Monte Hellman
Film, Roman, Tarih ve Kurmaca
Cliff Booth
Aslında Kim?
Romandan uyarlanan filmler genellikle roman kadar etkileyici olmaz; çünkü edebiyat ve sinemanın imkânları arasındaki farklardan dolayı film, orijinal eserin bazı katmanlarını dışarıda bırakmak zorundadır. Ayrıca her roman sinemaya uyarlanmaya uygun değildir. Örneğin Sometimes a Great Notion (1964) adlı romanında Ken Kesey, 19. yüzyılda Oregon’a yerleşip odunculukla geçinmeye başlayan bir ailenin üç kuşağını şehir ve taşra çatışması dahilinde, modernist edebiyatın bütün nimetlerinden faydalanarak anlatmıştı. Paul Newman ise bu epik romanın geçmiş ve geleceğe ait zamansal katmanlarını çıkararak, orijinal eserle aynı adı ve karakterleri taşıyan, başarılı bir görüntü yönetmenliği içerse de yavan ve sıradan olmaktan ileri gidemeyen bir film meydana getirebilmişti ancak.1 Buna karşılık Miloš Forman, Ken Kesey’nin romanı One Flew Over the Cuckoo’s Nest’i (1962) küçük birkaç detay dışında neredeyse olduğu gibi sinemaya aktarmayı başarmıştı.2 Aslında Yeni Hollywood döneminde birçok roman sinemaya uyarlandı. Ancak bu romanlar nadiren orijinal esere sadık kalınarak uyarlandığı için ortaya çıkan, seçilen romanın farklı bir yorumunu sunan veya o romandan ilhamla çekilen filmler olmuştu. İki sanatsal form arasındaki imkân farkları nedeniyle filmler temel aldıkları romana göre genellikle daha az katman içeriyordu ama hikâyeyi etkileyici kılmak veya kafalarındaki hâle getirmek için yönetmenler yeni katmanlar da ekleyebiliyordu. Getting Straight (1970) ile Richard Rush’ın yaptığı budur.3 Francis Ford Coppola’nın Apocalypse Now’ı (1979) ise romandan “ilhamla” çekilen filmlere güzel bir örnektir.4 Demem o ki öyle veya böyle, romanlar sinemaya uyarlanagelmiştir ama “filmlerin de romana uyarlandığını”, 1970’lerde Amerika’da bunun yaygın bir hadise olduğunu, hatta buna İngilizcede novelization (romanlaştırma) dendiğini bilmezdim, ta ki Quentin Tarantino’nun Once Upon a Time in Hollywood (2021) adlı romanını okuyana kadar.
Adından da anlaşılabileceği gibi roman, Tarantino’nun Once Upon a Time… in Hollywood’unun (2019) uyarlaması. Filmin adındaki “üç nokta”nın romanın adında yer almaması filmde var olmayan katmanların romana eklenmiş olmasıyla açıklanabilir belki ama elbette hikâye aynı. Film gibi roman da “bir zamanlar” yani 7 Şubat–9 Ağustos 1969 tarihleri arasında Rick Dalton ve Cliff Booth karakterlerinin Hollywood’da başından geçenleri anlatıyor. Kırk iki yaşındaki Rick Dalton, kariyerine televizyon dizileriyle başlayıp sinemaya geçen, yaptığı dört filmlik sözleşme sona erdikten sonra da yan rollerde oynamak üzere dizilere geri dönmek zorunda kalan çok ünlü bir aktör ama eskisi kadar parlak bir yıldız değil. Kırk altı yaşındaki Cliff Booth ise Rick’in dublörü, şoförü, asistanı ve en yakın arkadaşı.
Hikâyenin geçtiği zaman aralığı dikkate alındığında Rick Dalton’ın, Yeni Hollywood’a uyum sağlayamayan bir Eski Hollywood yıldızı olduğu söylenebilir. Nitekim kendisi, Eski Hollywood’un sinema ve televizyon yıldızları Ty Hardin, Burt Reynolds, George Maharis, Vince Edwards ve Edd Byrnes’ten ilhamla yaratılan bir karakter.5 Rick, 1959–1963 yılları arasında yayınlanan Bounty Law sayesinde yıldız oluyor. Bu dizide Rick, Jack Cahill adlı bir kelle avcısını [bounty hunter] canlandırıyor. Dizinin özgün yanı, Eski Hollywood dönemine ait olmasına rağmen, ana karakterinin bir anti-kahraman olması. Ancak Rick tam da zirvedeyken şöhreti kaldıramamaya, sette sürekli olay çıkarmaya başlıyor; zaten alkolizm belirtileri de bu dönemde ortaya çıkıyor ve dizi 1963–64 sezonunun başında yayından kaldırılıyor. Yine de hâlâ bir yıldız olduğundan filmlerde rol almaya başlayan Rick, daha sonra Universal Pictures’la anlaşıyor. Rick’in başrolde olduğu en meşhur film The Fourteen Fists of McCluskey. İkinci Dünya Savaşı temalı bu filmin meşhur olmasının nedeni, bir Amerikan subayını canlandıran Rick’in film boyunca yüz elli Naziyi lav silahıyla öldürmesi. Üstelik Rick’in bu sahnelerde dublör kullanmadığı, rolüne hazırlanmak için iki hafta boyunca günde üç saat lav silahıyla talim yaptığı biliniyor. John Sturges’ın meşhur filmi The Great Escape’teki (1963) Hilts rolünü Steve McQueen’e son anda kaptırmış olması hakkındaki rivayetler de Rick Dalton’ı efsane hâline getiren olaylardan. Zaten McQueen ile Dalton’ın eski arkadaş olduğu biliniyor. Ne var ki Universal dört filmlik sözleşmenin sona ermesi için 1967’de Rick’i bir çocuk filminde rol almaya mecbur ediyor. Birkaç yıllık sinema kariyeri böylece biten Rick de o zamandan beri dizilerde konuk oyuncu olarak, “kötü adam” rolleriyle yer alıyor. Fakat kötü adam olduğu için –Eski Hollywood veya Hays Yasaları gereği– bölüm sonunda dayak yiyor, ölüyor veya hapse atılıyor.
Hollywood’daki kariyerinin tehlikede olduğunu Rick’e anlatan, menajer Marvin Schwarz oluyor. Rick ve eski işlerinin büyük bir hayranı olan Marvin, Eski Hollywood yıldızlarının gözden düşme “örüntüsünü” bildiğinden, kariyerini mümkün olduğunca kurtarmak için ona bir teklifte bulunuyor: Avrupa, özellikle de İtalya piyasası için spaghetti western’ler ile eurospy veya spaghetti spy olarak bilinen James Bond taklidi [rip-off] casus filmlerinde oynamak. Çünkü Marvin’e göre İtalyanlar, Amerikalı bir yıldızın İtalya’da film çekmesini ister; İtalya’da film çekmenin Hollywood’da yenilmek olduğunu bildiği için o yıldız gelmez, İtalyanlar da bulabildikleri Amerikalıyla yetinir. Marlon Brando’yu isterler, Burt Reynolds’ı alırlar; Warren Beatty’yi isterler, George Hamilton’ı alırlar. Steve McQueen’i alamayacaklarını anladıklarında da alabilecekleri McQueen’i yani Rick Dalton’ı seve seve kabul edeceklerdir.
Marvin’i haklı bulduğu için Rick’in canı epey sıkılıyor. Cliff ise ortada o kadar da kötü bir durumun olmadığını söylüyor. Sonuçta hâlâ bir yıldız olan Rick, Hollywood’da eskisi kadar iş yapamasa da Avrupa’da kariyerine yeniden başlayabilir ama en azından iki yıldır sadece Rick’in dublörlüğünü yaptığı için Cliff’in artık bir kariyerinin olduğu bile söylenemez. Cliff pratikte Rick’in asistanlığını yapıyor ve bu iş şoförlükle dublörlüğü de içeriyor, o kadar. Aslında İkinci Dünya Savaşı’nda üstün başarılar göstermiş, Sicilya’da en az on yedi İtalyan askerini bıçakla öldürmüş, Filipinler’de Japonlara esir düşüp kaçmayı başarmış, sonuçta da iki kere onur madalyasıyla ödüllendirilmiş bir savaş kahramanı olduğu için Cliff dublör camiasında büyük bir şöhrete sahip. Ama eşini öldürdüğüne dair dedikodular yüzünden o camiada artık kötü bir şöhreti var, dolayısıyla dublör olarak iş bulmakta çok zorlanıyor. Filmde bu konu muğlak bırakılsa da romanda Cliff’in eşini teknede, sinirlerine hâkim olamayıp zıpkınla öldürdüğü, savaş kahramanı olduğu için cinayetle suçlanmadığı belirtiliyor. Zaten başka bir zaman da iki çete üyesini öldürüp yine savaş kahramanı olması nedeniyle hiçbir suçlamaya maruz kalmıyor. Artık sadece Rick’in dublörü olmasının nedeni ise üç yıl önce The Green Hornet dizisinin setinde yaşadığı bir olay.
Batman’in arketipi sayılabilecek süper kahraman Green Hornet, 1936–1952 yılları arasında yayınlanan The Green Hornet adlı radyo tiyatrosunun başkarakteri olarak ortaya çıkıyor. Bu süper kahramanın maceraları 1940’ta çizgi roman, 1966’da ise televizyon dizisi olarak yayınlanmaya başlıyor. Dizide Green Hornet’i Van Williams, onun dövüş sanatları ustası yardımcısı Kato’yu da o dönem Hollywood’da yeni tanınmaya başlayan Bruce Lee canlandırıyor. Ne var ki Bruce Lee dövüş sahneleri çekilirken dublörlere gerçekten vuran, hatta onları yaralayabilen bir aktör. Her seferinde de dublörlerin kendi acemilikleri yüzünden darbe aldığını veya yaralandığını söylüyor. Lee gibi dublörleri “ebeleyen”6 birçok aktörün var olduğunu romandan öğreniyoruz. Eşini öldürdüğüne dair dedikodular yüzünden Cliff’e artık pek iş vermeyen dublör şefleri, böyle aktörleri “yanlışlıkla” dövmesi için Cliff’i çağırıyor, o da bu ekstra işlerden iyi para kazanıyor. Rick’in The Green Hornet’e konuk oyuncu olduğu bölümün çekildiği gün, bir mola esnasında Bruce Lee bazı oyunculara ve set görevlilerine ne kadar usta bir dövüşçü olduğunu anlatarak hava atıyor. Rick’in dublörü olarak Cliff de orada. Kalabalıktan birinin, Muhammed Ali’yle dövüşse kimin kazanacağını sorması üzerine Bruce Lee onu şuursuzca döveceğini söylüyor.7 Cliff bu lafa istemsizce gülünce Bruce Lee ona bir ders vermek istiyor. Cliff alttan almaya çalışsa da sahtekâr bulduğu Bruce Lee tarafından aşağılanmaya daha fazla tahammül edemeyip yaptığı hareketlerin sinemada ve televizyonda estetik göründüğünü ama gerçek bir kavgada, üstelik Muhammed Ali karşısında hiçbir şansı olmadığını söylüyor. Bunun üzerine Bruce Lee, Cliff’i “dostça” bir yarışmaya davet ediyor. Yaralamaya çalışmak yok, üç deneme yapılacak, iki kere sırtı yere gelen kaybedecek. Lee’nin tarzını anlamak için Cliff ilk elde düşse de ikinci elde onu yerden yere vuruyor. Tam üçüncü el başlamışken dublör şefi gelip ikisini ayırıyor. Başrol oyuncularından birini çalışamaz hâle getirme tehlikesini düşünmeden böyle dövdüğü için Cliff setten kovuluyor ve o günden beri sadece Rick’in dublörü olarak çalışıyor.
Nasıl ki Rick karakteri birkaç Eski Hollywood yıldızından ilhamla yaratıldıysa Cliff karakteri de ünlü dublörlerden ilhamla yaratılmış. Gary Kent ve Bud Ekins bu ilham kaynaklarından ikisi, ama Cliff Booth’a ruh veren, Gene LeBell ve Hal Needham. Profesyonel güreşçi ve iki kere ulusal judo şampiyonu olan Gene LeBell, gerçekten de dublörleri ebeleyen Bruce Lee’ye “haddini bildirmesi” için The Green Hornet’in setine çağrılan bir dublör. LeBell görevini yerine getiriyor ama Lee’yi yerden yere vurarak değil, onu “itfaiyeci usulü” sırtına alıp sette koşarak. Bu olaydan sonra ikisinin iyi arkadaş olduğu ve dövüş sanatları hakkında birbirlerinden çok şey öğrendikleri biliniyor. Ayrıca Cliff gibi LeBell’in de cinayet işlediğinden şüpheleniliyor.8 Hal Needham ise Kore’de savaştıktan sonra, 1959–1961 yılları arasında yayınlanan western dizisi Riverboat’ta başrol oyuncusu Burt Reynolds’ın dublörü oluyor, hatta ikisi beş yıl boyunca ev arkadaşı olarak yaşıyor.9 Bu durumda Rick Dalton’ı Burt Reynolds’ın bir izdüşümü olarak değerlendirmek de mümkün görünüyor.
1. Sometimes a Great Notion (yön. Paul Newman, 1971).
2. One Flew Over the Cuckoo’s Nest (yön. Miloš Forman, 1975).
3. Örneğin filmin başkarakteri Harry, Vietnam gazisi bir yüksek lisans öğrencisiyken orijinal eserdeki yani Ken Kolb’un Getting Straight (1967) romanındaki Harry gazi olmadığı gibi savaşla ilgili tek kelime etmez.
4. Heart of Darkness (1899) adlı romanında Joseph Conrad, fildişi ticareti yapan Belçikalı bir şirket için çalışan Kurtz’ün Kongo’daki faaliyetlerine odaklanır. Kurtz’e göre yerliler, sahip oldukları teknolojiden dolayı beyazları tanrısal bir varlık olarak algılar. Yerlilerden daha fazla fildişi temin etmenin yolu da onlara tanrı gibi hükmetmektir. Uzun zamandır Kurtz’ten haber alınamadığından, şirket durumu araştırması için Charles Marlow’u Kongo’ya gönderir. Coppola’nın filminde ise Kurtz, tanrı gibi hükmederek Vietnamlıları mağlup edeceğine inanan bir albaydır. Marlowe’un yerini de verimsiz ve etik dışı yöntemleriyle “Amerikan ordusunu zor duruma sokan” Kurtz’ü öldürmek için Vietnam’a gönderilen Yüzbaşı Willard almıştır.
5. Gabrielle Bruney, “The Real Story Behind Leonardo DiCaprio’s Once Upon a Time in Hollywood Character”, Esquire, 26.07.2019; Rebecca Alter, “Who’s Who in Once Upon a Time in Hollywood: A Character Guide”, Vulture, 02.08.2019.
6. Romanda tagging olarak geçen ifade bu bağlamda Türkçeye “ebelemek” olarak çevrilebilir. Quentin Tarantino, Once Upon a Time in Hollywood (Londra: Weidenfeld & Nicolson, 2021), 204.
7. “I’d beat him senseless.” Tarantino, Once Upon a Time in Hollywood, 209.
8. “Once Upon a Time in Hollywood”, Wikipedia, erişim tarihi: 4 Ağustos 2024; Eugene S. Robinson, “Debunking Tarantino’s ‘Mockery’ of Bruce Lee”, OZY, erişim tarihi: 4 Mayıs 2024.
9. Brady Langmann, “The Stuntman Who Inspired Brad Pitt’s Once Upon a Time in Hollywood Character is More Badass in Real Life”, Esquire, erişim tarihi: 04.08.2024; “Hal Needham”, Wikipedia, erişim tarihi: 4 Ağustos 2024.
