1953 ve 2021 yılları arası dolar-TL grafiği, kaynak: fxtop.com
4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, …

TeknoSofist’in ilk bölümünü Şubat 2018’de çekmişiz. Seksi bir tema bulmuş, bir o kadar da albenili bir başlık seçerek izleyici çekmeye çalışmıştık: “Dolar dört lirayken neden cep telefonlarına bu kadar çok para veriyoruz?”

Dolar şimdi on dört liraya yaklaşıyor dört yıl sonrasında.

Bu durumun en ucuz tahlillerinden biri, toplumun ekonomi eğitiminin olmadığı. Ekonomi eğitimi de zor iş, hele hele ortaokul ya da lise seviyesinde; çünkü ekonomi sosyal bilimlerin matematiksel bilimlerle kesiştiği nadir alanlardan biri. Bizde ne bunu kitlesel öğretecek kitle, ne altyapı, ne de hatta ders kitabı var. Bunun için de “Faiz enflasyonu yaratır” diyebilen insanlar var oluyor.

Fakat bu devirde ekonomi eğitimini, iktisadi düşünme kabiliyetinin kitleselleşebilmesini “devletten”, yani ülkenin eğitim sisteminden beklemek gerçekçi değil. Soruyu tersten soralım: Hepimizin cebinde internete bağlı, “bu kadar para verdiğimiz telefonlar” varken, neden hâlâ ekonomik düşünme kabiliyetini toplumsal olarak geliştiremiyoruz.

Siyasal İslamcı cehaletine gelmeden, bunun ilk adımlarını çoğumuz aslında fark etmişizdir. Marksizmin sınırsız ve sorumsuz bir “paylaşım” ekonomisi olarak sunulmasına sessiz kalmamız, doların şu kadar olmasına sessiz kalmamızdan farklı değil.

Anlattıklarıma karşı güzel bir argüman var. O da ekonominin bir sosyal bilim olduğu, matematiksel kesinlikten ziyade toplumsal dinamiklere ve hatta ideolojilere bağlı olduğu. Bu argüman elbette isabetli ama bir o kadar da kırılgan; çünkü ideolojilerin netlikten ve kesinlikten uzak olduğunu da, sosyal bilimleri bu şekilde kodlayanlar iddia ediyor. Şıracının şahidi bozacı.

Keza ekonomiyi sadece sınırsız ihtiyaçlara karşı sınırlı kaynak paylaşımı bilimi olarak görenler de Marksizmi bu paylaşımın uç örneği olarak kodlayanların yolunu açıyor. Körler sağırlar birbirini ağırlıyor böylece.

Kimin neyi ne kadar hak ettiği, neyi kiminle ne kadar paylaşabileceğimiz, çünkü ideolojilere bırakılamayacak kadar önemli bir hadise. Bu soruya kafa yormadan, doların on dört lira olmasını anlamaya çalışmak da anlamsız ve zor.

Ama bu sorunun cevabı, hele hele internet ve vikipedi devrinde, bence sadece bunlar değil. Cevap daha derinlerde; çünkü ister siyasal İslamcı olun (ağzımdan yel alsın), ister solcu falan, internette rahatla erişebileceğiniz soğuk ve net ve rakamsal verilere rağmen, hâlâ toplumsal olarak ortak bir noktada buluşamıyoruz. Verileri kendimize göre yorumluyoruz. Verileri. Yorumluyoruz.

Bu cüretin ardında iktisadın siyasi bir saha olarak algılanması yatıyor. Mesele, şüphesiz iktisadın ideolojik olmaması değil, ne kadar ideolojik olması gerektiği. Zira aksi takdirde iktisat eğitimini bile polarizasyondan ve sığ ideolojik kamplaşmalardan kurtaramayacağız. Matematiksel netlik, yerini sığ ayrışmalara bırakacak; çünkü iktisat maçına çıkarken altında birleşeceğimiz bayrak, kızıl ya da altın rengi bir bayrak değil, bayrak olarak sallayacağımız logaritma cetveli olmalıdır.

Aksi takdirde hakem faul verdiğinde suçu hakemde buluruz, kurallarda değil.

Can Başkent, dolar, ekonomi, ideoloji, Marksizm, para, veri