“Publish and Be Dammed”,
2006, Londra,
fotoğraf: Marcus Schaefer
[CC BY-SA 2.0]
Fotokopiler Sana
Feda Olsun!

0.

Fanzini fanzin yapan fotokopi makinesi ya da kolaj değil de bir “ruh” ise bu ruhu başka şekilde de yaşatabilmek lazım. Demesi kolay, peki nasıl becereceğiz bunu?

1.

Fanzinciliğe yıllarımı vermemi sağlayan bu ruhun benim için bir iki anlamı var. Bir, anonimlik ve mütevazılık. İki, güzel içerik. Ve üç, güzel tasarım.

Anonim kalmak kâğıt fanzin devrinde kolaydı. Herhangi bir fotokopicide çoğaltılan, kasetçi ya da kitapçı gibi bir yerde satışa sunulan fanzinleri kimin nerede çıkardığını bilmek zordu. Bunun tek bir istisnası vardı: Bizler gibi fanzine illaki bir irtibat bilgisi ve adres iliştirenler. Bu genelde posta kutusu adresi olurdu –PK bilmem ne, posta kodu ve şehir. Şüphesiz, bu adres aslında sadece halka anonimdi, her sene gidip posta kutusu aidatı ödeyenler, en azından resmi kayıtlarda, hiçbir şekilde anonim kalamıyordu.

Anonimliğin benim için önemi, kesin bir özgürlük sağlamasıydı. Bahsettiğim özgürlük fanzine dair her şey içindi; tasarımdan içeriğe, sayfa sayısına dek. Bana epey de bir yer açtı. Anonimliğin ardına saklanarak belki saçma sapan fanzinler çıkarmışım, belki de rahat rahat yazıp çizmişimdir. Bu rehaveti özlüyorum. Anonimliğin benim için diğer bir önemi de içindeki punk ruhtu. Bu punk ruh, anonimlik sayesinde fanzinciye bir tür mütavazılık katıyordu. Bağıra çağıra “Bakın bu benim fanzinim” diyeceğinize, egonuzu bir kenara bırakıp fanzinin kendi başına, sizden bağımsız bir şekilde var olmasını sağlıyordunuz. Ancak, şimdilerde, düşündükçe bunun egosuz bir eylem olup olmadığını kestiremiyorum, egomu bir kenara bırakarak aslında Batmanleştiğimi düşünüyorum. Anonimlik bana bir maske takıyordu ama içten içe yine egomu tatmin ediyordum Gotham’ı kurtararak. Belki kendimi saklayarak, belki utangaçça.

Fanzin ruhunun ikinci önemli noktası güzel içerikti. Profesyonel dergilerin aksine belli bir periyoda bağlı kalma zorunluluğunun olmaması güzel içerik için sabırla beklemenizi sağlıyordu. Acele etmeden, sakince, eleştirel bir gözle güzel içeriğe adım adım yaklaşmak mümkündü her sayıda. Bu acelesizlik hâli fanzin içeriğine dair denemeler yapmanıza, yeni yeni fikirler üzerine çalışmamıza da imkân tanıyordu. Çıkardığım bir politik fanzinde örneğin, bakın adını vermiyorum, önce derleme haber ve yorumlara bol yer verirken, sonraki sayılarda neredeyse tüm içeriği kendim yazmaya başlamıştım. Başka bir fanzinde, farklı bir iki mahlasla yazılar yazarak iki karakter yaratmıştım. Bu denemeleri zaman baskısından özgürleşmeme borçluydum.

Değineceğim üçüncü nokta benim için epey önemli bir husus aslında: fanzin tasarımı. Bilgisayarda, kelime işlemci dışında bir grafik tasarım yazılımı kullanarak, boza oynaya fanzin tasarlamanın tadını çok az şeyde bulabiliyorum. Fontlar, paragraf şekilleri, filigranlar üzerine saatlerce tartışmayı, günlerce düşünmeyi epey önemli buluyorum. Çeşitli kolajlarla, elişleriyle sayfaları güzelleştirebilmeyi özlemle hatırlıyorum. Sert siyasi konuları dahi güzel bir sayfa ve fontla sunabilmenin dengesini, bakın denge diyorum, başka mecralarda bulmak çok zordu. Tipografiden tutun da mizanpaja dek, fanzinlerin bir görsel karakteri olmasını hep çok önemsemişimdir. Asık suratlı solcu kimi fanzin ve dergilerin sıradan ve vasat tasarımlarını kendime düşman edinip, benzer hatalara düşmemek için çok emek sarf ettiğimi hâlâ hatırlarım. Bunun diğer bir önemi de kendimi okura kanıtlama isteğiydi, “Bakın ne kadar emek harcadık, sadece içeriği değil şekli de güzel bir fanzin yaptık” demek için. Okura saygıyı her zeminde göstermeye çalışırdık.

2.

Önceki yazımda biraz değindim.0 Ele aldığım bu üç faktör aslında yeni kuşaklar için birer engel.

Bu devirde ve dijital sosyal medya çağında anonimliğin anlamı kalmadı. Ve daha önemlisi, içerik bulmak, bu içerikleri derleyip toparlayıp şekle sokmak daha da zor artık. Çünkü mesele artık sadece kâğıdın ölmesi değil.1 Mesele içeriğin ucuzlaması ve sıradanlaşması. Fanzin ruhunu savunmamızı zorlaştıran en önemli etkenlerden biri de bu. Kâğıdın ölmesi, kitaba ulaşmayı kolaylaştırırken, içeriğin önemini, belki ekonomik dengeler nedeniyle, zorlaştırdı. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, anlamak zorlaştı. İçeriğe erişmek kolaylaşırken, iyi içerik üretmek zorlaştı. Fanzinlerin işi zorlaştığı gibi fanzin ihtiyacı da azaldı. Halbuki tam tersine artması gerekiyorken.

İçerik sorunu büyük. Bunu Manifold’u okurken de hissediyoruz, zira Manifold’un dengi bir mecra neredeyse yok. Eskilerin Express’i ise mesela, artık diriltilemiyor. Dolayısıyla bir ruha sahip mecra bulmak zor olduğu gibi, bu mecralar için içerik de toplumca ite kaka üretiliyor. Bunun nedeni nedir bilmiyorum ama onlarca teori üretmek mümkün. Zira daha bu mecraları dolduracağız, elde kalan malzemelerle de fanzin çıkaracağız. Daha bu dergileri, kitapları, hem de fanzinleri dolduracağız. Sonra da X’te eğlenceli şakalar, WhatsApp’te sonu bitmez geyikler, YouTube’da kimsenin aklına gelmeyen meseleler üzerine videolar üretecek, çalçene podcast’ler kaydedeceğiz.

Fanzinlerin ruhunu özlediğim nokta bu. İçerik üretmek bu kadar ucuz ve kolay olunca, sonucun böyle olması kaçınılmaz. Zira aslında sosyal medya öncesi dönemde, emek yoğun içerik üretimi ve fanzincilik dediğimiz şeyin Türkçesi fedakârlıktı. Fanzin bir fedakârlık vesikasıydı.

3.

Bunu nasıl bulacağız şimdi? Öncelikle, bir yazı yazarken, yayımlarken ya da yayarken nasıl fedakârlıklar yapabileceğimizi düşünmek gerekiyor demek ki. Çünkü fedakârlıklarla yapılmayan işleri, değil yürütmek, baştan başlatmak bile imkânsız.

0. Can Başkent, “Fanatik Mecmuası”, Manifold, Ekim 2023.

1. Can Başkent, “Mağaradaki Kitap”, Birikim Güncel, 31 Mart 2014.

altkültür, anonimlik, Can Başkent, dergi, fanzin, fotokopi, grafik tasarım, punk, yayıncılık