Monte Hellman
Film, Roman, Tarih ve Kurmaca
Filmin de romanın da iki ana karakteri Rick ve Cliff ama özellikle de romandaki yeni katmanlar sayesinde karakteri belirginleşen Cliff yan rolden başrole yükselmiş. Fakat temel olarak hikâye sabit: Bir Eski Hollywood yıldızının, Yeni Hollywood başlarken kariyerini sürdürme çabası. Rick çabalamak zorunda, çünkü sektörü dönüştüren hippilere hiç sempati duymuyor. Ama Rick’in Yeni Hollywood’un diğer veçhelerine de pek ilgi duyduğu söylenemez. Örneğin Marvin, spaghetti western’lerde oynaması için İtalya’ya gitmesini önerdiğinde Rick o filmlerin birer saçmalık olduğunu söylüyor. Gerçi İtalyan yapımı olan bu filmler başlangıçta Hollywood’un bir parçası değildi; ama Hollywood’un western anlayışını değiştirdiği için Yeni Hollywood’la aralarında bağ kurulabilir. Geleneksel bir sinema anlayışı olan Rick’e göre film dediğin The Great Escape (1963) gibi, Ben-Hur (1959) gibi olmalı. Cliff ise filmde onu ikna etmeye çalışıyor. İzlediği iki film üzerinden bütün spaghetti western’leri yargılamaması gerektiğini söylüyor. Nitekim aktör olduğu halde Rick’in değil, Cliff’in rafine bir sinema zevki olduğunu görüyoruz.
Savaştan sonra bir süre Paris’te aylaklık edip Amerika’ya döndüğünde Cliff, Fransız Yeni Dalgası ve İtalyan Yeni Gerçekçiliği ortaya çıkmış olmasına rağmen Amerika’da eski sinema anlayışının sürdüğünü görüyor. Sinema burada hâlâ bütün aile fertlerine hoş vakit geçirtmeyi amaçlayan bir eğlence olarak algılandığı için genellikle tarihi epikler veya müzikal filmler çekiliyor. Cliff’e göre bu, sinemanın gerçekle bağının kopması demek. Peki, II. Dünya Savaşı’ndan sonra sinema nasıl olmalı? Bu soruyu cevaplayabilmek için dünya sinemasını takip etmeye başlıyor, özellikle Akira Kurosawa’ya hayran oluyor. Fakat Cliff’in Yeni Hollywood hakkındaki düşüncelerini bilmiyoruz. Gerçi Şubat 1969 itibarıyla neredeyse motorcu ve hippi filmlerinden ibaret olan Yeni Hollywood’un henüz pek sanatsal derinliğinin olduğu söylenemez. Hayatından ve Rick’le girdiği diyaloglardan Cliff’in hippilere pek sıcak bakmadığını anlayabiliyoruz. Onları refah toplumunun artığı olan, sahte tavırlı bir grup serseri olarak gördüğünü düşünebiliriz.1 Dolayısıyla Yeni Hollywood’dan hazzetmiyor olmalı.
Her ne kadar Rick ve Cliff hippilerden hoşlanmasa da Yeni Hollywood dönemini başlattıkları için şehrin caddelerinde onlara rastlıyoruz. Cliff bir gün Rick’i Lancer dizisinin setine bırakmış dönerken birkaç hippi kızın otostop çektiğini görüyor. Gün içinde üç kez bu kızlardan biriyle göz göze gelseler de ancak dördüncü sefer kız, Cliff’in –daha doğrusu Rick’in– arabasına binebiliyor. Yol boyunca süren diyalogdan anlıyoruz ki Pussycat lakaplı bu kız ve arkadaşlarından oluşan bir hippi komünü Chatsworth’teki Spahn Çiftliği’nde yaşıyor. Eskiden western film ve dizilerinin çekildiği bir film platosuyken, zamanla gözden düşüp atıl kalan bu çiftlikte western setlerini görmek isteyen turistler için at sırtında turlar düzenleniyor artık. Eskiden buradaki setlerde de çalıştığı için Cliff, çiftliğin sahibi, artık seksen yaşında ve neredeyse kör olan George Spahn’ı tanıyor. Dolayısıyla George’un, hippilerin orada yaşamasına izin verdiğine pek inanmıyor. Onların bir şekilde George’u istismar ettiğinden şüpheleniyor. Pussycat komünün lideri Charlie’den övgüyle bahsettikçe Cliff’in merakı daha da artıyor. Söz konusu Charlie, Charles Manson; komün ise Manson ailesi.
Filmde sadece bir kez görünen Charles Manson karakterine romanda birçok gerçek katman eklenmiş. Manson aslında rock yıldızı olmak için bağlantı bulmak amacıyla Hollywood’a gelmiş, bir yandan da o dönemin karşı-kültürüne özgü spiritüel retorikle etrafına bazı gençleri toplamış bir hippi özentisi. Ama o gençlerin gözünde, dünya nimetlerine tenezzül etmeyen, münzevi bir rehber, amacı da müziği yoluyla insanlara ulaşarak dünyayı değiştirmek. En azından kendi dünyasını değiştirebilmek için –ve yanındaki güzel kızların sayesinde– bazı önemli kişilerle tanışıyor. Bu kişiler, dönemin ünlü rock gruplarından The Beach Boys’un davulcusu Dennis Wilson2 ve ünlü müzik yapımcısı Terry Melcher. Üstelik Manson yazıp bestelediği bazı şarkıları Wilson ve Melcher’a dinletiyor. Manson’ın “Cease to Exist” şarkısına The Beach Boys, “Never Learn Not to Love” adıyla 20/20 (1969) albümünde yer veriyor, ancak “aralarında anlaştıkları için” söz yazarı ve besteci olarak Manson’ın adı geçmiyor.3 Bu arada Manson ve Wilson sıkı bir dostluk kuruyor, hatta Manson “ailesiyle” birlikte altı ay boyunca Wilson’ın evinde kalıyor. Onun yüksek dozlarda aldığı LSD yüzünden çok tehlikeli hâle geldiğini ve aslında müzikten pek anlamadığını, üstelik ailenin cinayet işlediğini fark eden Wilson ise Sunset Boulevard’daki evini gizlice terk ediyor. Bütün eşyaları çalan Manson ailesi de kira sözleşmesinin bitmesine üç hafta kala evden atılıyor. Bu olaylardan sonra aile, kızların ev işlerini yapması ve George Spahn’ın gönlünü hoş etmesi karşılığında, Ağustos 1968’de Spahn Çiftliği’ne yerleşiyor.4
Müzik kariyerine devam edebilmek umuduyla Charles Manson 23 Mart 1969’da Terry Melcher’ın 10050 Cielo Drive’daki evine gidiyor. Ancak onu karşılayan Melcher değil, İranlı fotoğraf sanatçısı Shahrokh Hatami oluyor.5 Sharon Tate evde, Roma’ya gitmek için hazırlanıyor. Manson, Terry’yi aradığını söyleyince Hatami onun buradan taşındığını, nereye gittiğini de ancak ev sahibinin bildiğini söylüyor. Bunun üzerine Manson evin müştemilatında yaşayan ev sahibi Rudi Altobelli’ye gidiyor. Altobelli de Terry’nin nerede olduğunu bilmediğini söyleyip onu başından savıyor.6 İşte Polanski ve Tate çiftinin yaşadığı bu evin hemen yanındaki ev Rick Dalton’a ait. Nitekim filmde Cliff, Rick’in evinin çatısındaki televizyon antenini tamir ederken Manson, Polanskilerin kapısını çalıyor. Filmde sadece bu kadar görünen Manson romanda oradan ayrılırken, çatıdan kendisini izleyen Cliff’le göz göze gelip kendine has meşhur dansı icra ediyor, sonra da arabasına atlayıp gidiyor. Ayrıca Manson ailesi’nin Yeni Hollywood yönetmeleriyle yapımcılarının yakın dostu Donna Greenberg’ü de ziyaret ettiğini biliyoruz:
“Karşı-kültürün resmi ideolojisi sevgi olsa da işler tuhaflaşmaya başlamıştı. Donna Greenberg’ün evi, uğrayan herkese her zaman açıktı. ‘Güzel, güneşli bir pazar sabahı, dört yaşındaki ufaklık, dadı, kocam ve on üç-on dört yaşındaki büyük oğlumuzla birlikte verandada kahvaltı yapıyorduk’ diye hatırlıyor Greenberg. ‘Denize bakan duvarı barış işaretleri, grafiti gibi şeylerle daha yeni boyamıştık. Aniden, gördüğüm en dehşet verici hippi güruhu bizim verandaya çıktı, etrafımızda durup bize baktılar, evimizde dolaştılar. Korkmuştum ama ne diyeceğimi bilmiyordum ve ayrıca 60’lardaydık; o zamanlar incik boncuk, mücevher ve bandana takanlara nazik davranırdık. İçerideki piyanonun üstünde çocuklar, ailem, sevdiklerim ve tanıdığım herkesin fotoğrafları vardı, küçük gümüş çerçevelerde. Piyanonun etrafına toplanıp fotoğraflara baktılar. Sonra yürüyüp gittiler, bizse sarsılmıştık. Plajın sonuna kadar gittiler ama çıkamadılar, sonra bir polis arabası geldi, oraya yürüyüp polise onları bırakmalarını, onların benim misafirim olduğunu söylerken buldum kendimi. Neden böyle yaptığımı sormayın. İşte onlar Manson ailesiydi.”7
Filmde de romanda da Manson ailesinin yer aldığı sahnelerin çoğu, gerçek olaylara dayanıyor. Ancak gerek filmde gerekse romanda neyin gerçek, neyin hayal ürünü olduğunu anlayabilmek için dönemin popüler kültürüne de karşı-kültürüne de ilgi duymak gerekiyor. Örneğin kurmaca bir karakter olan Rick Dalton’ın kariyerinin de kurmaca olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir. Bu kariyerin arkeolojisini yapmak ise filmdeki ayrıntıları araştırarak mümkün oluyor. Rick’i ünlü eden Bounty Law dizisi, başrolünde Steve McQueen’in olduğu Wanted Dead or Alive dizisinden ilhamla oluşturulmuş. The F.B.I. dizisi gerçek ama başroldeki Burt Reynolds’ın yerine Rick Dalton’ı canlandıran Leonardo Di Caprio geçirilmiş. The Great Escape’te McQueen’in rolünü alsaydı ne olacağını görmek için Virgil Hilts rolünde de Dalton kullanılmış. Keza İtalya’da çekilen Operazione Dyn-O-Mite! (1969) filmini “elde etmek” için Sergio Corbucci’nin Moving Target (1967) filminden bazı sahnelere Dalton yerleştirilmiş. Aslında var olmayan Operazione Dyn-O-Mite!, gerçek bir yönetmen olan Antonio Margheriti’ye ait ki adı Inglourious Basterds’ta da (2009) anılmıştı. The Green Hornet ve Lancer dizileri de Rick Dalton diye birinin asla rol almadığı, gerçek yapımlardan.
Filmdekinin aksine romanda Sharon Tate’in ailesinin yanından ayrılıp, oyuncu olmak için Hollywood’a gitmesinden bahsedilmiş. Bu sahnenin gerçeğe ne kadar sadık olduğunu bilemiyoruz ama Tate’in Dallaslı olduğu ve oyuncu olmak için aile evinden ayrıldığı gerçek. Ancak romandaki bu sahnenin, gerçeği bire bir yansıtmadığını düşünmek için yeterince neden var. Bu sahnede, otostop çeken Sharon Tate’i almak için duran arabanın arkasına bağlı özel karavanın içinde bir atın olduğunu görüyoruz. Bu bir rodeo atı, arabayı kullanan da Ace Woody adında usta bir rodeocu. Aslında Ace Woody, Tarantino’nun Django Unchained (2012) filminin orijinal senaryosunda yer alıp filmde yer almayan bir karakterin adı.8 Fakat romandaki Ace her haliyle Sam Peckinpah’ın Junior Bonner (1972) filmindeki Ace Bonner karakterini hatırlatıyor. Ace Bonner ise Steve McQueen’in canlandırdığı, civarın en iyi rodeocusu olan, filmin başkarakteri Junior’ın babası. Bu bağlantıyı kurabilmek için Junior Bonner’ı daha önce tesadüfen izlemiş olmak gerekliyse de izlememiş olmak olay örgüsünü zayıflatmıyor. Sonuç olarak Tarantino sinema ve edebiyatın imkânlarından ayrı ayrı yararlanarak hikâyesini eğlenceli bir şekilde anlatmayı başarıyor. İyi ama hikâye aslında neyi anlatıyor?
*
Hippiler gerçekten de bir zamanlar Hollywood’daydı. Onların bir kısmı, yeni bir medeniyet arayışındaki gerçek hippiler; bir kısmı, hippi karşı-kültüründen etkilenerek Yeni Hollywood içinde ayrı bir ekol yaratan genç sinemacılar; bir kısmı da Manson ailesiydi. Etrafındaki hippi özentilerine göre Manson, İsa’nın yeniden vücut bulmuş hâli, kendileri de onun havarileriydi. Üstelik artık ABD olarak tezahür eden Roma İmparatorluğu’na karşı savaştıklarını düşünüyorlardı. Rick ve Cliff’in hippilerden hoşlanmamasının nedeni, gerçek hippiler yerine Manson ailesine rastlamaları olabilir yani. Ama hippileri sevmemek için Rick’in bir sebebi daha vardı: Onlar ilk örnekleri 1967’de görülen yeni tarzdaki filmlerin9 ardından yeni bir ekol yaratarak tam anlamıyla Yeni Hollywood’u başlatmışlardı. Marvin’in, İtalya’da film çekmesi için Rick’i ikna etmeye çalışırken söyledikleri de bunun kanıtıydı. Artık Hollywood sinemasında söz sahibi olabilmek için Eski Hollywood yıldızlarının hippi çocuklarından biri olmak gerekiyordu: “Bugün filmlerde başrol almak için birinin hippi oğlu olman lazım. Peter Fonda, Michael Douglas, Don Siegel’ın oğlu Kristoffer Tabori, koduğumun Arlo Guthrie’si! Saçları tarumar, kadın mı erkek mi belli olmayan tipler, artık başrolde bunlar var.”10 Devrim başlamadan bitmiş, hippilik çoktan metalaştırılıp popüler kültüre dahil edilmişti. Belki de Rick’i rahatsız eden buydu. Ancak yine Marvin’in dediğine göre İtalya’daki popüler kültür, hippiliği benimsememiş, bu nedenle de Eski Hollywood anlayışı orada geçerli kalmaya devam etmişti. Zaten Marvin bu nedenle Rick’in İtalya’da rahat edeceğini düşünüyordu.
Romanda Marvin ile Rick, 8 Ağustos 1969 gecesi telefonda konuşuyor. Filmde ise gece yarısından sonra yani tarih artık 9 Şubat 1969 olduğunda, Rick ertesi günkü çekim için ezber yaparken evinin önünde yabancı bir arabanın motoru çalışır hâlde park etmiş olduğunu fark ediyor. Ne olduğunu anlamak için bahçeye çıktığında arabanın içinde dört hippi olduğunu görüyor: Manson ailesinden Tex Watson, Susan Atkins, Linda Kasabian ve Patricia Krenwinkel. Şoför koltuğundaki Tex’e öfkeyle yaklaşıp “Hey, Dennis Hopper!” diye bağırıyor. “Burası benim özel mülküm. Burada ne işin var?!”11 Rick’in yaygarası üzerine Tex, kaybolduklarını söyleyip arabayı bahçe dışına çekiyor. Kayboldukları doğru. Çünkü Manson onları 10050 Cielo Drive’a, Polanski ve Tate’in evine yolluyor, onlar ise yanlışlıkla, Rick’in hemen yandaki evine gidiyor. Gerçekte kapının önünde gözcülük eden Linda filmde diğer üçü eve girmeden önce korkup kaçıyor. Kulağında kulaklıkla Rick havuzunda içki içip ezber yaparken Tex, Susan ve Patricia eve dalıp Rick’in İtalya’da evlendiği eşi Francesca ve Cliff’i öldürmeye çalışıyor. Ancak LSD etkisindeki Cliff eğitimli köpeği Brandy’nin yardımıyla ikisini, Rick de McClusky filminden yadigâr lav silahıyla yakarak, havuza düşen üçüncüyü öldürüyor. Polisler ve ambulans gittikten sonra Jay Sebring kapının önüne çıkıp neler olduğunu Rick’e soruyor, Rick konuşurken de onun bir zamanlar Jack Cahill’i canlandıran o meşhur aktör olduğunu fark ediyor. Bunun üzerine Sharon’a haber verip Rick’i içerideki partiye davet ediyor. Rick kariyerini kurtaracağından emin bir şekilde Roman Polanski’nin evine girerken film sona eriyor.
Manson ailesinden üç kişinin Rick’in evinde, Cliff ve Francesca’yı öldürmeye çalışırken başlarına gelenleri gösteren sahne romanda yer almıyor. 8 Ağustos gecesi Rick önce Marvin’le telefonda konuşup kariyerine İtalya’da devam etmektense Hollywood’da mücadele etmeye karar veriyor, sonra da bir içki hazırlayıp ertesi günkü sahne için ezber yapmak üzere bahçeye çıkıyor. Bahçede Polanskilerin evindeki partiye gelenlerin arabalarını seyrederken Porche’sinin içinde eski dostu Steve McQueen’i görüyor. Onunla biraz eski günleri yâd ettikten sonra içeri geçtiğinde telefon çalıyor. Arayan Rick’in Lancer’daki küçük rol arkadaşı Trudi. İkisi telefonda ertesi günkü sahne için çalışırken biz tam o sırada Manson ailesinin hemen yandaki evde beş kişiyi öldürmekte olduğunu biliyoruz.12 Ancak romanda bu cinayetten asla bahsedilmiyor. Filmde Sharon Tate’in intikamını alan Tarantino romanda, yakın çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkiler üzerinden onun karakterini tasvir etmeyi, belki de böylece onun anısını yaşatmayı tercih etmiş.
*
Yönetmenlik kariyeri boyunca Quentin Tarantino’nun Yeni Hollywood’u, özellikle de bu dönemin bazı B filmlerini estetize ederek yeniden çektiği söylenebilir. Nitekim Tarantino, Cinema Speculation (2022) adlı kitabında, Yeni Hollywood tarihini çocukluk anılarıyla birlikte anlatarak bu döneme olan tutkusunu ve hayranlığını büyük bir keyifle dile getirmişti. Once Upon a Time in Hollywood ise –filmin aksine– Yeni Hollywood tarihi olarak da okunmaya müsait. Çünkü bu roman, tarihsel romanların fonunda sadece büyük toplumsal dönüşümlerin, devrimlerin yer almak zorunda olmadığını, bazı gündelik hayat pratiklerinin yavaşça değiştiği birkaç aylık bir kesitin bile fon olarak kullanılabileceğini kanıtlıyor. Hollywood’da sinema anlayışı değişirken kariyerini kurtarmaya çalışan bir aktör, II. Dünya Savaşı’nda yer alarak Amerika’nın yakın tarihine bizzat tanıklık etmiş bir dublör, bir karşı-kültür hareketi olarak ortaya çıktıktan sonra popüler kültürü bile dönüştürmeyi başarsalar da metalaşarak sisteme dahil edilen hippiler ve Manson ailesi. Hepsi birlikte bir zamanlar Hollywood’da…
1. Kenneth Rexroth, “Beat Kuşağı Üzerine,” Beat Kuşağı Antolojisi içinde, haz. Şenol Erdoğan (İstanbul: Sel Yayıncılık ve Altıkırkbeş Yayın, 2011), 32–36.
2. Dennis Wilson, Monte Hellman’ın kült filmlerinden Two-Lane Blacktop’ta (1971) iki ana karakterden biri olan Tamirci’yi [The Mechanic] canlandırmıştı.
3. Wilson’a göre biraz para ve bir motosiklet karşılığında Manson telif haklarından vazgeçiyor. The Beach Boys’un ses mühendisi Stephen Desper’a göre ise Manson’ın hırsızlığı yüzünden grup söz yazarı ve besteci olarak onun adını kullanmıyor. “Never Learn Not to Love”, Wikipedia, erişim tarihi: 16 Ağustos 2024.
4. “Charles Manson”, Wikipedia, erişim tarihi: 16 Ağustos 2024.
5. Romanda Manson’ı karşılayan ise Jay Sebring’dir. Quentin Tarantino, Once Upon a Time in Hollywood (Londra: Weidenfeld & Nicolson, 2021), 169. Sharon Tate’in eski sevgilisi olan ve “ünlülerin kuaförü” olarak bilinen Sebring’in, Hal Ashby’nin yönettiği Shampoo (1975) filminde Warren Beatty’nin canlandırdığı George Roundy karakterine ilham olduğu da söylenir.
6. “Charles Manson”, Wikipedia, erişim tarihi: 16 Ağustos 2024.
7. Peter Biskind, Easy Riders, Raging Bulls: How the Sex ‘n’ Drugs ‘n’ Rock ‘n’ Roll Generation Saved Hollywood (Londra: Bloomsbury, 1999), 59.
8. “Ace Woody”, The Quentin Tarantino Archives, erişim tarihi: 2 Eylül 2024.
9. Bonnie and Clyde (yön. Arthur Penn, 1967) ve The Graduate (yön. Mike Nichols, 1967).
10. “You gotta be somebody’s hippie son to star in movies nowadays. Peter Fonda, Michael Douglas, Don Siegel’s kid Kristoffer Tabori, Arlo fuckin’ Guthrie! Shaggy-haired androgynous types, those are the leading men of today.” Tarantino, Once Upon a Time in Hollywood, 382.
11. Easy Rider (1969) gösterime gireli daha bir ay bile olmamıştı ve bu film, Hollywood’da işlerin eskisi gibi devam etmeyeceğini kesin olarak kanıtlamıştı. Dolayısıyla Rick için hippi imgesi, onun mesleğini elinden alan düşman anlamına geliyor olmalı. Easy Rider’ın yönetmeni Dennis Hopper’ı da bu imgenin insan suretindeki hâli olarak düşünebiliriz.
12. Manson Ailesi’nden Tex Watson, Susan Atkins ve Patricia Krenwinkel o gece Jay Sebring, Wojciech Frykowski, Abigail Folger, Steven Parent ve sekiz buçuk aylık hamile olan Sharon Tate’i, doğmamış çocuğuyla birlikte öldürmüştü. “Tate–LaBianca murders”, Wikipedia, erişim tarihi: 30 Ağustos 2024.