(slowed+reverbed)


Sesle mekân arasında hiyerarşik bir ilişki vardır: Mekân sesin ontolojik koşuludur ve ses kendisini mekânın sahasında, mekânın filtresinden geçirerek sunmaya mecburdur. Mekân, sesi saran ağdır; ondaki en ufak dönüşüm, kendi ontolojisini yalnızca içerisinde inşa edebilen seste karşılık bulur. Mekân canlıdır, ses kendisini onun içinde sunar ve yine onun içinde sönümlendirir. Öte yandan ses –ve hatta sessizlik de– hareket üreterek mekâna temas eder, mekân da buna canlı bir organizma olarak tepki verir. Mekân ve sesin arasındaki ontolojik iletişim, mekânı, sesin üzerinde hayat bulduğu kinetik bir tuval hâline getirir. Yani ses mekânı, mekân da sesi süreğen şekilde dönüştürür. Bu açıdan bakıldığında (slowed+reverbed) aslında sese değil, bizzat mekâna müdahale eden bir yaklaşımdır. Ve mekânsallığa gönderme yapan her türden müdahale, bahsi geçen hiyerarşik ilişkiyi yeniden inşa eder. 

Sesin perspektifinden bakıldığında mekân hem “etkileşimli” bir parametre hem de ontolojik bir araçtır; mekân ses için mümkün olan tek mecra olduğu gibi sesin niteliği konusunda da son sözü söyler konumdadır. Öte yandan mekânı bir parametre olarak ele alan her yaklaşım, bu duyumsal tahakkümü yıkmaya muktedir olur. Böylece mekânın sesle kurduğu hiyerarşik ilişkiyi de dönüştürmeye başlar.



Ses parçasını yavaşlatmak, onu uzay-zamanda genleştirir. Süre olarak yatay düzlemde hem ileriye hem de geriye doğru genişleyen kesit, sessellik olarak da geri çekilmeye, pesleşmeye başlar. Fakat bu geri çekilme bir gelgit dalgasına benzer: Bir bütün hâlinde nicelik olarak geriye çekilen sessellik nitelik olarak dalga boyu büyümüş, esnekleşmiş ve hacmi artmış şekilde geri döner. Yansımanın arttırılması ise mekânsallığı vurgular, genişletir ya da yeniden biçimlendirir. Böylece başta mekân sesi sarmalarken artık ses de mekânı sarmalamaya başlar; hiyerarşi ortadan kalkar, bütünleşirler. Roller değişmeye meyleder; ses mekânı manipüle eden bir araca dönüşür.



Buradaki arzumuz ve ihtiyacımız daha önceden değinilmemiş bir şeye yani mekânsallığa, onun –simüle dahi olsa– böylesine hesaba katılmasınadır. (slowed+reverbed), mekânı meta bir parametre hâline getirir, onu bir simülasyon içerisinde yeniden modeller. Müzik bir simülasyon hâline gelir ya da belki de tam tersi olur ve mekân simülasyon olmaktan ancak böyle çıkabilir. Aynı akış, aynı ses parçası, her defasında farklı mekânlarda simüle edilirken biçimi de değişir, yeni bir faza geçer; sesin yayılımının yavaşlatılması, mekânın süblimleştirildiği, soğutulduğu anlamına gelir. Biçim donmaya, içerik melankolikleşmeye başlar. Ses kesitinin sahnesi dönüştürülür.

Arzumuzun ve ihtiyacımızın bir müdahaleyle doyurulması ve karşılanması neden melankolik sonuçlar doğurur? (slowed+reverbed) yaklaşımı özgül bir belleksellik üzerinden kurgulandığı, yani nostaljik olduğu için mi? Çünkü ne de olsa her seferinde öncesini bildiğimiz bir hikâyedir bu, daha önceden dinlediğimiz, bildiğimiz bir ses parçasıdır söz konusu olan. Nitekim müzik önceden tamamlanmıştır zaten, böyle bir müdahaleyi yapıyor olmak da işinizin artık tamamen mekânla ilgili olduğunun bir kanıtı değil midir?



Duyumsal-demokrat müzik. Uzak, soğuk ve yavaş. Belleksel, nostaljik ve uzay-zamansal melankolik.



Yavaşlatıldı ve yansıtıldı.

Billie Eilish, everything i wanted 
(slowed+reverbed)
Fleetwood Mac, Dreams (slowed+reverbed)
{fold içindeki görsel: Colin, kaynak: Flickr (CC-BY-NC-ND-2.0)}

Burak Öztürk, çağdaş sanat, mekân, müzik, ses, sessizlik, ses tasarımı, zaman, zaman-mekân