Ben de Dinlesem Ya…
0.
Kaset takası yapa yapa müzik dinlemeyi öğrendim ve sevdim; çünkü takas yapabilmek aslında müzikten ziyade apayrı sosyal kimi kabiliyete dayalıydı. Bir kere, istediğiniz müziğe sahip birilerini tanımanız, böyle bir sosyal çevre yaratabilmeniz icap ediyordu. Bunun bir tık üstü de bilmediğiniz ama güzel müzikleri size neredeyse zorla dinletecek, bu kasetleri size ödünç vermeye gönüllü ve hevesli arkadaşlarınızın olmasıydı. Bu da yetmiyor, bir de ödünç aldığınız kasetleri zamanında vermeniz, bunun sorumluluğuna sahip olmanız gerekiyordu. Böylece hem kaset alışverişine devam ediliyor hem de kaset ortamlarında saygın bir konuma ulaşılıyordu. Kaset takası da bir tür “piyasa”ydı. Bağlantılarınız, piyasanın gidişatından anlayan bir “burnunuz”, itibar gören bir zevkiniz ve etkileyici bir persona’nız olmalıydı. Aksi takdirde Sezen Aksu’ya mahkûmdunuz.
1.
Müzik dinleyebilmenin, yeni yeni müziklerden haberdar olmanın tek şartı para değil, böyle bir piyasa ve çevre yapabilmekti; çünkü gerekli şey, tekrarlıyorum, para değil emekti. Bu belki biraz romantikçe, müzisyenin emeğine sahip çıkmak, o emeğe kendi emeğimizle karşılık verme hevesiydi. Kasetleri birbirine çekerken belki o emekten birazcık tırtıklıyorduk, ama en azından bu esnada sanatkârın emeği ve kabiliyeti önünde diz çöküyorduk. Dahası korsana falan da para vermiş olmuyorduk.
Devir değişti. Artık müzik keşfetmek, sanatkârla bağ kurabilmek için bu kadar emek harcamak gerekmiyor. Aslında emek falan harcamak da gerekmiyor. Algoritmalar bu işi bizim için yapıyor.
Algoritmalar.
2.
Mesele algoritmaların böyle bir seçim yapması değil. Mesele bunu gözümüz kapalı kabul eder hâle gelmemiz. Mesele bu algoritmaların doğruluğunu ve isabetli karar verme kabiliyetlerini ölçmeden biçmeden, bunlara bu kadar güvenmemiz. Mesele, müziği, müzik peşinde koşmayı yavanlaştırmamız.
Doğru, bunların çoğu aslında “makine öğrenmesi” denen algoritmalar. Bunlar dev veri eşliğinde, veriden fikir edinerek, durumdan vazife çıkararak kullanıcılara önerilerde bulunuyor. Size zaman kazandırıp, benzer zevklere sahip kullanıcıların yaptıklarını teklif ediyor. Bu esnada da “benzerliklerimizi abartmanıza” yol açıyor. Sizinki gibi bir müzik koleksiyonuna sahip bilmem kaç milyon kullanıcının dinlediklerini size sunarak, aslında ufkunuzu daraltıyor. Neticede aslında yeni müzik keşfetmiyorsunuz, kitleleri taklit ediyorsunuz. Farklılıklarımız yontuluyor, keşif dediğimiz şeyler de algoritmaların bize çabucak önerdikleri oluyor.
Algoritmaların.
3.
Diyeceksiniz ki en azından “karışık kasetleri” muhafaza edebildik, playlist’lerimiz benzer bir heves taşıyor; çünkü bunları paylaşmak, oraya buraya yüklemek ve sağa sola göndermek mümkün.
Ama yok, ikna olmuyorum; çünkü büyük bir eksik var. Bu playlist’lerin daha iyisini hâlihazırda algoritmalar yapıyorken, geniş bir koleksiyona sahip olup, buradan nezaket ve hassasiyetle şarkılar seçerek bir karışık kaset hazırlamak hâlâ apayrı bir kategoriyi işgal ediyor. Çünkü emekte kolaya kaçarken aslında, zevkimizi de daha da kabalaştırdık. Aynı uygulamalarla aynı şarkıları dinler hâle geldik. Dinlediğimiz albümün popülerlik metriklerine bakmadan hoparlörün sesini açamaz olduk.
Ancak bu esnada zevk sahibi olmak gene bizlerden zorla alındı. “Zevk”in sınıfsal zemini daha da yukarı kaydı. “Her müziğin” internette olduğu bir dönemde, özgün bir tat yaratmanın bedeli de arttı. Küçük burjuva Spotify’a mahkûm kalakaldı.
4.
Kasetsizlik bizi evvela bilgisayar ekranına, sonra da cep telefonuna mahkûm etti. Zira eskiden kaset zoruyla da olsa sosyalleşirdik. Kasetle sosyalleşir, sosyalleştikçe de kaset takas ederdik.
Bu, müzik ve teknolojiyle ilişkimizin nasıl değiştiğinin, bu değişen ilişkiler yumağının da bizi nasıl değiştirdiğinin –Manifold’da kerelerce yazdım– başka bir ispatı. Doğaldır, bu ilişki elbette gelişecek ve evrilecektir. Ancak bu sefer bu değişiklik, yüzümüze gülen ve bizi arkadan hançerleyen teknoloji şirketleri tarafından yapılıyor.
Bunun en basit çözümü, iyi müziğe ulaşmak için emek harcamamız gerektiğini, bu emeğin de aslında sanatkârın emeğinin bir izdüşümü olduğunu hatırlamak.
Belki o zaman sanatkâra en az pay veren Spotify’dan kurtulabiliriz.