“Hata Yapılabilir”
Daha Yakın
Yüzümü duvara dönüp, kol boyum kadar uzağa geçiyorum. Dirseklerimi kırmadan ellerimi duvara dayıyorum. Parmaklarımla yukarıya tırmanarak gövdemi duvara yaklaştırmaya çalışıyorum. Sol kolum sağdan erkenci. İki nefes durup, örümcek gibi aşağıya süzülen parmaklarımla başlangıç pozisyonuna geri dönüyorum. Bu hareketi üç-beş kez tekrarlıyorum. Sonra diğer hareketlere geçiyorum. Ne kadar çok yaparsam, kolumun o kadar erken normale döneceğini söylüyor doktorlar.
Yeni normal kavramının dillere pelesenk edildiği şu günlerde, ben normalin ne olduğunu kendi bedenimle sürekli sorguluyorum. Yaşadığım değişimlerin bir kısmı geçici; yanıp sönen saçlarım, renk değiştiren tırnaklarım ya da henüz tam açılmayan sol kolum gibi. Biliyorum ki yan etkiler azaldıkça eski hâlime geri döneceğim. Öte yandan, organ kaybı gibi eskiye dönüşün mümkün olmadığı değişimler de var. Onlarla baş etmek biraz daha emek istiyor. Ama yine de, başımıza gelen hiçbir şey onun gerçekleşmesi fikrinden daha kötü değil. Tıpkı ameliyat gibi. İronik bir şekilde, tedavi sürecim boyunca kendimi en güvende hissettiğim yer, öncesinde o yatmaya korktuğum ameliyat masası oldu. Çünkü çoğunlukla bilmediğimizden ve bilmediğimiz o şeyi düşündüğümüzden korkuyoruz. Hiç şüphesiz korktuğum biraz da ameliyat sonrası bedenimle nasıl ilişki kuracağımdı. Oysa insan aklı her koşulda kendine normal gelmeye meyyal. Azı, çoğu; doğrusu, yanlışı; eksiği, fazlası kendine göre hep. Sonuç olarak, sadece kendi sesinizi duyabildiğinizde, nefes alıp verdiğiniz her hâl kaçınılmaz olarak normalinizdir.
Her şeye rağmen, “Bir normal var bende yeni normalden içeri” diyebilmek için biraz zaman gerekiyor. Ama öyle ya da böyle, benzer meselelerle mücadele eden herkes, önünde sonunda kendi yolunu buluyor diye düşünüyorum. Çünkü kaldırma gücü her zaman hastalık paketine dahil; tabii görmek isterseniz. Zaten belki de bu yüzden kendimizin değil de başkasının başına geldiğinde içimizin cız edişi. Ne de olsa başkasının acısını kaldırma gücü bizde değil. Hayat bilgisi kitaplarındaki “Vücudumuzu Tanıyalım” görsellerine bile zar zor bakan birisi olarak, yara resimlerine bakmakla başladım işe. En basitinden, bundan sonra “Yaraya bakamam” deme lüksüm olmayacaktı. Müstakbel yara izimle şimdiden barışmalıydım. Sonra, kanserle mücadele eden hiç tanımadığım insanları takip etmeye başladım sosyal medyada. Bazen, biricikliğimizi sürekli kutsadığımız şu dünyada bile yalnız olmadığımızı, her şeyin sadece bizim başımıza gelmediğini bilmek istiyoruz. Öte yandan herkesin tecrübesi benzer görünmekle beraber, parmak izi gibi, kendine özel.
Kanser gibi dipsiz bir meseleyle uğraşırken bile önce yüzeydeki sorunlara takılıyor insan. Ameliyattan sonra nasıl görüneceğim? Mevcut kıyafetlerimi rahatça giyebilecek miyim? Hangi alışkanlıklarımı değiştirmek zorunda kalacağım? İki memeli, tek memeli ya da dümdüz olmak neyi değiştirir? Protez yaptırmamayı seçersem ne olur? Bedenimle ilgili aslında doğada olmayan bir sorunun cevabını aradım. Hissim her an değişti; değişmeye de devam ediyor. Öte yandan protez olasılıklarını inceledikçe anlamını da sorgular oldum. Doğurganlık ve kadınlıkla özdeşleşen meme, ne sembolik ne de pratik olarak ikamesi mümkün olan bir organ gibi görünüyor. Örneğin, protez bacak gibi hareketi sağlayarak pratik bir amaca hizmet edemez. Meme protezi sadece dış görünüşü düzeltmek ve norma uymakla ilgili bir seçim olabilir. Aynı durum, benzer bir mantıkla, ameliyat olamayan ya da olmak istemeyen kadınlar için üretilmiş protez sütyenleri ve mayoları için de geçerlidir. Hiç şüphesiz bu çözümler hayat kurtarır ve birilerine iyi gelebilir. Öte yandan, tasarım eğitimi almış biri olarak, toplumsal norma uymaya çalışan bu üretimlerin kullanıcısını incitebilecek bir eksiklik vurgusu içerdiğini düşünüyorum. Olmayan memeyi var gibi göstermek yerine, tek memeli kadınların kullanması için üretilmiş bir sütyen yok muydu peki?
Meme Kanseri Konsorsiyumu (BCC) üyesi Cathie Malhouitre, 37 yaşında meme kanseri tanısı koyulmuş bir tasarımcı ve sanatçı. Mastektomi, kemoterapi ve radyoterapi tedavilerinin ardından, bir an önce iyileşip normal rutinine geri dönebilmek için rekonstrüktif cerrahi operasyon geçirmeyi tercih etmemiş. Zaman içerisinde tek memeli vücuduyla barışmayı başaran Cathie, teşhisten dokuz yıl sonra, bu kez diğer memesinde nükseden kanserle karşı karşıya kalmış. Meme koruyucu cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi tedavilerinin ardından, deneyiminin üzerini örtbas etmek ya da görünümünü normalleştirmek yerine, kanser hakkında samimiyetle konuşabileceği gerçekçi bir alan yaratmış kendine. Cathie’nin aynalardan ve kendisinden kaçmayı bırakıp yeniden kendine güvenmesini sağlayan şey ise tek memesi olan kadınlar için tasarladığı Souti1. Adını Fransızca sütyen [soutien-gorge] kelimesi ile tek memeyi temsil eden 1 rakamının birleşiminden alan bu tasarım, iki yıllık bir araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış. Basının hayli ilgisini çeken bu sütyen, Kanada Kadınlar Müzesi’nde bir süre sergilenmiş. İlginç olan, üretildiği 2010’da Fransa gibi iç çamaşırının merkezi sayılabilecek bir yerde bile Souti1’den önce tek memeli sütyen olmayışı. Daha da ilginci, öncülü olmayan bu tasarımın, geçen on yıl içerisinde ardılının da olmayışı.* Cathie’nin asimetrik zarafetini yansıttığı tasarımı hem önemli bir boşluğu dolduruyor, hem protezlerin sunduğu normatif değer üretimine katkı sağlayan çözümleri sorguluyor, hem de farkındalık yaratmak için çok etkili bir araç diye düşünüyorum. Kanserle mücadelesinin ikinci raundu fiziksel ve duygusal açıdan daha zorlu geçse de Cathie yaratıcılığıyla, değişen bedenini ve hayatı yeniden kucaklamayı başarmış iyi bir örnek. Öyle ki, Philippe Joubert’nin, yaşamın sınırlarını zorlayan trajik olaylara ve onlarla baş etme hikâyelerine odaklandığı kısa filmi “Un Message Personnel”de Cathie de kendi deneyimini cesurca aktarıyor.
Musée de la femme’daki
yerleştirme görüntüsü),
tasarım: Cathie Malhouitre,
kaynak: BCC
Tek memesi olan kadınlar için sütyen araştırırken karşıma çıkan bir başka yaratıcı hikâye de Finlandiyalı Elina Halttunen’e ait. Elina, mastektomi ameliyatından sonra saklanmadan, kapsamlı plastik cerrahi operasyonlara girmeden ve plajda rahatsız edici protez kullanmak zorunda kalmadan yüzmeye devam etmek istemiş. Tıpkı Cathie gibi o da bu şekilde tasarlanmış bir bikini bulamayınca kendi çözümünü üretmek zorunda kalmış. Kendisini tek memeli ve yüzmeye tutkun bir kadın olarak tanımlayan Elina, kendini kanserden önce olduğu kadar özgür ve aktif hissetmek için Monokini 2.0’ı tasarlamış. Mastektomi ameliyatı geçirmiş başka kadınların da ihtiyaç duyabileceğini düşünerek bunu bir tür farkındalık projesine çevirmiş. Sanatçılar Katriina Haikala ve Vilma Metteri öncülüğünde Finlandiyalı on moda tasarımcısının katılımıyla on mayodan oluşan bir koleksiyon tasarlamışlar. Meme kanseri geçirmiş kadınların modellik yaptığı proje kapsamında çeşitli defile ve fotoğraf sergileri yapılmış. Monokini 2.0, popüler kültürdeki, kadının ideal görünümüyle ilgili dar görüşü sorgulamanın yanı sıra sosyal bir tabu olan çıplaklığı da ele alıyor. Bu çok aktörlü ve cesur projede, asimetrik durumun mayo tasarımı için yaratıcı potansiyelleri ortaya çıkardığını da rahatlıkla söyleyebilirim.
(tasarım: Elina Halttunen) ve
Kaisa (tasarım: Teemu Muurimäki),
kaynak: Monokini 2.0
Tasarımla uğraşanların konuyla ilgili yaklaşımları daha sorgulayıcı ve cesur gibi görünse de, böyle bir durumda taraf seçmek o kadar da kolay değil. Ya da bazen tasarımcı olarak doğru bildiğimiz şeyin hayatımızdaki pratik karşılığını bulamayız. Bu -mış gibi yapmadan, doğal olanı kabul etme meselesinin de biraz böyle olduğunu düşünüyorum. Alexandra Naoum’un yönetmenliğini yaptığı “L’Amazone” kısa filminde 30 yaşındaki mimar Elie, mastektomi ameliyatından sonra kaybettiği memesinin yerine protez yaptırmaz. Ancak bir partide, artık görmeyeceğini düşündüğü bir adama âşık olur. İlk refleksi asimetrisini gizlemek olan Elie, yeni kadınlığı konusundaki şüpheleriyle yüzleşmek zorunda kalır.
His ki en çok ‘an’a içkin, elbet her an değişebilir. Hiç şüphesiz benimki de sürekli değişecektir. Kendi adıma konuyla ilgili bildiğim tek bir şey var: Bir süreliğine bile olsa, artık kalbim güneşe daha yakın.
13 dak., 2018, ekran görüntüsü
* En azından şimdilik ben bulamadım.
