Kapıyı Çalmak
0.*
Trans tuvaleti tartışmasının özünde iki önemli tez var. Birincisi, muhafazakârların dile getirdiği: İnsanlar biyolojik (cis) cinsiyetine göre tuvalet ve soyunma odası kullanmalıdır, aksi takdirde kendilerini güvenli hissetmezler. İkincisi de kimi devrimci feministlerin argümanı: “Kendini kadın olarak gören erkeklerin” kadın tuvaletini kullanması bir cinsel saldırı şeklidir, erkeklerin güvenli alanları (yine) kadınların elinden almasıdır. Kimi feministler ise aslında bu iki argümanın birbirinin türevi olduğunu, ikisinin de muhafazakâr argümanın farklı veçheleri olduğunu düşünür. Onlara göre kararı translar vermeli, trans yahut biyolojik herkes istediği tuvaleti kullanabilmelidir.0
1.
Mesele sadece isteyenin istediği tuvaleti kullanması değil; işin özü, çoğunluğun istemediği hâllerde, istenen kategoriye ait tuvaletleri kullanma hakkının ne kadar zorlanabileceği.
Çünkü tuvalet (ya da soyunma odası ve ortak duş salonu) meselesi biyolojik cinsiyetin reddedilmesinin adeta mihenk taşı. Çünkü tuvalet kullanım hakkını tespit etmede biyolojik cinsiyetin bir söz hakkı olmadığını iddia etmek, seçilmiş cinsiyetin söz hakkı olmadığını iddia etmek kadar manasız. Biyolojik cinsiyet çoğunlukla başkaları için, seçilmiş cinsiyetse bireyin kendisi için önemli. Bireyin kendisini nasıl gördüğü ile başkalarının o bireyi nasıl gördüğü arasındaki çelişkiden söz ediyoruz basbayağı. Ben ve sen arasındaki fark bu. Trans “Ben kadınım” derken, diğerleri “Sen kadın olmayabilirsin” diyor.
Mesele bu konunun tartışmasında benim, senin hangi “haklarını” ne kadar ihlal edeceğimde yatıyor. Seninle aynı tuvaleti kullanabilir miyim? Ya aynı duşu? Otobüste yanına oturabilir miyim? Peki, mağazada aynı reyondan alışveriş yapabilir miyim? Halkın ağzına sakız olmuş bir mesele bu: birlikte yaşama hakkımız.
2.
Halka rağmen halk için bir devrim yapmak gayesinde değilseniz, toplumun alışageldiği hakları sarsmak için adım adım ilerlemek gerektiği aşikâr. Tuvalet ve soyunma odası ise bu stratejinin ilk adımı olmak için riskli bir alan, bu açık. Tıpkı banka şubelerini yakınca kapitalizmin yıkılmaması gibi. Tüm bu saldırganlığın ciddi bir yan etkisi var: Devrimci kimliğinizin halk tarafından yanlış anlaşılması. Bu da bir tür iletişim mühendisliği aslında. Agresif ve umursamaz bir stratejinin taraftar kazandırmayacağı açık.
Dolayısıyla translar ve tuvalet meselesinin iki önemli anlamı var. Birincisi siyasi iletişim. İkincisi de kurumsallaşmış siyasetin mihenk taşlarını ne kadar sarsmak gerektiği. Sol düşüncenin siyasi iletişimle derdi çok eskilere gidiyor, çözümünün de ancak öte gelecekte var olacağı çok belli; bu yazı da bu nedenle iletişim meselesine, ironik olarak belki de, değinmeyecek. İkincisi, ilginç olan mesele. Dindar Müslüman kadınları İslami faşizmden korumak için zorla başlarını mı açmak lazım? Geleneksel yargı değerlerinin ötesine geçememiş kadınların kasaba ahlakını ciddiye almayıp, trans kadınlar kadın tuvaletlerini mi kullanmalı?
Bu da hızlı solculardan ağzı yanan çoğu insanın bildiği bir şey; halka rağmen halk için didinip durmak.
3.
Kimi Batı memleketleri ise masaya cüzdanlarını vurarak bu soruna bir çözüm buluyor. O da üçüncü bir tuvalet kategorisi. Kimi tuvaletlerin herkes için kabinli olması, kimi tuvaletlerin tüm cinsiyetler için olması, kimilerinin de üçüncü bir cinsiyet yaratması gibi pragmatik ve bir o kadar da liberal çözümler gittikçe yayılıyor. Liberalizm özgürlük tanırken, bir yandan da dışlayıcı oluyor. “Sen git ötede işe”nin ötesine geçemiyor, tartışmayı alan tasarımına indirgiyor.
Liberal dışlayıcılık da diyebileceğimiz bu yaklaşım, tartışmayı kestirip atıyor. Dolayısıyla başka başka mecralarda, olimpik spor örneğin, tartışma tekrar belirince, yeni bir pragmatizm yaratmak gerekiyor. Hâliyle de liberal dışlayıcılık pahalı, siyasi olgunluktan uzak, tatmin etmeyen bir paradigma olmaya mahkûm oluyor.
4.
Üç temel soruna değindim: toplumsal iletişim, siyasi iletişim ve iktisadi iletişim. Trans tuvalet tartışmasında bu üçünün de önemli ve acil olduğunu düşünüyorum. Ama daha acil ve önemli bir konu daha var. O da erkekliğin (ve belki de erkeklerin) kadınlığı da, trans tartışması üzerinden yeniden tanımlamaya çalışması. Artık, demek ki erkekler de kadın olabilecekmiş. Demek artık, erkekler de kadınlığı kadınlardan iyi bilecekmiş. Çünkü kadınlık deneyimine sahip olmadan, onu izleyerek kadınlığın ne olduğunu öğrenebilirmişiz. İnsanın aklına, kendini Pikaçu sanıp balkondan atlayan çocuğun hazin sonu geliyor. Demek ki “Ben Pikaçu oldum” demek, Pikaçu olmaya yetmeyebiliyormuş.
İnsan denince erkeğin anlaşılması, insanların kullandığı birçok şeyin temelde erkeklere göre tasarlanması bu zihniyetin başka başka veçheleri. Konser salonu ya da araba tasarlamaktan tutun da yemek pişirmek bile erkekler baz alınarak düzenleniyor, tasarlanıyor. Perez detaylarla örülü kitabında buna benzer birçok vakayı anlatıyor.1 Bir tanesini nakledeyim:
Sinema, konser gibi kalabalık bir yerlere gitmiş herkes bilir. Konsere ya da oyuna ara verildiğinde herkes tuvaletlere koşar. Ancak, bu tuvaletlerden birinde neredeyse hiç sıra olmazken, diğerinde daima çok sıra olur. Bu tuvaletlerden birini kullananlar telaşlanıp ikinci perdeyi kaçırmamak için koşturup durmazken, diğer birini kullananlar koşturup durur, yok yere strese girer. Çünkü kadın tuvaletleri, erkek tuvaletlerinin pisuarsız hâli olarak tasarlanmıştır. Erkek tuvaletini kullananlar hem pisuarları hem de gerektiğinde kabinleri kullanırken, kadın tuvaletlerini kullananlar, neredeyse istisnasız bir şekilde kabinleri kullanır. Haliyle, sıra uzar gider. Kadınlar oturarak işedikleri için cezalandırılmış olur. Kadınlar önlerinde pipileri olmadığı için cezalandırılmış, erkekler de dolaylı olarak mükafatlandırılmış olur.
Dahası kimi startup’lar falan bu sorunu çözmek için çözümler üretir. İlk akla gelen kadınlar için yapılan ayakta işeme aparatı.2 Liberal dışlayıcılığın en güzide örneklerinden biri bu, fazla söze ne hacet.
Mesele bir yandan da ironik. Kadınların güvenlerini sağlayamadığı için kadın tuvaletlerini ayırmakla işe başlayıp, daha sonra, apayrı bir motivasyonla kadın tuvaletlerini de ele geçirmeye çalışmak cinsiyetçi erkek egemenliğin bir yandan da komik örneklerinden biri. Zira mesele tuvalette de bitmiyor. Trans kadınların cezaevinde nerede tutulacakları da benzer bir mesele. Dahası, artık konu daha da karmaşıklaşabiliyor. Erkekken tecavüzcü olan trans kadınların cezaevinde nerede tutulacakları İskoçya’da başbakanın koltuğunu sallayan bir meseleye evrildi, örneğin.3
5.
Trans meselesinde simetri yok. Zira, tersini düşünüp, velev ki kadınlar da trans erkeklerin erkekler tuvaletini kullanmalarını sağlasa ne olurdu diye düşünmek tartışmaya yeni bir boyut katmıyor. Çünkü iktidar analizi açısından bakınca, erkek egemen toplumlarda erkeğin ezilmesi ile kadının ezilmesi aynı şey değil. Kalkıp bir Premier League maçında bu tombik halimle Chelsea formasıyla sahaya çıksam, benim bileğimi kırıp sakatlanma ihtimalim, profesyonel ve egemen bir topçununkiyle bir değil, olamaz da. Hâliyle denklem simetrik değil, denk değil. Denklemin denk olduğunu iddia etmek de zaten işbu adaletsizliğin bilmem kaçıncı başka bir veçhesi. Bitmek bilmeyen başka başka bir veçhesi.
Tuvalet meselesi, toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetin üstüne basınca ne olacağının bariz bir örneği. Zira toplumsal cinsiyetin inşasının biyolojik cinsiyetin reddini gerektirdiği, feministçe ya da siyasi bir ön kabul değil, delice bir ön kabul.
Çünkü, bu kadar zorlu bir mücadeleyi daha da zorlu bir hâle getirmek delilikten başka bir şey olamaz.
* Manifold programı aylık yapılıyor ve içerik bir ay önceden belirlenmiş oluyor. Yayını yavaşlatmakla beraber programa sadık kalmaya çalışıyoruz. (ed.n.)
0. Muhafazakâr devlet yahut belediyelerin buna cevabı da ilginç: Zenginlerse tam teşekküllü, yani lavabonun da içinde olduğu tuvalet kabinleriyle, bireylerin birbirleriyle irtibatının kesildiği tuvalet tasarımları yapıyorlar. Zengin olmayan belediyeler de tek kişilik tuvaletlerle meseleyi çözüyor.
1. Caroline Criado Perez, Invisible Women: Data Bias in a World Designed for Men, Abrams Press, 2019.
2. Slate yazmış: “You Should Be Using a Stand-to-Pee Device”
3. Bu mesele çok su kaldırır: “Scotland says transgender prisoners with violent pasts will not go to women’s jails” ve “Isla Bryson: Scotland’s transgender prisoner policy was assessed as not affecting women”
