Konser Kayıtları
Istanbul Composers Collective

“Konser Kayıtları” video serisi, en temelde çeşitli müzisyenlerin sahne performanslarını dinleyiciyle buluşturmayı amaçlıyor. Birçok farklı konserin kaydından oluşacak bu seri, özellikle de günümüz müziğini yansıtan performansları dinleyicinin beğenisine sunuyor. Bu bağlamda bir aracı olmasının yanı sıra kayıt altına alınmış performansların küçük bir arşivini oluşturması da planlanan “Konser Kayıtları”, Türkiye’de bulunan veya Türkiye’den yolu geçmiş müzisyenlere odaklanıyor.

Dizinin bu bölümünde dinleyiciye Istanbul Composers Collective’in1 Berlin’de gerçekleştirdiği Huis Clos V isimli performansı sunuluyor. Emre Dündar,2 Mehmet Ali Uzunselvi3 ve Mithatcan Öcal’ın4 sahne aldığı, yaklaşık yirmi dakika sürmekte olan bu performans –muhtemelen– Jean-Paul Sartre’ın Huis Clos isimli oyununun esintileri, etkilenimleriyle ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, çeşitli synthesizer’lar ve örnekleyicilerin kullanıldığı bu doğaçlama performansta canlı bir biçimde şekillenen video da çalışmanın bir parçası hâline getirilmiştir. Performansın video çalışmasını ve dolayısıyla programlanmasını ise Şahin Kureta yapmıştır.

Her ne kadar Istanbul Composers Collective’in içeriğe konu olan performansı, üzerine çokça söylem ve estetik perspektif üretilebilecek, biçimlendirilebilecek bir yapıda olsa da yarattıkları kolektif yapı –en azından benim için– daha bir ilgi çekici. Kendilerinin de deyimiyle, özellikle geleneksel anlamda bestecilik hayli “masa başı” bir çalışma durumunu imler vaziyettedir. Ancak onların sanat sahnesinde hem bir çeşit birlik hâlinde hem de direkt bireysel olarak var olma gayretleri, daha iç içe, geçişken ve pragmatik olmaktan belli açılardan kurtulup kendi adlarına duygusal temeller de yaratabilen ilişkiler yeşertebilmek için çok değerli gözüküyor. Nitekim 21. yüzyılda bu cinsten ilişkiler kurmanın gerek yaşamın hızından gerekse de kullandığımız veya dahil olduğumuz çeşitli medyaların yapısından ötürü gittikçe zorlaştığı düşünülürse, yavaş yavaş öteye beriye gitmekte zorlanan değer mekanizmalarının içine sıkıştığımız söylenebilir. Fakat başka başka değerlerle karşılaşmak, onları özümsemek veya özümsememeye karar vermek, hatta yaşanan hayata, topluma veya toplumun belirli kesimlerine bir aidiyet hissi yaratabilmek için hâlâ en etkin yöntem aktüel bir şekilde ilişkilenmekten geçmektedir. Tıpkı kolektif bir biçimde çalışmadan da toplum nezdinde kabul gören, başarılı sayılan ve tek başlarına da üretim yapma kudretine sahip bu insanların yaptığı gibi.

Tüm bunların yanında, kişilerin bir üretme istenci yaratabilmesi özellikle kendilerine daha sürdürülebilir bir hayat kurgulayabilmeleri adına faydalı olabilse de bu çağda hayatta kalabilmek için bu durum aynı zamanda bir yükümlülüktür. Dolayısıyla sürekli üretmek, üretmek için çalışmak ve topluma belli açılardan fayda sağlamak hayat dediğimiz şeyin direkt ve dolaysız bir tanımı hâline gelmiştir. Üretim koşulları yalnız kalmayı gerektiren disiplinler ise sosyalliği hayatın bir parçası olmaktan çıkarmamak için üretim yöntemlerini yenilemek, değiştirmek, bir başka yöntemle eklemlemek zorunda kalabilir. Kurulan bu kolektif, besteci olmanın getirdiği bu potansiyel çalışma koşulları da göz önünde bulundurulduğunda çoğu müzisyene sosyal açıdan daha aktif şekillerde üretme yöntemi göstermesi açısından örnek teşkil edebileceği gibi, çeşitli müzik dışı disiplinlere mensup insanlara da yardımcı olabilir.

Konsere geri dönecek olursak, bu üç müzisyenin doğaçlama performansında kullandığı sessel materyallerin geleneksel akustik enstrümanlara olan yakınsamaları ve videoda akustik enstrüman imlemeleri yaratan figürler barındırması dolayısıyla, dinleyicinin perspektifi dijital medyumlara aidiyetini daha yüksek görebileceği tınılarla analog materyallere ait görebileceği tınıların sınırlarının arasında geziniyor. Hâliyle, dijital kültürün sınırları ile analog kültürün sınırları arasında geçişler yapan ve yaptıran bu performansın ortaya çıkardığı gerilim bir dinleyici olarak bende ses materyallerini tanıma ve tanımlama çabası ortaya çıkarıyor. Bu durumun tüm performansa yayılımı ise dinleyicinin odağını performanstan ayıramaz hâle getiriyor.

Performansın ismi bu tanıma, tanımlama gayretinin sebep olduğu ve Jean-Paul Sartre’ın da konu edindiği yargılama mekanizmasından ötürü mü aynı isimdeki oyununa gönderme yapar, birinde belli açılardan üç kişinin tartışması konuyken diğerinde üç kişinin doğaçlaması olmasından ötürü mü, oyunda geçen yargı, özgürlük, deneyim ve an kavramları üzerinden yarattığı düşüncelerin doğaçlamayla ilişkisinden ötürü mü, yoksa tahayyül edemediğim başka etmenler sebebiyle mi bilemiyorum. Nitekim formun oluşturulmasında kullanılan yaratıcı düşünceleri mutlak bir şekilde bilmenin, anlamanın ne denli önemi vardır, o da şüpheli. Bu durumun şiirdeki izdüşümüne örnek olarak Harold Bloom Etkilenme Endişesi isimli kitabında şiirin yanlış okuma ile yanlış yorumlamayı içinde barındırması gereken yaratıcı düzeltmeyle geliştiğini söylememiş miydi? Bu takdire şayan performansın ortaya çıkmasının arkasında yatan yaratıcı etmenlerin onu deneyimleme ve deneyleme fırsatı sunmak olduğu düşünülürse, herkese yanlış anlaşılmalara sebebiyet verecek keyifli dinlemeler dilerim.

1. Istanbul Composers Collective’in Facebook sayfası için buraya tıklayabilirsiniz.

2. Emre Dündar’ın sanatçı sayfası için buraya tıklayabilirsiniz.

3. Mehmet Ali Uzunselvi’nin SoundCloud sayfası için buraya tıklayabilirsiniz.

4. Mithatcan Öcal’ın SoundCloud sayfası için buraya tıklayabilirsiniz.

doğaçlama (emprovizasyon), Emre Dündar, Furkan Keçeli, Istanbul Composers Collective, Konser Kayıtları, Mehmet Ali Uzunselvi, Mithatcan Öcal, müzik, performans