Söyle Bana…
Farkında mısınız, son yıllarda internetle aramızdaki ilişkiyi yeniden şekillendirecek, yapıp bozacak bir gelişme olmadı. Sosyal medya fırtınalarının, mikro-yatırımcılar için cep telefonu temelli uygulamaların falan yarattığı etki artık eskisi gibi değil; çünkü devir yeni icat çıkarmanın değil, büyük aktörlerin daha da büyümesinin devri. Büyük dört firma, örneğin, artık bireysel kullanıcılara değil kurumsal kullanıcılara, daha pahalı lisanslarla kitlesel satışlara yöneliyor. Bunların üstüne de sahip oldukları milyarlarca kullanıcının, yani bizlerin, kişisel verilerini ekliyorlar. Zira e-posta arabiriminde, cep telefonu pil sürelerinde vesaire ufak tefek rötuşlar dışında ilerletecek pek bir şey kalmadı.
İyimserseniz bu iyiye delalet; devrime çeyrek var demek. Karamsarsanız, tekno-felaketin bir işareti bu; çöküşe çeyrek var demek. Devrime çeyrek var, çünkü şu sıralar atalet çağındayız, devrim için gerekli maddesel koşulların daha bir ivmeyle biriktiği bir dönemdeyiz. İnternet teknolojilerinin ve internet kapitalizminin yavaş yavaş duraklamaya, zamanla da gerilemeye başlamasına çeyrek var demek. Çöküşe çeyrek var, çünkü çökecek olan sadece sistem değil bizler, proleterler, küçük burjuvalar, yani çoğumuz. Marketten alışveriş yapamayacağımız, elektrik kesintilerine alışmaya başlayacağımız bir dönemdeyiz.*
Şüphesiz, bu iki alternatifin zemininde yine aynı ortak nokta var. Bu dört şirketin para kazanma mekanizmaları. Bedavanın çekiciliğiyle bizleri tavlamaları, sonrasında bizlerin toplumsal olarak hâlâ verinin değerini bilmememiz ve nihayetinde de bu verileri siyaseten doğrucu bir şekilde değerlendirmeyi beceremememiz; çünkü bunlar gerçekten kolay iş değil. Bırakın zorluklarını, ilk adımı atacak basireti hâlâ gösteremiyoruz. Bırakın ilk adımı atmayı, bu ilk adımın ne olduğunu bilmiyoruz. Nihayetinde de sadece üç beş kişi Facebook hesabını kapattığıyla kalıyor.
Sürekli aynı benzerliği kurarım: E-posta teknolojisi nasıl artık güvenli, firmaların veri madenciliğinden nispeten bağımsız şekilde çalışabiliyorsa (çünkü büyük şirketler dışındaki bir sunucu vasıtasıyla e-posta kullanmanın hiçbir dezavantajı yoktur), neden Twitter örneğin, benzer şekilde çalışmıyor? Twitter’ın siyaseten doğrucu alternatifleri var, ama aynı etkiye ve yaygınlığa ulaşmaları kâğıt üstünde bile mümkün görünmüyor. Hele hele Amerikan liberalliğinin tatlı soslarına bulanan Twitter’ın sokak siyasetini “sansürlememe” politikası ve huyu nedeniyle (Gezi’yi anımsayın), Twitter’ın tahtını sallamak namümkün.
Bunun siyasetini anlamak zor değil. Zira hemen hemen hiçbir devrimci yenilik geçirmeyen Twitter’ın tahtında kalmasının tek yolu, çoğu kullanıcının bir dediğini iki etmemek. Bunu yaparken de kullanıcılara alternatif vermemek de gerekmekte. Para içinde yüzen firmalar için bu da zor değil. Hemen hemen tüm büyük teknoloji şirketlerinin yaptığı üzere, büyüyüp rakip hâline gelme ihtimali olan ufak tefek her firmayı startup’ı satın almak ise en kolay yöntem. Teknokratik postkapitalizmin ayna gibi net bir resmi bu. Bu ayna her krizde, halka arzda, çeyrek dilim kâr payı ilanında zaten parlatılıyor. Hisseler ve kârlar rekor kırıp duruyor.
Karamsarların da nispeten haklı olduğu nokta da bu. Aynanın parlaklığını korumasının tek yolu, sırrını muhafaza etmenin biricik yöntemi, kullanıcıyı devrimlerle ürkütmemek. Yeni logonun öncekine çok benzemesinin, kullanıcı arabiriminin yıllar içinde ancak ufak ufak rötuşlanmasının, yeni teknolojilerin çekine çekine yeni sürümlere eklenmesinin nedenlerinden biri de bu; çünkü biz internet kuşağı artık yaşlanıyoruz. Yeni teknolojileri öğrenecek zamanımız ve hevesimiz yok. Kitle yaşlanıp üşengeçleştikçe, yeni neslin açlığını önce Snapchat sonra da TikTok gibi saçmalıklar dolduracak. Bu saçmalıklar vasıtasıyla sararmış güller bile popülerleşmeye devam edecek.
Bu aynaya bakıp bir şeyler dileme şansımız var elbet. Zira karamsarların dediği gibi, bu gidişatı ancak sihirli bir ayna düzeltebilir.
* Brexit İngiltere’sindeki gıda ve benzin kıtlığı, Facebook grubu saçmalıkların neredeyse altı saat çökmesi gibi şeyler artık alışıldık ve beklenir oldu.
