Kids on the edge: the Gender Clinic, filmden kare, kaynak: YouTube
“Âteş-i gamda kebâb oldı ciger döne döne”*

0.

Trans meselesinde ele alacağım son konu, pişman olan translar.

Pişman olan translar konusunda elbette genelleştirebilecek bir örneklem yok elimizde. Topu topu trans çocukların ve gençlerin yüzde birkaçı pişman olup “geri dönüyor”. Fakat bir yandan da bu konuda ele gelir siyaset üretememek, ortalığı sağcılara ve transfobiklere bırakıyor. Trans ideolojinin sınır tanımayan çılgınlıklarına karşı aklı başında bir cevap vermek de zorlaşıyor. Zira bu çabaların önemli bir bölümü pişman olan translara odaklanıyor. Oysa bu yanlış bir tercih ve strateji.

Pişman olan transları tartışırken ele almamız gereken birkaç önemli husus var. Bir, elimizde yeterli done yok. İkincisi, pişman olan translara bu kadar odaklanmak trans hâlin kendisinin kötü olduğu imasına yol açıyor, ki bu doğru değil. Üç, tüm bu tartışmalarda olan çocuklara ve gençlere oluyor; tıbbi deneklik ile siyasi donelik arasında gidip geliyor, döne döne yanıyorlar.

1.

Elimizde yeterli done olmamasının iki sonucu var. Evvela, çocukları cerrahi ve endokrinolojik prosedürlerine havale edecek tıbbi bilginin ardında yeterli veri ve uzun vadeli deney yok. Bunun bedelini çok çocuk ödedi.** Örneğin Londra’da Ulusal Sağlık Hizmeti’ne (NHS) bağlı cinsiyet kliniğinde, klinik kapanmadan önceki dönemde, binden fazla çocuğa ergenliği bloke eden hormon verilmişti; bazıları neredeyse 9 yaşındaydı hatta. Bunun, her şeyden önce, ilk “yan etkisi” üreme kabiliyetlerinin yok edilmesi. Veri ve donelere dayanmadan, küçücük çocukların ısrarıyla, binden fazla çocuk kısırlığa yol açan ağır “tedavilere” maruz kaldı. Bunun Nazi tıbbından farkını görebilmek zor. Cehenneme giden yol iyi niyetlerle döşenmiş olsa bile.

Yeterli donenin elde bulunmamasının ikinci yansıması da pişman olan transların siyasi olarak kullanılması konusu. Trans ideolojiyle mücadelenin en zayıf yönlerinden biri çünkü bu. Bu donenin elde edilmesi için hem uzun zamana yayılan hem de kapsamlı çalışmalar ve analizler lazım. Bu da elimizde yok. Olmadığı gibi, pişman durumdakilerin de tekrar pişman olup olmayacağını bilmiyoruz. Hâliyle, kimi gençler geçirdikleri operasyonlardan pişman oldu diye trans hâlin kötü olduğunu siyaseten düşünmek manalı değil. Hem argüman zayıf hem de yetersiz doneye dayanıyor.

Çünkü bir argümanı savunmak ya da çürütmek için spektrumun uçlarına odaklanmak, nüansları ve grinin tonlarını görmemizi engelliyor. Pişman olup ikinci ameliyatı geçirme aşamasına gelmeden acı çekenleri görmemizi engelliyor; zira tek kriter ve ölçüt, pişman olup ikinci ameliyatı geçirip geri dönenler oluyor. Bu yanlış.

2.

Trans ideolojiye dair siyasi muhalefetin pişman olan genç translara yok yere gereğinden fazla odaklanmasının diğer bir zararı da trans hâlin kötü olduğunu iddia etmesi. Bu, transfobiye kadar gidebilecek bir hata.

Fakat bu yaklaşımın anlamlı olduğu bir yön de var: Cinsel bir kimliğin 21. yüzyıl tıbbına bu kadar dayalı olması, insanların bunu anlamasını engelliyor. Bunu çözümü nedir bilmiyorum, bilen birinin de var olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum.

Pişmanlara odaklanma, vegan siyasette de görünüyor. Nasıl sabah akşam patates kızartması yiyip, sonrasında da veganizmi suçlamak mantıksızsa, tıbbi ve psikolojik sürecin alelacele geçiştirilmesinin sorumlusu olarak da pişman olan transları görmek mantıksızdır. Tıpkı veganizmde olduğu gibi, pişman olan translar karşı cepheye kolay ama zayıf bir koz veriyor. Bu koz zayıf olduğu için siyasi bir sıklete dönüşemiyor. Evrile evrile transfobinin bir argümanı hâline geliyor. Nasıl veganizme saldırmanın en zayıf ve boş yönü kötü beslenenlerse, trans ideolojiye karşı çıkmanın da en basit ve yüzeysel yolu pişman olanları kullanmaktır.

3.

Siyasetin kimileri için itici, kimilerince çekici olmasının en büyük nedenlerinden biri, süjesinin insanlar olması. Belki, bu insanların, başkalarının hayatlarını iyileştirebilir, belki de, hatta çoğunlukla, bu insanların hayatlarını zehir edebilirsiniz. Her hâlükârda “başkaları” sizin siyasetinizden sizden fazla etkilenir. Trans ideoloji de buna bir istisna değil. Çünkü bu, trans ideoloji muhalefetini pişman olan translara endekslemenin başlıca üçüncü zararı.

Fakat bu sefer bedel epey ağır. Süje çocuklar, tıbbi bedel de kısırlaştırma. Risk azımsanamayacak kadar yüksek. Bu riskin birincil sebebi de açık: 14 yaşında trans olduğunu iddia eden bir çocuğa ne kadar inanabiliriz? Bu teşhisi koyabileceğini söyleyen tıbba ne kadar güvenebiliriz?

Bunu cevabını, yazının ta başından beri anlattığım nedenlerle, kimsenin vermesi mümkün değil. Fakat bu kadar bilinmeyen ve öngörülemeyen faktöre rağmen, siyaset böyle yapılmamalı. Trans meselesinden, özellikle pişman olan translar meselesinden, çıkarmamız gereken ders de tam olarak bu. Bu kadar bilinmeyen ve öngörülemeyenin var olduğu siyasi sahalarda ne yapmalıyız?

Zurnanın, en azından Marksist açıdan, zırt dediği yer de bu. Bu kadar insanı etkileyecek, herkesin ve her toplumun aynı kurallara bağlı olduğu ön kabulüyle hareket edecek ve nihayetinde de tüm toplumların uğruna ağır bedeller ödeyeceği bir siyasi küstahlığı nasıl savunabiliriz?

Savunamayız. Çünkü artık ideolojiler uğruna, Marksist ya da trans, kurban vermenin zamanı geçti.

* Âteş-i gamda kebâb oldı ciger döne döne / Göklere çıkdı duhânumla şerer döne döne [Gam ateşinde ciğerim döne döne kebap oldu / Dumanımla kıvılcımlar döne döne göklere çıktı]. Mihrî Hâtûn’un bu beyitinin çevirisini Lütfi Alıcı’nın şu makalesinden aldım: Lütfi Alıcı, “XVI. Asır Divan Şairlerinden Mihrî Hâtûn ve Redd-i Matla’ Gazelleri”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, cilt 2, s. 1-18, 2009.

** Hannah Barnes, Time to Think: The Inside Story of the Collapse of the Tavistock’s Gender Service for Children, Swift Press, 2023.

beden politikaları, Can Başkent, cinsiyet, cinsiyetçilik, çocuk, kimlik politikaları, LGBTQİA+, toplumsal cinsiyet, trans birey, trans ideoloji