“Hata Yapılabilir”
Neler Oluyor?
“Hepimiz suyun içindeyiz. Hayat, gerçekten de suyun ortasında olmaya benziyor. Suyla savaşırsanız, su düşmanlaşır ve sizi içine çeker. Suyun üzerinde durmasını, hatta yüzmesini öğrenmek, ancak suyla dostlaşarak mümkün. Su, onu dost olarak gördüğümüzde bizi kaldırır, ilerlememize yardımcı olan hareketi sağlar.”1
Nihan Kaya’nın yaşamın belki de püf noktası sayabileceğim sözlerini okuduğumda verdiği bu örneğin, kanserle farkında olmadan kurduğum ilişkiye ne kadar benzediğini düşündüm. Kanserle dost olduğumu söyleyemem elbette, ama başından beri onunla savaşmadığımı pekâlâ biliyorum. İtiraf edeyim öyle kuru bir kabul de sayılmaz bu yaptığım. Olan biteni tüm açıklığıyla kavramaya çalışırken, yola nasıl ve ne şekilde devam edeceğimi de bulmaya çalışıyorum. Bu deneyimi de olabildiğince naif bir şekilde Manifold okurlarıyla paylaşıyorum. Hiç şüphesiz başımıza gelen her olayla değişip dönüşüyoruz. Öte yandan yaşamın sınırını zorlayan durumların üzerimizdeki etkisi daha dönüştürücü ve daha keskin oluyor genelde. Öyle ki, bazen en yakınlarınıza bile ne demek istediğinizi anlatmak zor bir hâl alabiliyor. İşte bu yüzden, sorgulamak dönüşmeye ve belki en çok da kabul etmeye dahil. Soruyu soran daha cümlenin sonuna varmadan başlıyor değişmeye.
Tüm bu süreçte benim baş etmekte en zorlandığım durum mastektomi ameliyatıyla içime oturur sandığım eksiklik hissiydi. Ameliyattan önce, tuhaf bir biçimde, iki mememi birden kaybedecek olsam yeni bedenimi kabul etmenin daha kolay olacağını düşünüyordum. Ama çok şükür ki korktuğum gibi olmadı. Peki iki organını birden kaybetmenin, tekinin eksikliğinden daha iyi olması mümkün müydü gerçekten? Beni böyle düşünmeye iten neydi? Ve neydi ameliyat sonrası yakın çevreme bile anlatmakta güçlük çektiğim şey?
İsteğim aslında çok basitti; yatağa girdiğim gibi sokağa çıkabilmek ve sokağa çıktığım gibi yüzebilmek, yani olduğum gibi görünür olmaktı derdim. Ne ki, asimetrik ya da norm dışı bir bedenin tercih edilebilir olmadığına dair yerleşik bir toplumsal algı var ve bu algının değişmesi hiç kolay değil. Bu bedenlere uygun olarak tasarlanmış giyim ürünleri bulmak ise pratik olarak pek mümkün değil. Piyasada kullanılabilir ürün var olmayınca zaten kolay olmayan bu kararı sürdürmek de zorlaşıyor. Talep olmayınca gerçekleşmeyen arz ve arz olmayınca da olabilirliği dahi düşünülemeyen bir kısır döngüye dönüşüyor durum. Hâl böyleyken, insan bir anlamda alternatifsiz bırakıldığı o muğlak ve tekinsiz alandan kendisini nasıl çıkarabilir? Yola asimetrik bir bedenle devam etmeye niyetlenince anladım ki bu durumu sadece benim kabul etmem yeterli değil. Feminist düşünür Judith Butler, hiçbir zaman tam anlamıyla bize ait olamayan bedenin toplumsal yaşamın potasında şekillenmiş kamusal bir boyutu olduğunu belirtirken, “Kamusal alanda toplumsal bir fenomen olarak kurulan bedenim benimdir ve benim değildir” diyor.2
Hiç şüphesiz, pandemi olmasa ve her gün işe gitmek zorunda olsam bu süreci çok daha farklı bir şekilde deneyimlerdim. Üstelik hissimi bu kadar rahat tartamayabilirdim de. Pandemi sonrası eski gündelik rutine döndüğümüzde kendimi nasıl hissedeceğimi ve ne isteyeceğimi elbette bilmiyorum. Ama hâlâ bu durumu bir eksiklik değil, herkese düşen bir farklılık olarak değerlendiriyorum. Bunu tekrar tekrar, altını çize çize ve hatta yüksek sesle söylemeye de devam edeceğim.
Manifold işbirliğiyle yürüttüğümüz Me Projesi, kendi mastektomi deneyimimden yola çıkarak başladığım sorgulamanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. 15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü’nde, mastektomi ameliyatından sonra rekonstrüksiyonu veya silikon meme protezi kullanmayı tercih etmeyen ya da bu olanağı bulamayan asimetrik bedenlerin rahatlıkla kullanabileceği iç çamaşırı, mayo ve üst giyim ürünleri tasarlanmasına yönelik bir çağrı yapmıştık. Aynı gün Mavi’nin Instagram yoluyla yaptığı hikâye paylaşımı, Me! çağrısının beklentimizin çok üzerinde bir kitleye ulaşmasını sağladı. Me Projesi’ne gösterdikleri ilgi ve kıymetli destekleri için Mavi’ye çok teşekkür ederim. Sosyal medya hesaplarından projeye dair görüşlerini bildiren ve çağrıyı paylaşan herkese müteşekkirim. Böylece, projenin kritik niyetleri arasında olan meseleyi görünür kılmayı, projeyi olabildiğince geniş bir kitleye ulaştırarak bir nebze de olsa başardığımızı düşünüyorum.
Bu süreçte, çağrımıza kendi özel hikâyelerini paylaşarak destek verenler de oldu. Bu özel hikâyeler bana, kadınlığa dair pek çok durum gibi, problemlerin de konuşulmadığını, bu tür durumları paylaşıp tartışabileceğimiz, birbirimizden destek alacağımız bir ortamın var olmadığını ve bunun ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Öte yandan çağrımıza simetrik kalıplı ve protez kullanımına yönelik tasarımlar gelmeye başladığında aslında derdimizi tam olarak anlatamadığımızı fark ettik. Konuya açıklık getirmek ve olası soruları cevaplamak için sevgili Ezgi Tuncer ve Esen Karol ile birlikte 22 Kasım Pazar günü “Normatif Beden Algısı ve Me!” başlıklı bir Zoom etkinliği gerçekleştirdik. Konuyu farklı yönleriyle tartışmaya açtığımız bu etkinliğin, hem bir diyaloğun başlangıcı olduğunu, hem de projenin farkındalık yaratma niyetine önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. Etkinliğe katılarak gerçekleşmesini sağlayan herkese minnettarım.
Zaman içerisinde fark ettik ki, çağrı metninin anlaşılmaması ifade biçimimizle ilgili değil; yukarıda bahsettiğim o kanıksanmış algıyla ilgili. Bu algı zihinlerimize o kadar yerleşik ki, projenin ismi Türkçe olmasına karşın pek çok kişinin “Mi” olarak okumaya yatkın olduğunu gözlemledim. Yani dilde bile zor, memenin iki hecesini birbirinden ayırıp “Me!” diye bırakmak. Zaten piyasadaki tüm sütyenlerin memenin birbirine eş iki parçadan oluşan tek bir organ gibi ele alınarak tasarlanmış olması algının yerleşikliğiyle ilgili durumu ziyadesiyle iyi özetliyor diye düşünüyorum. Aksi durumun elbette biricik ya da doğru olan değil, ama alternatif bir yol olduğunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Çağrımıza yanıt veren sevgili Ayşe Kongur, Cansu Karaağaç, Ece Güngör, Eda Bayıroğlu, Ediz Cem Tüzün, Dila Gümüş, Fatih Sevimlikurt, İpek Burnaz Uluocak, İrem Gültekin, İsmihan Oktay, Ruşen Eroğlu, Şeyma Bayram ve Yaşar Uslu’ya tasarımlarını bizimle paylaşarak Me Projesi’ne destek oldukları için canıgönülden teşekkür ederim. Üstelik bu konu üzerine sadece düşünmekle kalmayıp, zarif ve güç veren dileklerini de bizimle paylaştılar. Katılımcıların her birini harcadıkları emek, gösterdikleri ilgi ve duyarlılık için kutluyorum.
Projenin sürdürülebilirliği ve daha çok kişiye ulaşması için hedeflediğimiz üretim ve kalıp dolaşımı konusundaki isteğimiz baki. Şimdilik ilk sözümüzü tutarak, bize ulaşan tüm tasarımları sizlerle paylaşıyoruz. Tüm katılımcıların uzattığı iyi niyetli elin ileride daha çok kişiye uzanacağını umarak, projenin bundan sonraki adımı üzerine düşünmeye devam ediyoruz.
*
— ELBİSE —
Eda Bayıroğlu
---
Yaşar Uslu
---
*
— GÖMLEK —
Ayşe Kongur, “Buz”
---
Ece Güngör
---
*
— MAYO —
Cansu Karaağaç
---
Dila Gümüş, “Meyo”
---
Ece Güngör
---
İrem Gültekin
---
Şeyma Bayram
---
*
— SÜTYEN —
İpek Burnaz Uluocak
---
İsmihan Oktay
---
Ruşen Eroğlu
---
*
— TİŞÖRT —
Ayşe Kongur, “Yel”
---
Ediz Cem Tüzün
---
Fatih Sevimlikurt
---
Ruşen Eroğlu
---
Yaşar Uslu
---
1. Nihan Kaya, İyi Toplum Yoktur, İthaki Yayınları, İstanbul, 2019, s. 85. [Yazar bu hikâyeyi ilk kez Kar ve İnci isimli romanında anlatmış].
2. Judith Butler, Kırılgan Hayat: Yasın ve Şiddetin Gücü, İstanbul, 2018, s. 41.
