Nohlab, Prima Materia, 2016, 
Ars Electronica Festival, 
fotoğraf: Robert Bauernhansl, 
kaynak: Flickr (CC BY-NC-ND 2.0)
Yapıt ve Özne
Bileşikleşen Nesne

...Bir sanat eseri, şeylerin içselliğini, yani kendisini icra edenin gerçekliğini bize açarmış gibi görünerek estetik dediğimiz o tuhaf hazzı sunar.1

1. Yapıt, tikel ve tümel olarak dönüşüme uğratılmış parçalardan oluşan bütünün, kavramsallığa muktedir olacak şekilde terk edilmişliğidir.

2. Şeyi dönüştürmek, şeye kendi içinden türetilmiş bir enerji vermektir ve bu enerji şeyin kendisinden menkuldür; çünkü kendisinin izin verdiği ölçüde başkalaştırılabilir. Başkalaştırma edimi, şeylerin dönüşüme izin verdiği alanlarının keşfedilmesiyle başlar. Öyleyse alanlar keşfedilirken, deyim yerindeyse, dönüşüme uğratılmış şeylerin her birinin bir araya bütünlük oluşturacak şekilde getirilmesi organize edilmiş bir duyumsal olanaklar anomalisi açığa çıkarır.

3. Somut yahut kavramsal olması fark etmeksizin, yaratan öznenin müdahilliğinin ekstrem düzeyde olması, onu varmak istediği bu anomaliye yaklaştırır. Anomaliye yaklaşıldıkça sanat deneyimi de nesne ile özne arasındaki boşluğu lağvetmeye başlar. Böylesine bir yakınlık sağlandıktan sonra, yaratan öznenin yapıtı üzerinde kurduğu tahakküm saltık da olmaz kalıcı da. Bilahare yapıtın belirli alanlarına sınırlı şekilde nüfuz edilebilir. Dönüştürülen şey, dönüşüme uğradığı an, her türlü tahakkümden de sıyrılmaya başlamış demektir. Nesnenin artık kendi “ben”i, kendi içselliği açığa çıkmaya başlamıştır.

4. Anomali oluşturmak nesnenin numesinin kavranabilirliğine yaklaşmaktır; nesnelerin doğal durumda hiçbir şekilde karşılaşamayacağımız olanaklarına doğru ittirilmesidir; duyusal nitelikler üzerinden öznenin müdahilliğiyle bileşikleşerek gerçekliğe geçiştir. Kavranabilirliğin ve olanaklılıkların açığa çıkması ancak alımlama edimiyle, öznenin kendisini nesneye tümden bırakmasıyla, başka bir deyişle, kendinden taşmasıyla mümkün olabilir.

5. Yapıt anlam üretmek zorunda değildir. Bir yapıtta anlam varsa, her daim geçmişten süregelir. Yapıttaki an, anlam oluşturmaz.

6. Geçmiş, yalnızca yapıttaki sürenin geçmişliği değildir. O tümüyle beşeri tarihtir.

7. Yapıt yalnızca sanatsal olan bir söylemdir, söyleyiştir. Söylemselliğinin sanat dışılığı veya daha açık bir ifadeyle poetika-dışılığı, yapıtı imleyebildiği [signify] her semantik olanağı (politik, kültürel, bilimsel, tarihsel, vd.) alımlayan özneye aktarmaya ve yansıtmaya muktedir kılar. Bu semantik olanaklılıklar zincirini doğrudan gösterilenlerden ziyade kompozisyonel işleyiş ve yöneliş inşa eder. Bu, poetikaya içkindir ve kesinlikle herhangi bir sanat dışı kaynağa [extra-source] işaret etmek yükümlülüğünde de değildir. Şayet yapıtın politik bir yanı varsa, bu yanı “Nasıl?” sorusuna içkindir; içsel bir işlemedir. Nasıl ki politika bizzat retorik üzerinden düzanlamcılığı yadsıyorsa, yapıt da benzer şekilde yadsır onu, dolaylılıkta açığa vurur kendi tözünü.

8. Yapıtta anlam ilkin yapıtın söyleminin ve söyleyişinin (ki bunlar bizzat ifade ediştir) simgeleri üzerinde ve içinde, onları dışarıya doğru çıkarsayarak, özne-nesne karşılaşımıyla bulunur. Ardından yorum üzerinden limitsizliğe doğru gitmeye muktedir olan anlam olanakları çıkarılır. Öyleyse anlam yalnızca çıkarımsaldır.

9. Anlam, yapıtın içerisindeki gösterenler sayesinde oluşturuluyorsa ve bu gösterenler bir araya gelerek yoruma açık bir gestalt meydana getiriyorsa, anlam yorum aracılığıyla yapıtın dışında ve dışından çıkarılmış olur.

10. Anlamı dilin dışından yahut dilden bağımsız olarak tahayyül etmek mümkün değildir. Sanatın deneyimi sanatın dili aracılığıyla simgelerden sembollere gidişin pratiğe dökülmüşlüğüyse, anlam da dille inşa edilir.

11. Dilde simgelerin önceliği anlam yaratmaktır. Oysa yapıttaki simgelerin bir araya gelmişliği ilkin anlam uğruna olmaz. Yine de nihayetinde dönüştürülmüş bu bütün, bir anlam yaratma aracı olmaya her daim muktedirdir.2

12. Anlam en nihayetinde simgeleştirilmiş ifadeden, ifade edişten başka bir şey değildir ve dilin problemleri, yani anlamın simgeye iliştirilmişliğinin problemleri yapıtın yapıtlığını da meydana getirir.

13. Yapıta bağdaşık herhangi bir anlam yoktur ki yorumdan erkin olsun. Yapıtın yoruma elverişliliği, dolaylılığından süregelen açıklık neticesinde olur. Yapıt terk edildikten sonra öznelerle bir araya geldiği sürece yoruma tabi kalacaktır.3 Yapıtı karşılayan bir özne olduğu müddetçe yapıt direnir. Bu yüzden yorum, yapıtın zamansallığını sürekli kılar.

14. Yorum dilin kendisidir. Yorum, dolaylı anlamın dolaylı bir şekilde alımlanmasının ve yeni bir simge sistemine aktarılmasının yine dolaylı dışavurumudur.

15. Her yorum, kendinden olmayan her şeyin bulunabileceği bir kovaya yapıtı daldırıp çıkarmaktır. Bu yüzden yorum sınırsızdır, onun bıraktığı iz de.

16. Bir yapıtın sahip olduğu yegâne enformasyon, kendisinde enformasyon bulunmamasının [absenceness] enformasyonudur. Yapıt düzanlamla niteli vaziyette değildir. 

17. Olgular poetika oluşturamaz. Enformasyon tözün tözlüğünü yadsır. 

18. Yapıt, bulunmayışlığın enformasyonunu dahi dolaylı şekilde, kendi içinde değil de dışarısıyla ilişkisinde taşır. Yapıtın sahip olduğu tek enformasyon, adeta onun bir yan ürünüdür ve ürünündedir.

19. Mutlak [absolute] yapıt, numenleri kavramaya en çok yaklaşan sanat deneyimini sunar ve salt ampiriktir.

20. Yapıtı zanaattan ayıran şey, onun içten-içe açıklığıyla ve açıklığından doğan, doğabilecek tüm özne-nesne ve nesne-nesne ilişkilerinin toplamıdır.

21. Yapıtın bütünsellik kurmaya duyduğu ihtiyaç, duyumsayışımızın tikel olamayışındandır. Tepeden tırnağa bağıntılı olan yalnızca yapıt değildir, sanatsal deneyim de bir bütün olarak bağıntılıdır.

22. Yapıt zamansal açıdan iki türdür: donmuş [paused] yapıt ve akış yapıt.

23. Donmuş yapıtın içindeki zaman tamamen duyumsanışına içkindir; onunla ve ondan var olur. Akış yapıtta ise zamanın içinde duyumsanan süre vardır. Akışın süresinin biçimi belirlediği gibi, sürenin içindeki atımlılık da aynı ölçüde biçimi inşa eder. Donmuş yapıtta ise zamansallık bazen uzamda, bazen de bir şiirin ritmi ya da bilinç akışıyla yazılmış uzun bir paragrafın ritmi gibi alımlamaya sunulmuş olanaklılıktadır. Donmuş yapıtın ritmini alımlayan özne, deyim yerindeyse biricik bir teatrallikle onu icra eder ve her ne yaparsa yapsın, kendisini yapıta teslim ettiği sürece yapıtın ritmini ve zamansallığını donmuş nesne üzerinden hisseder. Böylece özne ve nesne bütünleşir, bileşik nesne hâline gelir.

24. Akış yapıt, anları “kendi uğrunda” geçmişe dönüştürür. Böylece o aktıkça onun içerisindeki her bir an, kendinden öncesine daha bağımlı ve bağıntılı hâle gelir, kendi süresel geçmişinin tahakkümü altına girer. Geçmişin yapıta etki ettiği kadar, yapıt da geçmişe etki eder. Bütünsel bir bağıntılılık hâline sahip olması, onun etkilenimlerini hem geçmişe hem de geleceğe dönüşlü kılar.

25. Akış yapıtta alımlayan öznenin müdahilliği, bizzat duyumsal arketipleri üzerinden, içsel düzlemde ve düzlemden gerçekleşir. Dolayısıyla akış yapıtın estetiği, alımlayan öznenin duyumsal arketiplerine içkindir.

26. Estetik, tekniğe meydan okumadır, zira teknik düzanlamlılıktır. Estetik yaratmak, kendinde olan şeyi kavramaya meyletmektir.

27. Biçim estetik, estetik ise biçimdir, biçimin ta kendisi. Zira estetik ve biçim dönüşlüdür; biri ötekinden var olamaz, birbirleriyle var olurlar.

28. Teknik, bütünsellik ve kompozisyon uğruna estetiğin baskılanmasıdır.

29. Kompozisyon, dönüştürülmüş parçaların dönüşmüşlükleri üzerinden bir araya getirilerek bütünselleştirilmeleridir. Bu yüzden yalnızca kompozisyon analiz edilebilir, yapıt değil.

30. Analiz etmek, yapıtı gestaltinden uzaklaştırır. Analiz, yapıtın deneyimselliğinin bütünlüğüne hasar verir. Anda olan deneyim de anda oluşlardan edinilmiş deneyim de analiz edilerek izah edilemez. Belki tarif edilebilir, ancak bu da kişiyi aktüel sanat deneyimine oldukça cüzi bir seviyede yaklaştırabilir. Bu bağlamda her izah ediş aynı zamanda deneyimi ıraksamaktır.

31. Sanat deneyimi dışsallık ile içsellik arasındaki her şeyin nesne üzerinden açığa çıkarıldığı bir oluştur. Nesne ile özne arasındaki mesafenin metafiziksel izdüşümüdür. Sanat deneyiminin içerimi [implication], alımlayan öznenin müdahilliğiyle nesnelerin içsellik ve dışsallık arasında bıraktığı uçsuz yarıkta yer alır. Böylece alımlayan öznenin müdahilliği, onu duyusal nitelikler-duyusal nesneler dikotomisinden, duyusal nitelikler-gerçek nesneler dikotomisine götürür. Başka bir deyişle, sanat gerçeğe ulaştırır. Sanat deneyimi nesnenin kendinde olan şeye ilişme olanağını yapıt ve özne üzerinden sunar.

32. Yapıt, bileşikleşen şeydir;4 alımlayan öznenin duyumsayışıyla yaratan öznenin dönüştürme ediminin üzerinde kesiştiği nesnedir. Bu kesişim gerçek nesnedir; kendinde olanın estetik üzerinden ve alımlayan özne aracılığıyla zuhur etmeye muktedir olduğu yegâne şeydir.*

* İşbu metin dizisinin tamamlanması ve paylaşılması konusunda beni cesaretlendiren ve süreç boyunca dizinin gerek teknik gerekse kompozisyonel açıdan iyileştirilmesi konusunda her daim yol gösteren editörümüz Furkan Keçeli’ye, dizinin ilk metni olan “Alımlayan Özne”yi okuyup, eleştirileriyle ardından gelen metinlerin muğlaklığının giderilmesinde büyük katkıları bulunan Kerem Keçeli’ye, dizinin yazılma sürecinde bana önerdiği her biri birbirinden elzem kaynaklarla, özellikle de dizinin son metninin yazılma sürecindeyken beni Nesne Yönelimle Ontoloji’yle tanıştırarak metinlerin izlediği yolun belirginleştirilmesi ve dizinin güncel bir boyut kazanması konusunda büyük katkıları bulunan Hasan Cem Çal’a en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

1. José Ortega y Gasset, “An Essay in Esthetics by Way of a Preface”, çev. Oğuz Karayemiş [çeviride ufak değişiklikler yaptık], 139.

2. Gilles Deleuze, Anlamın Mantığı, çev. Hakan Yücefer (İstanbul: Norgunk Yayıncılık, 2015), 91.

3. Hatta başka nesnelerle bir araya gelince dahi... Şayet her nesnenin bir “ben”i olduğuna dair bir inanç varsa.

4. Graham Harman, Nesne Yönelimli Ontoloji, çev. Oğuz Karayemiş (İstanbul: Tellekt, 2020), 88.

Burak Öztürk, eser, müze, nesne (obje), özne, sanat, yapıt, Yapıt ve Özne