama fikir daha sonra sağmalık bir ineğe dönüştü. Star Wars denen ineği ne kadar sağarsan o kadar para getirecek. Şu zaman aralığında, şu kişinin gözünden anlatalım bir de… Bir yandan da tematik ürünler çıkaralım. Tişört, kupa, defter… Esas süper kahramanların Olimpos’undaki karakterlerin hâli de buna benzedi. Ben, Batman karakterini ilgi çekici bulan biri olarak bir Batman serisi okumak istiyorum baştan sona. Örneğin beş yıl yayımlanan bir seriyi baştan sona okumak istiyorum. “Ben Batman’i okudum, biliyorum” demek istiyorum ama böyle bir işe girişemiyorum; çünkü 1939’dan beri yayımlanıyor ve sanırım sırf Batman olarak da değil. Batman and Robin diye ayrı bir seri var, Detective Comics var, başka bir yığın seri var.6 Bunları farklı yazarlar yazıyor, farklı çizerler çiziyor. Bazen evrenler yeniden yaratılıyor [rebirth]. Bağımsız hikâyeler [one-shot] var bir yandan.
Berkay: Kaç tane olduğunu bilmiyorum ama DC şu an sözgelimi 25 seri basıyorsa, 19’unda Batman vardır.
Murat: Batman’le ilgili olarak DC’ye bir eleştirim daha var. Bazı istisnalar dışında, fantastik ve bilimkurgu eserlere ilgi duymadığımı söylemiştim. Batman bu istisnalardan biridir. Indiana Jones, Back to the Future ve Matrix serileriyle Spider-Man: The Animated Series, şimdi aklıma gelen diğer istisnalar. Bunların ortak noktası, fantastik veya bilimkurgu olsa da hikâyelerin gerçekçi bir şekilde temellendirilmesi, sıradan insanların deneyimlerine yabancı olmaması. Batman’i sevme nedenim de bu zaten. Süper kahraman ama aslında sıradan bir insan, hiçbir doğaüstü gücü yok. Sadece çok zengin olduğu için dövüş sanatlarında ustalaşabilmiş ve süper kahraman mertebesine erişmesini sağlayan oyuncakları yaptırabilmiş. Düşmanları da [villain] mutant değil. Sadece Killer Croc mutant sanırım ama o da freak show benzeri bir sirkten kaçmıştı galiba, insanlardan intikam almak için. Yani onun hikâyesi de gerçekçi bir şekilde temellendirilmiş. Killer Croc hariç, Batman’in düşmanları mutant değil; zihinsel, psikolojik veya fiziksel açıdan deforme olmuş insanlar.
Berkay: Öyleydi.
Murat: Evet, öyleydi. Karakterler tanrılaştıkça işin tadı kaçtı. Ama Batman tanrılaşmaya uygun olmayan bir karakter. Dolayısıyla onu DC sinema evrenine doğrudan dahil etmek abes geliyor bana. Hiçbir doğaüstü gücü yok çünkü. Batman Beyond bunun bir diğer kanıtı. O seride Bruce Wayne yaşlanınca kavuğu genç birine devrediyor, malum. Bu adamı DC evrenine, diğer tanrısal süper kahramanlardan biriymiş gibi dahil edemezsiniz. Batman’in borusunun öttüğü tek yer Gotham olabilir. Düşmanları da Batman gibi insan olduğu için diğer DC süper kahramanlarının ona yardım etmesine gerek yok. Keza Batman de onlara yardım etmemeli; çünkü edemez. Sadece bir şartla Batman diğer süper kahramanlara yardım edebilir: Kaba kuvvetle değil, zekâyla, dedektiflik yöntemleriyle çözülebilecek bir sorunla karşılaştıklarında bu süper kahramanlar “Okyanusları kuruttuk, çölleri yeşerttik; yine de bu lanetin üstesinden gelemedik… En iyisi, bizim dedektife haber salalım” diyebilirler. Gordon’la buluştuğu gibi Batman bunlarla da gizemli bir şekilde buluşur. Birden belirir, birden kaybolur. Bütün bunlar bir yana, The Animated Series’i hâlâ izlenir kılan, film noir atmosferi. 1940’ların ve 50’lerin estetik anlayışıyla oluşturulmuş bir şehir. Zaten Batman gibi bir süper kahraman ancak o dönemde var olabilir, kullandığı teknolojik araçlar ancak o dönemde fantastik olabilir ve Batman de ancak o dönemde, o şehirde ortaya çıkan suçlarla savaşabilir. Christopher Nolan’ın Batman filmlerini çok severim ama Batman 21. yüzyılda var olabilecek bir karakter değil. Siyah-beyaz, 1940’larda veya 50’lerde geçen, film noir türünde bir Batman filmi çekilmeli. Gel gör ki bu adamı Justice League’e alıyorlar…
Berkay: Olmuyor. Çok zor o dengeyi tutturmak.
Murat: Bir de çok fazla deştiler Batman’in orijin hikâyesini. Annesi-babası öldürülüyor gözlerinin önünde; bu da intikam yemini ediyor şehri kötülükten temizlemek için. Tekrar tekrar bu hikâyeyi farklı yönetmenlerden izlemeye ne gerek var?
Berkay: Hiç gerek yok. Ufak değişiklikler yapıyorlar kendilerince.
Murat: Ben bir de Spawn bilirim biraz.7 Çizgi filmini izlemiştim.
Berkay: Filmini izlemiştim ben de.
Murat: Filmi çocukken izlemiştim ama hatırlamıyorum. O film pek beğenilmemişti. Çizgi film uyarlaması çok kasvetli ve çok etkileyiciydi ama. İleride okuyacağım çizgi romanlar arasındadır Spawn. Image Comics’ten çıkıyordu galiba.
Berkay: Aynen.
Murat: Okudun mu veya Image’dan bir şey okudun mu? Diğer yayıncılarla kıyaslamak için sordum.
Berkay: Çok uzun zamandır bağımsız çizgi roman yayımladıklarını iddia ediyorlar ama piyasadaki üçüncü büyük şirket Image, on küsur yıldır.8 Çizgi roman okuyorsan Image okumama lüksün pek kalmadı. Okuyalım zaten, ne âlâ yani de…
Murat: Spawn herhalde Image’ın bağımsız olduğu zamanlardan kalma…
Berkay: Hâlâ devam ediyor. En uzun süredir devam eden bağımsız çizgi roman serisi, onlara göre.
Murat: Anlaşıldı. Bunlar da Spawn’ı sağmaya devam ediyor.
Berkay: Evet, tam olarak öyle.
Murat: Çizgi romanla ilgili olarak Türkiye’de bir kıpırdanma var mı, takip ediyor musun? İletişim Yayınları’nın grafik romanları var ama çizgi roman denemez onlara. Gündelik hayata dair hikâyeler. Yurtdışındakilerle kıyaslanabilecek nitelikte çizgi romanlar var mı? Yazarlar, çizerler…
Berkay: Zor. Yok demek istiyorum. Tabii ki iyi işler yapanlar var ama niteliksiz işler üreten yazar ve çizerler bu işi sosyal medyada yapıyorlar, iletişim kurabileceğin insanlar hâline geldiler. Örneğin Instagram’da çok takipçisi olan ve çok kişiyi takip eden 15 yaşında bir çocuğun, bir gün bir yerden çizgi romanı yayımlanıyor. Onunla bir samimiyet kurdukları, kurduklarını sandıkları veya kurabilecekleri için Instagram’daki takipçileri de bu çocuğun çizgi romanları güzelmiş gibi davranmayı çok seviyor. Zaten çok sınırlı sayıda yerli çizgi roman çıkıyor. Bunların çok büyük kısmı da böyle, “Keşke hiç yapmasaydanız” diye düşündüren işler.
Murat: Temalarının ortak yanları var mı?
Berkay: Yurtdışında çıkan, tükettikleri popüler kültür ürünlerine benzer olması. Bizde editörlük konseptinin olmamasıyla da ilgisi var. Hikâyelerin nasıl yazılması gerektiğine hâkim, yazarlara yol gösterebilecek donanımda editörler yok; zaten böyle bir anlayış da yok.
Murat: Amerika’da ise bu bir sektör başlı başına.
Berkay: Evet. Birisi mesela 100 sayfalık bir çizgi roman tasarladığında, senin bundan kazanacağın para en fazla 5.000 lira. Hem yayınevi sahibi olduğum hâlde benim çizgi romana dair pek bilgim olmadığından, eseri daha güzel hâle getirmen için seni yönlendiremem, hem de yönlendirsem bile, zaten bu işten çok az para kazanacağın için, sözgelimi sekiz aydır uğraştığın işle daha fazla uğraşmak istemezsin. Yani hem niteliksiz olduğumuz hem de çizgi roman kültüründen yoksun olduğumuz için çizgi roman yazarak, çizerek, yayımlayarak para kazanmak pek mümkün değil burada. İşlerin iyiye gideceğini de hiç sanmıyorum. Bununla birlikte, nitelikli işler az da olsa var tabii. Germakoçi muazzam bir çizgi romandır.9 Tepe’yi çok severim, Tuş’u çok severim.10 Hakan Günday’la kuzeninin hazırladığı çizgi roman Kana Diz Kana…11 Çok iyi örnekler var yani. Ama yayınevleri o kadar nitelikli değil ve sanatçılar bu işten çok para kazanamayacağı için mesela 80 sayfalık bir iş varsa, uzatmadan yayımlatmayı tercih ediyorlar. Dolayısıyla yükselme ihtimalimiz var mı, yükselebilecek miyiz, nitelikli bir sektör oluşabilecek mi, bilmiyorum.
Murat: Bu uğraşın bir sektör haline gelecek kadar yaygınlaşamamasının ve olgunlaşamamasının bir nedeni de sosyoekonomik koşullar olmalı. Örneğin bilimkurgunun, sanayi sonrası toplumlarında ortaya çıktığı bir gerçek. Aldous Huxley’in romanı Brave New World 1932’de Britanya’da yayımlandı.12 Demek ki romanın içeriğinden bağımsız olarak 1920’lerin sonunda ve 30’ların başında, orada böyle bir distopya hayal edebiliyordu bir yazar ve bunun alıcısı da vardı. Üstelik bu roman, edebiyat tarihine geçebilecek nitelikte bir eser olabiliyordu. Çünkü Britanya daha 18. yüzyıldan itibaren sanayi devrimini geçirmeye başlamış, 1930’larda Türkiye’de hayal bile edilemeyecek bir teknolojik seviyeye ulaşmış; üstelik onun ötesini de hayal edebiliyor. 1920’lerin başında, cepheye kağnıyla top mermisi taşınıyordu burada. Dolayısıyla kahraman anlayışı ve hayal gücü bambaşka bir nitelikte oluyor. İlkokuldayken bizim sınıfın kitaplığında Milli Eğitim Bakanlığı onaylı, büyük boy grafik romanlar vardı. Atatürk’ün hayatını anlatan seriler, Ömer Seyfettin hikâyelerinin grafik roman uyarlamaları…
Berkay: Bana kimse öyle bir şey vermedi valla. Bence iyi.
Murat: Çocukların ilgisini çekmek için iyi. Ben de severek okurdum o zamanlar. Ömer Seyfettin’in Vertigo’ya yakışır işleri vardı ama. O yaşta okuyunca korkutuyordu. Belki yurtdışında da vardır böyle örnekler, çocuklara tarihi sevdirmek için. Bahsettiğim tarihsel şartlar, buradaki kahraman algısını da şekillendirmiş demek istiyorum. “Bizim öyle süper kahramanlara ihtiyacımız yok, bizim kahramanlarımız tarihte” deyip işin içinden çıkmak da yaratıcılığı sınırlandırıyor olabilir.
Berkay: DC ile Marvel arasındaki farklardan bahsederken değindiğim gibi insani veya toplumsal sorunları anlatan eserler nitelikli olabilir diye düşünüyorum. Dikkat çekici süper kahramanlar da hikâyeler de kişisel veya toplumsal dertlerden, sorunlardan ilhamla yaratılabilir. Burada, “Taş yesek de olur, ne âlâ” dendiği için bu sorunlar yaratıcılığa ilham olamıyor. Örümcek Adam bireysel özgürlüğün geliştiği bir metropolde karşımıza çıkıyor; Captain America Nazilerle savaşıyor… Tarih de çizgi romanın konusu olabiliyor, bireysel sorunlar da; bunlar süper kahramanların yer aldığı çizgi romanlar olsa bile.
Murat: Doğru. Çizgi romanlara ilham veren koşullardan bahsetmişken devam edeyim: Bilimkurgunun sanayi sonrası toplumunda ortaya çıktığı gibi fantastik anlatılar da aşırı bireyselleşmiş, aşırı rasyonelleşmiş bir toplumdaki mistisizm ihtiyacından ortaya çıkmış olabilir belki.
Berkay: Veya mutlusundur, hayatın nasıl daha da güzel olacağını hayal edersin… Bu da olabilir.
Murat: Veyahut “Gerçekten hayat bu kadar basit mi, göründüğünden ibaret mi, bu kurulu düzenin ardında doğaüstü güçler mi yatıyor?” sorularından hareketle ortaya çıkmış olabilir, fantastik anlatı.
Berkay: Burada ise daha ziyade “Batılılar böyle işler yapıyor, geri kalmayalım, biz de yapalım” diyerek ortaya çıkmış. Kültürel veya entelektüel bir temeli yok.
Murat: İlhamını dinden ve batıl inançlardan aldığı sürece fantastik anlatının burada da kültürel bir temeli olduğu söylenebilir aslında. Ama çizgi roman bağlamında değil de korku filmleri bağlamında.
Berkay: Dabbe serisinin ilk birkaç filmini severim aslında.
Murat: İşlevsel açıdan bakılabilir. Kurgu çalışıyorsa, yani korku filmi olduğu iddia edilen bir film, izleyenleri korkutuyorsa başarılı sayılabilir işlevsel açıdan. İşin sanatsal, estetik, teknik boyutunu ayrıca ele almak gerekir ama.
Berkay: Evet. Tabii bir Martin Scorsese filmi değil ama keyif aldın mı? Aldın. Tamam o zaman.
Murat: Bizdeki korku filmleri, türün ancak başlangıç aşaması olarak değerlendirilebilir zaten. Türkiye yapımı korku filmlerinin –belki de korku-komedi demek daha doğru olur– başarılı, ciddiye alınabilir bir örneği olarak Ada: Zombilerin Düğünü sayılabilir bu arada.13
Berkay: İzlemedim ama duymuştum. Zombi filmi olduğu için izlemedim sanırım. Bu filmde de konu İslam’a bağlanıyor mu?
Murat: Hayır. Sadece bir sahnede, ezan sesine doğru gidiyor zombiler, müezzini yemek için. Dini referansı olan tek sahne bu.
Berkay: Demek ki hikâyeyi doğru kurgulamışlar ve zombilerin varlığını dini bir nedenle açıklamaya gerek kalmamış.
Murat: Doğru. Zombi filmi çekmek aklından geçmiyordur muhtemelen ama var mı yeni projeler? Dükkânda etkinlikler düzenlemeyi düşündün mü hiç? Artık kafelerde, barlarda atölyeler düzenleniyor ya… Burada da çizgi roman atölyesi düzenlemeyi düşündün mü mesela?
Berkay: Bana zor geliyor. Ben hiç atölyeye katılmadım, çünkü oralardan pek bir şey öğreneceğimi düşünmedim. Bir gün 250 lira verip üç saatliğine bir şeyler yapmak istiyorsan, yap. Sinemaya gitmek gibi geliyor bana. Dolayısıyla birinden para alıp karşılığında ona hiçbir şey öğretmemek de yanlış geliyor bana. Fakat bir şeyler yapmak istiyorum, gerçekten çizgi romana meraklı olanlar için. Bu sefer de diyorum ki: “İki günlük bir etkinlik yapsak, çizgi roman tasarlamak için mesela. İkinci günün sonunda biri bir çizgi roman taslağı çıkaramazsa, ona bir şey öğretememiş olursam ne olacak?” Bir şeyler yapmak istiyorum ama kendime güvenemedim yani.
Murat: Ben de yaratıcı yazarlık atölyelerine hep kuşkuyla, hatta küçümseyerek bakmışımdır. Tecrübeli bir yazarın fikirlerini öğrenmek, tavsiyelerini dinlemek insanın ufkunu genişletir ama…
Berkay: Ama iki saatte de değil işte. Çalışırsan, zamanla olur.
Murat: Evet. Senin üzerinde çalıştığın bir hikâyen, romanın vardır; belli bir aşamaya geldikçe gösterirsin, geri bildirim alırsın. Okudukça, yazdıkça, zaman içinde… Duracağın bir nokta yok ki… Sanatın her dalı için böyle.
Berkay: Evet.
Murat: Ama dükkânın para kazanması gerektiğinden…
Berkay: Evet. İşte, bir ara çizgi romanla ilgili bir şeyler yapacağım ama karar vermek zor. Gerçi atölye olmasa da etkinlik yapıyoruz bazen. İndirim günleri oluyor, güzel resim çizen biri oluyor; gelen birileri oluyor, takılıyoruz burada. Neo Troy Games tanıtım amaçlı oyunlar verdi. Biz de dükkânın konseptine uygun diye oyun günleri yapacağız ara sıra.
Murat: Güzel. Oyun da geek’liğin bir dalıdır sonuçta.
Berkay: Atölyeden şüpheliyim ama dükkân böyle oyun günlerini kaldırır; çünkü samimi bir yer burası.
Murat: Gerçekten de öyle. Burası hariç, çizgi roman satan iki dükkân var Ankara’da: Gerekli Şeyler ve JBC Yayıncılığın dükkânı ama oraya hiç gitmedim.
Berkay: JBC’de pek çizgi roman yok aslında. Daha çok figür, hatta heykel denebilecek ürünler var.
Murat: Bu ikisiyle kıyaslandığında, çizgi roman satan en samimi mekân burası bence de. Bütün gün oturup kitap okumak, vakit geçirmek, muhabbete katılmak mümkün.
Berkay: Zaten benim istediğim de bu. Gün içinde yarım saatliğe bir yerlere gittiğim oluyor mesela. Müdavimlerden Şahincan’a söylüyorum, ben yokken o bakıyor dükkâna.
Murat: Güzel. Peki, çizgi roman okumaya yeni başlayanlara bir önerin var mı?
Berkay: Ankara’da iseler buraya gelsinler, bir konuşalım. Çizgi roman okumak dışarıdan zor bir uğraş gibi görünebiliyor, meşhur süper kahraman serileri çok uzun olduğu için. Örümcek Adam bin yıldır yayımlanıyor, belki 900 sayısı var…14 Bu durum korkutucu olabiliyor yani, çizgi roman okumak isteyenler için. Fakat korkuya mahal yok; hikâyenin bağlamından bir şekilde anlaşılıyor olaylar. Meşhur süper kahramanların böyle uzun süren serileri söz konusuysa, isteyen istediği serinin istediği yerinden başlayabilir. Mesele, okuduğunu anlamak sadece.
Murat: Çizgi roman da edebiyatın bir dalı sonuçta.
Berkay: Dolayısıyla bu korkuyu yersiz buluyorum. Yine de fikir almak isteyen veya çizgi roman almak isteyen veyahut dükkânı merak eden herkesi beklerim.
Murat: Ben de bu muhabbet için teşekkür ederim.
Berkay: O zaman ben de rica ederim.
*
Goril Barbaros Mahallesi, Büyükelçi Caddesi 3/C, Çankaya, Ankara’da. Kısaca; Goril, Ankara’da, Büyüleyici Sokak’ta. Perşembe günleri hariç her gün, saat 12.00 ile 20.00 arası açık. Bir uğrayın derim.
{tüm fotoğraflar: Murat Can Kabagöz}1. Batman: The Killing Joke: Allan Moore’un yazdığı, Brian Bolland’ın çizdiği, 1988’de DC Comics tarafından yayımlanan grafik roman. Türkçesi için bkz. Allen Moore ve Brian Bolland, Batman: Öldüren Şaka, çev. İlke Keskin (Ankara: JBC Yayıncılık, 2015).
2. Arzach: Jean Giraud’nun çizdiği, sözsüz dört kısa hikâyeden oluşan grafik roman. Hikâyeler ilk olarak 1975’te, Fransız çizgi roman dergisi Métal Hurlant’ta yayımlanmıştır.
3. Yazar Jerry Siegel ve çizer Joe Shuster tarafından yaratılan Superman ilk olarak 1938’de, Action Comics adlı çizgi roman serisinin ilk sayısında; yazar Bill Finger ve çizer Bob Kane tarafından yaratılan Batman ise ilk olarak 1939’da, Detective Comics adlı çizgi roman serisinin 27. sayısında karşımıza çıkmıştır.
4. Swamp Thing: Alan Moore, Stephen Bissette ve John Totleben tarafından yaratılan çizgi roman serisi. 1972’de yayımlanmaya başlayan Swamp Things farklı seriler halinde, birçok yazar ve çizer tarafından devam ettirilmiştir. Halen yeni hikâyeler yayımlanmaktadır. The Saga of the Swamp Thing’in 29. sayısının Comics Code Authority tarafından reddedilmesi üzerine, Swamp Thing ve başka serileri yayımlamak için DC’nin alt-markası olarak 1993’te Vertigo Comics kurulmuştur. Vertigo’nun adı 2020’de DC Black Label olarak değiştirilmiştir.
5. 1939’da kurulan Timely Comics 1961’de Marvel Comics adını; 1934’te kurulan National Allied Publications 1977’de DC Comics adını almıştır.
6. Detective Comics 1939’dan beri yayımlanıyor.
7. Spawn: Todd McFarlane tarafından yaratılan, 1992’den beri Image Comics tarafından yayımlanan çizgi roman serisi.
8. Kendi eserlerini yayımlamak isteyen yedi yazar ve çizer tarafından 1992’de kurulan Image Comics günümüzde çizgi roman piyasasının üçüncü büyük yayıncısıdır.
9. Bkz. Uğur Erbaş, Germakoçi (İstanbul: İletişim Yayınları, 2022).
10. Bkz. Fırat Yaşa, Tepe (İstanbul: Karakarga Yayınları, 2016); Orhan Umut Gökçek, Tuş (İstanbul: Baobab Yayınları, 2022).
11. Bkz. Hakan Günday ve Emre Orhun, Kana Diz Kana (İstanbul: Flaneur, 2020).
12. Bkz. Aldous Huxley, Brave New World (London: Chatto & Windus, 1932). Türkçesi için bkz. Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya, çev. Ümit Tosun (İstanbul: İthaki Yayınları, 2021).
13. Murat Emir Eren ve Talip Ertürk’ün birlikte yazıp yönettiği Ada: Zombilerin Düğünü (2010) adlı filmi, Kutsal Motor’un YouTube kanalından izlemek mümkün.
14. Yazar Stan Lee ve çizer Steve Ditko tarafından yaratılan Spider-Man ilk olarak 1962’de, Amazing Fantasy adlı çizgi roman serisinin 15. sayısında görülmüştür.
