Sosyal medyayla neredeyse hiç işim olmuyor. Baştan beri sevmedim, sevemedim. Öte yandan, fenomenleriyle, viralleriyle, (yediğim) linçlerle, sosyal medyaya yönelik öfkem gitgide arttı. Nasıl bu sosyal medya şirketleri kartelleşerek zenginliklerine zenginlik katıyorsa, viraller ve fenomenlerle de tuhaf tuhaf insanların ivedi bir şekilde popülerleşmesine çanak tutuyor; çünkü algoritmalarının işleyiş şekli belli ki böyle. Birileri “RT ettikçe” viraller artan hızla, hatta artan ivmeyle yayılıyor. Keza linç de başladı mı gidiyor, insanlar bu davanın “hem savcısı hem yargıcı” oluveriyor. “Goy goylar” da katlana katlana yayılıyor. Mizahın kalitesi azalıyor. Bunları görmek için de aktif sosyal medya kullanıcısı olmak bile gerekmiyor.
Burada iki kritik nokta var. Bir, kapitalizmin anapara toplama ve yoğunlaştırma mekanizması, yani büyüğün daha da büyümesi, küçüğün daha da küçülmesi, sosyal ağlardaki iletişim şebekelerinde bire bir tekrarlanıyor. Bu satırların okurlarının, bizlerin, neredeyse aynı hesapları takip etmesi buna bir örnek. Keza aynı hesapları takip “etmememiz” de. İki, bu ağlarda yaratılan o tuhaf “sosyalleşmeler” kapitalizmin de benzer şekilde gelişmesini ve kuvvetlenmesini sağlıyor. Çok çalışan çok kazansın; çok takipçisi olan çok popüler olsun, aynı doğru orantının bir sonucu. Online sosyalleşmeler ve kapitalizm birbirini besleyip duruyor.1
Buradan çıkan ivedi bir-iki sonuç var. Sosyal ağlarda sosyalleşirken kapitalizmi besliyoruz. Sadece bu ağlara para kazandırarak da değil, daha önemlisi ve en önemlisi, kapitalizmin işleme şeklini tekrar ederek, bu şemayı onaylayarak. İki, beni şaşırtan da bu, kapitalizmi sosyal hayatımızın merkezine koyuyoruz. Eskinin “kapitalist üretim şekillerini” bırakın, şimdinin kapitalist “iletişim biçimlerini” bile tartışmıyoruz. Sohbetler sosyal medyanın yarattığı özenti kültürünü irdelemenin ötesinde geçmiyor, en azından popüler tartışmalarda.
İşin acısı, “kapitalist üretim şekillerine” neredeyse ayda bir alternatif üreten sosyalizm, “kapitalist iletişim şekillerine” yeteri kadar değinmiyor. Toplumu yeniden inşa etmeye çalışadururken, yeni iletişim teknolojileri meselesinde sosyalizm maça çıkmadan hükmen yeniliyor. Demek ki çare sosyalizm değilmiş sosyal medyada; çünkü en zengin de en fakir de, en ayrıcalıklı da en yoksun da aynı platformu aynı şartlarda kullanabiliyor, “sesini duyurabiliyor”. Güya.
Hayır, boykot önerecek değilim. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Hayır, “Hadi gelin, bunlara özgürlükçü alternatifler üretelim” diyecek de değilim. Teknoloji sektörünü de kapitalist cazibenin kuvvetini de nispeten kestirebiliyorum. Bunu da geçelim.
Önerim basit. Ta 1850’lerde falan Marx’ın Londra’da Das Kapital’i yazarken geliştirdiği toplumsal gözlemlerin dengini sosyal medyaya, sosyal medyanın vatandaşlarına ve toplumuna dair de yapmak gerekiyor. Yeni siyaset, yeni sosyalizm yeni toplumsal dinamiklere ve iletişim şekillerine dayanacak.
Bunun nasıl “yapılmaması” gerektiğini Tüfekçi ve onun gibiler defalarca gösterdi bize.2 Çünkü ihtiyacımız olan, siyasi ve toplumsal fenomenlerin içine girerek öznel ve yüzeysel yorumlar yaratmak değil. İhtiyacımız olan bir toplumsal teori. Bu toplumsal teorinin de sadece yeni ve teknolojik toplumu değil, yeni teknolojik iletişimi de anlaması ve açıklaması, hatta yer yer bunlara dayanarak geleceğe dönük öngörülerde bulunması gerekiyor.
Diyeceksiniz ki, Marx bile bunları çözemedi, devrimlerin devrimci bilince erişmiş proleterler tarafından endüstriyel ülkelerden çıkacağını öngördü, ta ki Lenin’e dek. Elbette, Marx haklı olduğu kadar yanıldı da, ama nihayetinde yüz küsur yıldır tartışılan bir teori bıraktı. Mikro-siyasete, kimlik siyasetine, tikel vakalara ve öznel yorumlara yoğunlaşalı beri kapsayıcı ve bütünleyici teorileri ihmal ettik. Yemek siyaseti üzerine tartışa tartışa,3 örneğin siyasetin kendisinden uzaklaştık, dans ede ede devrimi unuttuk.4 Sosyal medya da bize sadece insan ilişkilerini değil, bu ilişkilere dayanan üretim şekillerine yaklaşımımızı unutturdu.
Çünkü medya artık fikir medyası değil. Bu sosyal medyanın sosyal-ist fikirleri de takipçi ekle çıkarın ötesine geçemiyor.
Çünkü Marx o kadar da aptal değil, 140 karakterle anlatacağı yere boşu boşuna 2.300 sayfa yazmış değil.
{fold içindeki imge: “Facebook HQ”, fotoğraf: Isriya Paireepairit (CC BY-NC 2.0)}1. Can Başkent, “Online Sosyalleşmeler, Offline Yalnızlaşmalar”, Bianet, Mayıs 2012.
2. Zeynep Tüfekçi, Twitter and Tear Gas (Yale University Press, 2017).
3. C.B., “Hayır, Yemeğin Siyaseti Olmaz”, Manifold, Nisan 2017.
4. C.B., “Dans Ede Ede Devrimi Unuttuk”, Bireylikler, 2011.