Bir Geçiş Noktası
Olarak Tahkir
Dil ile müzik ilişkilendikçe müziklere rock, metal, rap gibi stil veya konçerto, taksim gibi form isimleri yakıştırılır, verilir. Müziklerin içlerinde benzerlikler aranır ve bulunur; yani müzik, rock müzik veya metal müzik olması dolayısıyla belli açılardan ortak birer anlama bürünür, büründürülür ve bu yolla kategorize edilir. Müzikleri bu şekilde anlamlara bürüyen ise kulaktır; zira kulak değiştikçe stillerin, formların sınırları da değişip dönüşür. Rock müzik arayıp tarayan kulağa sahip bir dinleyici 1970’ler sonrası Miles Davis müziklerinde rock müziği bulabilirken, yine aynı dinleyici Peter Brötzmann’ın ve Brian Ferneyhough’nun müziğindeki kaotik sesselliği metal müzikle ilişkilendirebilir. Öte yandan tek bir notaya olan takıntısı Giacinto Scelsi’yi minimalist bir besteci yapabilir ve hatta Arvo Pärt’in kimi parçaları da birer ambient müzik örneği olabilir. Tıpkı şimdi olduğu gibi, Jimi Hendrix ile Miles Davis’i, Brian Eno ile Arvo Pärt’ı, Giacinto Scelsi ile Steve Reich’ı, Peter Brötzmann ile Meshuggah’yı aynı kefeye koyan, dinleyendir. Ancak müzik kefeye sığmaz. Yerini yadırgar ve ilk fırsatta da değiştirir.
Bir bakıma bu metnin ortaya çıkma sebebi olan Enis Gümüş’ün henüz yayımladığı Tahkir albümü de hiçbir kefeye sığmayan cinsten. Her dinleyici için akla getirdiği kavramların çeşitliliği ve zenginliği dolayısıyla düşünsel açıdan başka başka yerlere konumlandırılacak bir albüm. Bu zenginlik, müzikler üzerinden iletişim kurmayı çeşitli açılardan bir hayli zorlaştırırken, çeşitli açılardan çok kolaylaştırıyor. Bir bakıma albümdeki parçalar, dinleyen kulağa ve/veya perspektife göre düşüncede farklı farklı yerlere konumlanabilir durumda. Öte yandan tam da düşüncede bu çeşitli yerlere konumlanabilme özelliği dolayısıyla Tahkir yersizyurtsuz bir albüm olarak da görülebilir. Kavramları, stilleri, estetik göndermeleri tamamen iç içe geçirmiş vaziyette olan albümün bu muğlaklığı, kişiye stil ve form üzerine kafa yormaktan başka çare bırakmıyor.
kaynak: Enis Gümüş
İlk etapta stilistik ve formal muğlaklıkları müziğin yarattığı düşünülebilecek olsa dahi, müzik bir muğlaklık yaratmaz. Bu albümde de olduğu gibi, müzik yalnızca kendini duyurur, o kadar. Muğlak olan müziğin kavramlarıdır. Örneğin Tahkir albümünü kimileri ekstrem metal tabirini kullanarak kavramsallaştırabilecekken, kimileri çok daha farklı kavramlar kullanabilir. Hatta müziğin kavramlarıyla ilgili bir dert edinmeyip yalnızca dinleyebilir. Metal müziği metal müzik yapan şey kaotikliğinde mi, seslerin tınısal olarak yapıbozuma uğratılmasında mı (distortion), armoni kullanımında mı yoksa sosyokültürel geçmişinde mi gizlidir bilinmezken bu albüme ekstrem metal deyip geçmek çok zor (ya da belki çok kolay) olacaktır. Nitekim bir müzik stili için herhangi bir kanıya ortak olarak varılsa dahi onların sesteki tezahürü ve duyumsanışı da muğlak bir başka durum açığa çıkarır. Her kulak için sesteki kaosun, yapıbozumun veya sosyokültürel yaklaşımın karşılığı farklı olacaktır. Dolayısıyla az veya çok, bir müziğin stilistik ve formal özelliklerinin kavranışı kişiden kişiye değişkenlik gösterecektir.
Parçalar üzerinden gitmek gerekirse, “Detritus, Acheron” parçası 10 elektrik gitar kaydından oluşmaktadır ve bu parça –en azından benim dinleme pratiğime göre– drone metalle yoğun bir ilişki içindedir. Fakat drone metal diye isimlendirilen diğer müzikler düşünüldüğünde böyle bir enstrümantasyon pek rastlanası değildir. Bu açıdan parçanın drone metal parçası olması üzerine tezler üretilebileceği gibi olmaması üzerine de üretilebilir. İşin güzel kısmı ise ortaya koyulan tezlerden bağımsız, iki tarafın da haklı veya haksız olamamasıdır. “Hatalı Soyutlamalar III-Meşeler” solo elektrik gitar ve elektronik efektlere yazılmış bir parça olup kullanılan makamsal yaklaşımlar ve teknikler dolayısıyla taksim formuyla hayli içli dışlı bir yapıya sahip olarak görülebilir. Keza elektronik efektlerle tınısal olarak yapıbozuma uğratılmış elektrik gitar, taksim formu için rastlanası olmayan bir başka yapısal farklılıktır.
O hâlde dinlediğimiz şeyleri tüm saflığıyla aktarmanın, dile dökmenin imkânsız olduğu düşünülebilir, düşünülmelidir de. Ancak, müzik üzerinden iletişim kurmanın anlamsızlaşabileceği kanısına da varılmamalıdır. Müzikten bahsetmek, onun hakkında konuşmak, kişiye müzikte kendi dinlediğinden başka dinlenebilecek ne olduğunu sorgulatır. Albümün son parçası olan “Detritus, Acheron”ın gitarlarının içinde kocaman bir yaylı orkestrasını hayal eden dinleyen olduğu gibi, kaç elektrik gitar kullanıldığını bulmaya çalışan da yine dinleyendir. “Hatalı Soyutlamalar III-Meşeler” parçasında bir kemane taksimini düşünen de, “Hatalı Soyutlamalar II-Söğütler” parçasında elektrik gitar partisyonundan çok bas gitarların içinde kaybolan da pek tabii dinleyen olacaktır. “A Pulse After The Machine Has Stopped” parçasının bir yerlerinde Stravinsky’nin The Rite of Spring’ini anımsayan da dinleyicidir, fakat tam olarak aynı yerde bir brutal vokal girmesini bekleyen de. “Hatalı Soyutlamalar I-Kök” parçasında bas alanlardaki jesti tiz alanlardaki jestin tetikleyicisi olarak düşünen de dinleyendir, fakat “kök” kelimesinin jestlerin ilişkisindeki yerini sorgulayan da. Bunlar ve daha niceleri dile dökülmeye başlandığında, kişi hâlihazırda deneyimlediği veya deneyimleyecek olduğu müziği daha farklı bir şekilde deneyimlemeye yani dinlemeye çalışır. Kişi bu yolla belki bir başka kişinin dinleme pratiğine sahip olmaz, ama bunu denediği an –en azından– kendi dinleme pratiğini şu ya da bu şekilde değiştirip dönüştürmüş olur. Müzikteki bir başka sesselliğe bir başka algıyla odaklanır ve böylelikle müziği dinlediği perspektif de başkalaşır. Öyleyse müzik de o kişi için farklılaşmıştır denebilir.
Tahkir albümünün dile dökülebilecek çokça şey sunması, onun ne kadar farklı dinlemelere konu olabileceğini gösterir nitelikte. Eğer ki Tahkir’in içerdiği beş parça üzerinden söylem üretmenin bir zorluğu varsa, sebebi üretilebilecek söylemlerin çokluğu ve çeşitliliğindendir. Öte yandan parçaların sessellikleri hakkında üretilebilecek çeşitli formal ve stilistik söylemler dışında albüme daha sosyokültürel bir perspektiften de bakılabilir ve bu açıdan da söylemler üretilebilir. Albümün adı ile ağırlıklı olarak kullanılan distortion efekti arasında dahi sosyokültürel bir tartışma yaratılabilir. Söz konusu efektin metal müzikteki baskın yeri, metal müziğin sosyolojik ve kültürel göndermeleri ve albümün ismi arasında ilişkiler kurularak yapılacak bir tartışma ilk başta ve bakışta akla gelenlerdendir mesela.
Müzikal stiller ve formlar arasında gezinen yani müzikte janrlar arası bir geçiş noktası kurup kurgulayan Enis Gümüş’ün bu albümü her dinlemede yeni yeni düşünceler üretmek için sanki biçilmiş kaftan. Tekrar ve tekrar merakla dinlenebilecek bir albüm. Yalnızca müzik üzerine düşündüğü için değil, müzik üzerine düşündürdüğü için de.